06 Mayıs 2019 03:46

Sudan, Libya ve Türk dış politikasının iflası

Geçtiğimiz hafta Sudan ve Libya’daki gelişmeler ve bu çerçevede Türkiye yönetiminin dış politikası Arap basının gündemindeydi.

Fotoğraf: Mahmoud Hjaj/AA

Paylaş

Ali KARATAŞ
Yusuf ERTAŞ

Geçtiğimiz hafta Afrika’nın iki ülkesi Sudan ve Libya’daki gelişmeler ve bu gelişmeler çerçevesinde Türkiye yönetiminin dış politikası Arap basının gündemindeydi. 

Lübnanlı Akademisyen Muhammed Nureddin’in “Türk etkisi küçülüyor” başlıklı makalesiyle başlayalım. Nureddin, Sudan’da Ömer Beşir’in, halkın talebinin ardından ordunun gerçekleştirdiği darbe ile devrilmesinin Türkiye’nin Sudan’daki etkisinin kaybolmasına neden olacağını yazdı. Nureddin, Sudan’ın Arap ve Afrika bölgesindeki Türk etkisinin en etkili kalelerinden birisi olduğunu vurgularken, Sevakin Adası ile ilgili anlaşmanın belirsizliğine dikkat çekti. Sevakin anlaşmasının önemiyle ilgili olarak “Türkiye’nin Sudan’daki yatırımları yaklaşık 600 milyon dolara ulaştı. Ancak daha önemli olan, Beşir’in Türkiye’ye Kızıldeniz’deki Sevakin Adası’nı vermiş olmasıydı. Türk güvenlik ve askeri üssü olacağı “kültürel bir merkez” iddiasıyla gizlenmişti. Sevakin Üssü, Türkiye için iki kat önemliydi çünkü Suudi kıyılarının karşısında ve Mısır’ın güneyindeydi. Türkiye, Sevakin’i Katar ve Somali’de kurulan Türk askeri üs ağının bir parçası olmasını planlıyordu” dedi. Bölgedeki tüm Türk nüfuzunun ortak paydasının da Müslüman Kardeşler hareketi olduğunu da hatırlattı.

SUDANLILAR SİVİL YÖNETİM İSTİYOR

Sudan’da, muhalefetin çatı oluşumu Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri, askeri yönetimin yetkileri devretmesinde ısrarlı. 
Güçler, geçiş sürecinde sivillerin ağırlıkta olduğu bir başkanlık konseyi, yasama meclisi ve bakanlar kurulu talep ediyor. Ahram Weekly haber sitesinden Haitham Nuri, daha önce cumhurbaşkanlığı konseyinin sekizi sivil, yedisi ordudan olmak üzere 15 üyeden oluşması önerisini getirdiğini yazdı. Ancak Askeri Konsey üyelerinden General Salah Abdelhalek, Konsey’de temsil oranını kırmızı çizgi olarak gördüklerini, eşit temsile razı olabileceklerini, ancak daha fazlasını kabul etmeyeceklerini söyledi. 

LİBYA, TÜRKİYE’NİN İKİNCİ SURİYE VAKASI ADAYI

Coğrafyanın diğer hareketli ülkesi Libya. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Libya ile ilgili çıkışı Arap basınında birçok makalenin konusu oldu. Bilindiği üzere Libya’da Katar, Türkiye ve İtalya, Trablus merkezli Fayez Saraç’ın başında olduğu Ulusal Mutabakat Hükümetini destekliyor. Mısır, ABD, BAE, Suudi Arabistan ve Fransa ise General Halife Haftar’ı ve 4 Nisan’dan bu yana Başkent Trablus’a saldıran orduyu destekliyor. 
Al Arab gazetesi, Ulusal Mutabakat Hükümetinin Başkanlık Konseyi Sözcüsü Muhenned Yunus’un Trablus’ta düzenlediği basın toