13 Mayıs 2019 12:18

Dünden bugüne hak gasplarına karşı emek mücadelesinden kareler

1960’lardan kıdem tazminatı tartışmalarına gelen süreçte Türkiye işçi sınıfı ve emek mücadelesi tarihinin belli başlı uğraklarını ziyaret edeceğiz.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Emek-sermaye arasındaki karşıtlık, tarihin birçok döneminde gerek küçük ve yerel eylemlere, gerek kitlesel direnişlere gerekse de tarihin akışına damga vuran devrimlere neden olmuştur. Bu yazıda 1960’lardan başlayarak günümüzde kıdem tazminatı tartışmalarına gelen süreçte Türkiye işçi sınıfı ve emek mücadelesi tarihinin belli başlı uğraklarını ziyaret edecek, hak gasplarına karşılan verilen emek mücadelesinin rotasını çizmeye çalışacağız.

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ TARİHİNDE DÖNÜM NOKTASI: KAVEL DİRENİŞİ

Sarıyer’de kurulu olan Kavel Kablo Fabrikası’nda 28 Ocak 1963’te başlayan iş bırakma ve direniş eylemi, işçilerin grev hakkının 275 sayılı Toplu İş sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu ile yasalara geçmesiyle son buldu. Türk-İş’e bağlı Maden-İş Sendikası’na üye 170 işçinin sabrını taşıran ise fazla mesai ve kıdem esasına göre verilen yıllık ikramiyelerin kaldırılması ve sendikadan istifa etmeleri yönündeki baskılar oldu. Maden-İş’in yaptığı görüşmelerde sonuç alınmadı. İşçiler, patronun bu saldırgan tutumunu protesto etmek için iş bırakarak tezgah başına oturdular.

Grev ve toplu sözleşme yasalarının henüz çıkmadığı ve grevin yasak olduğu bir dönemde yapılan bu Kavel Direnişi, Türkiye işçi sınıfı tarihinde dönüm noktasıydı. Eylemin grev hakkının verilmesini zorlayıcı niteliği, çalışma hayatını düzenleyen yeni yasaların çıkarılmasında önemli bir rol oynadı.

BİNLERCE İŞÇİ SOKAKLARDAYDI: 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ

15-16 Haziran Direnişi bundan 49 yıl önce devlet eliyle sendikal bürokrasinin güçlendirilmesine karşı işçilerin isyanıydı. 1970 yılında sendikalar, grev ve lokavt kanunlarında değişiklik yapılması için taslaklar hazırlandı. “Güçlü sendikacılık yaratılması” iddiasıyla gündeme gelen değişikliğin asıl amacı sendikal örgütlenmenin ve grev hakkının kısıtlanmasıydı.

DİSK üyesi işçiler ise bu tasarıyı sert bir şekilde tartışırken verilecek mücadeleler için işyerlerinde “Anayasal Direniş Komiteleri”ni kurdu. 13 Haziran’da DİSK’e bağlı sendikaların yönetim kurulları ile işyeri temsilcilerinin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Tasarının Mecliste kabul edilmesinden 4 gün sonra 15 Haziran 1970’te protesto eylemleri başladı. İlk gün 70 bin işçi ilk önce fabrikalarına girip çalışmadan beklediler. Daha sonra fabrika dışına çıkarak yürüyüşe geçti.

KAZANILAN HAKLARA 80 DARBESİ

15 ve 16 Haziran’da büyüyerek tüm Türkiye’ye yayılan bu büyük direnişin ardından Mecliste kabul edilen tasarı 16 Haziran’da Cumhuriyet Senatosu’nda gündeme geldi. Tasarı yapılan değişikliklerle Cumhurbaşkanı’na gönderildi. Tepkilere karşın Cumhurbaşkanı yasayı 6 Ağustos’ta onayladı. Bunun üzerine TİP ve direniş üzerine tavır değiştiren CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Mahkeme 8-9 Şubat 1971 tarihinde aldığı kararla yasayı iptal etti. Sendikal yasalardaki değişiklikler ancak 1980 darbesiyle yapılabildi.

TOPKAPI AMBARLAR GREVİ: TARİHİ KAZANIM

İstanbul bugün olduğu gibi o dönem de taşımacılık sektörünün merkeziydi. Topkapı’da kurulu Ambarlar Sitesi’nde 150 civarında firma bulunuyordu ve bu firmalar hemen her ile taşıma yapıyorlardı. Her firmada ortalama 10-15 işçi çalışırdı. Topkapı Ambarlar’da işçiler hiçbir sosyal hakları olmadan, yevmiye usulü çalıştırılıyor, sigortaları da çoğunlukla yatırılmıyordu. Uzun çalışma saatleri boyunca ağır yükler kaldıran işçiler bel fıtığı vb. hastalıklarla da boğuşuyordu. Hiç ara vermeden yük taşıyan şoförlerin bazen haftalarca evlerine gitmediği olurdu. Başlama saati belli, bitiş saati belli olmayan bu ağır iş için ödenen ücretler ise temel ihtiyaçları bile karşılamaktan uzaktı.

12 Eylül darbesi sonrasında 1983 yılında yeniden faaliyetlerine başlayan Türk-İş’e bağlı TÜMTİS, 1984 yılında İstanbul başta olmak üzere birçok ilde örgütlenme çalışmaları yürütüyordu.

“%212 ZAM”

1987 yılı nisan ayı TİS dönemiydi ve artık çalışma koşullarının iyileştirilmesi, ücretlerin insanca yaşam için uygun hale getirilmesi gerekiyordu. İşçilerle görüşmeler yapılmış, anketler düzenlenmiş ve işçinin taleplerini içeren toplusözleşme metni hazırlanmıştı. Ancak patronlar talepleri karşılamaya yanaşmıyordu.

Bunun üzerine işyerlerinde grev komiteleri oluşturuldu. Arabulucu aşamasında da anlaşmaya varılamaması üzerine işçiler, 16 Eylül 1987’de, o dönem TÜMTİS Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Sabri Topçu ile birlikte grev pankartını astı. Aynı anda İzmir, Ankara, Manisa ve Denizli’de de greve çıkıldı.

1 Mayıs 1988’de, direnişin 226. gününde Nak-İş ile TÜMTİS arasında sözleşme imzalandı. Yedi ay süren bu grev tarihi kazanımlarla sona erdi. Grevin ertesinde gazeteler “yüzde 212 zam aldılar” haberleri yaptı.

1989 BAHAR EYLEMLERİ: ÇOK ÇEŞİTLİ EYLEM VE DİRENİŞLER

1980 darbesinden sonra sessizliğe bürünen işçi sınıfının yeniden uyanışı olarak bilinen bahar eylemleri 1989’da başladı ve etkileri 1990 ve yıllarında da devam etti. Bu dönem, ekonomik olduğu kadar siyasal etkileri de olan işçi sınıfı ve toplumsal muhalefet hareketinin önemli bir yükseliş dönemiydi. Kamu kesiminde çalışan işçilerin 1989 yılı mart, nisan ve mayıs aylarında başlattıkları bu eylemler 1990’ların hak mücadelelerinin yükselişinde önemli bir rol oynadı. Toplumsal muhalefetin kendine güvenini yeniden kazanmasını sağladı.

İşçi hareketini yasal olarak boğma ve etkisizleştirmekten başka bir işe yaramayan dönemin 2821-2822 sayılı sendikal yasalarına, hükümet ve patronların “düşük ücret, yüksek verimlilik” dayatmalarına rağmen işçiler hakları için eylemler yapmaktan geri durmamıştı. Saç ve bıyık kesme, sakal bırakma, siyah gömlek giyme, siyah çelenk bırakma, telgraf çekme, yalınayak yürüme, açlık grevi yapma, servis araçlarına binmeme, yemek boykotu, tüketici boykotu gibi üretimi doğrudan etkilemeyen eylemlerden, toplu viziteye çıkma, işe geç başlama, vezne önünde kuyruk oluşturma, iş yavaşlatma gibi üretimi doğrudan etkiler nitelikte eylemlere kadar miting ve hemen her gün yapılan yürüyüşlerle hayata geçirilen çok çeşitli eylem ve direnişler işçi sınıfının günlük mücadelesinin önemli bir parçası olmuştu.

GENEL GREV VE MADENCİ YÜRÜYÜŞÜ

Zonguldak’ta 48 bin işçiyi kapsayan sözleşmenin tıkanması üzerine 30 Kasım 1990’da başlayan eylemler 6 Şubat 1991’e kadar sürdü. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, madenleri ve madencileri Türkiye’nin sırtında kambur olarak nitelendiriyordu, maden işçileri bu tutuma karşı öfkelerinin ifadesi olarak eylemlerinde sık sık “Çankaya’nın şişmanı işçi düşmanı” sloganını atıyorlardı. Sadece madenciler değil tüm işçiler öfkeliydi. 3 Ocak 1991’de genel grev yapıldı. Tehditlere, genelgelere rağmen hayata geçirilen grevden bir gün sonra Zonguldak madencileri, ailelerinin de içinde olduğu 100 bin kişiyle Ankara’ya yürüyüşe geçti.

Büyük yürüyüş, işçilerin asker zoruyla Mengen’den döndürülmesiyle sona erdi ama grev devam etti. Bu sırada patlayan Körfez krizini gerekçe gösteren hükümet 25 Ocak’ta grevleri yasakladı. Maden işçilerinin sözleşmesi 6 Şubat 1991’de imzalandı.

Bu eylemler dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut’u koltuğundan ederken kitlesel eylemler, kararlı grevler sonucunda imzalanan sözleşmelerde tarihin en yüksek zamları alındı, ikramiye gibi yan ödemeler ve sosyal haklar yükseltildi.

DÜNDEN BUGÜNE KIDEM TAZMİNATI MÜCADELESİ

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın 10 Nisan 2019’da açıkladığı "reform paketi" ile kıdem tazminatının fona devri bir kez daha gündeme geldi. Türkiye'de 1936'da çıkarılan ilk iş yasasıyla çalışma hayatına giren kıdem tazminatı, bugüne kadar birçok kez hükümetlerin hedefi oldu.

İşçiye (işçinin hayatını kaybetmesi durumunda mirasçısına) iş sözleşmesi sona erdiğinde, çalıştığı süreyle orantılı olarak bir kerede ödenen (işçi taksitle ödemeyi kabul etmediği sürece) tazminata kıdem tazminatı deniyor. İşçinin kıdem tazminatı alabilmesi için işyerinde en az 1 yıl çalışmış olması gerekiyor.

Türkiye'de kıdem tazminatı hakkının tarihi, 1936'da çıkarılan ilk İş Yasası’na kadar gidiyor. Bu kanunla en az 5 yıl çalışan işçiye, her yıl için 15 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı hakkı tanındı. 1950 yılında 5 yıl çalışma koşulu 3 yıla indirildi. 1967’de kıdem tazminatı hakkı genişletildi ancak 1970’te Anayasa Mahkemesi bu kararı iptal etti. 1970’li yıllarda yürütülen mücadelenin etkisiyle kıdem tazminatı hakkı, 1975 yılında bugünkü halini aldı.

Patronların mücadelesi ise işçilerin kazanılmış kıdem tazminatı hakkını, oluşturulacak fonla ellerinden almaktı. 12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra, ülkede grevler yasaklanmış, sendikaların faaliyetleri durdurulmuş, mücadeleci sendikacılar ve işçiler hapsedilmişken patron Vehbi Koç, Kenan Evren’e yazdığı mektupta “Kıdem tazminatı karşılıkları, kurulacak bir fonda toplanmalı ve kalan kısım özel sektör yatırımları için düşük faiz ile kullandırılmalıdır” diyordu.

AKP hükümeti, 2003’te çıkardığı 4857 sayılı yeni İş Yasası ile "kıdem tazminatı fonu"nu yaşama geçirmek istedi ancak yükselen tepkiler buna engel oldu.

İŞÇİLERİN EN ÇOK DİLE GETİRDİĞİ TALEP

15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) ile grev yasaklarına başlayan iktidar, kıdem tazminatının fona devrini de bir kez daha gündeme getirdi. Öne sürülen argüman yine "Kıdem tazminatının güvencesi yok. Binlerce işçi kıdem tazminatını hak ettiği halde alamıyor. Kıdem tazminatını fona devrederek güvence getiriyoruz”du. Başkanlık sisteminin uygulanmaya başlamasıyla işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik saldırı yoğunlaştı. İktidar, bir taraftan 657 sayılı Kanun’daki değişiklikle kamu emekçileri için "performans sitemi" üzerinden iş güvencesini hedef aldı bir taraftan da kıdem tazminatının fona devri için yasa tasarısı hazırladı. Tepkiler üzerine yasa tasarısı askıya alındı.

28 Ekim 2018'de Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlanan "2019 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı"nda, kıdem tazminatı yeniden gündeme geldi.

31 Mart 2019 yerel seçimleri, ekonomik krizin gölgesinde geçti. Seçim süreci boyunca ekonomi en yakıcı gündem oldu, sendikalar ve emek örgütleri krizin faturasının işçi ve emekçilere kesilmesine karşı açıklamalar yaptı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da 10 Nisan’da açıkladığı "reform paketi"nde beklenildiği üzere işçilerin kıdem tazminatı hakkının gaspı için adım atılacağını ilan etti.

1 Mayıs’ta alanlarda işçi ve emekçilerin en çok dile getirdiği talepler arasında emeklilikte yaşa takılanların yanı sıra kıdem tazminatı ve kıdem tazminatının güvence altına alınması yer aldı. Hükümetten gelen açıklamalar ve 1 Mayıs’ta dile getirilen talepleri göz önünde bulundurduğumuzda önümüzdeki süreçte kıdem tazminatının gaspına karşı mücadele emek mücadelesinin önemli bir gündem oluşturacağını söyleyebiliriz.

ÖNCEKİ HABER

Çekicinden şimşek çıkanlar mı? Güneşten ışık yontanlar mı?

SONRAKİ HABER

AYM'ye bireysel başvurularda adil yargılanma ihlali birinci sırada

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa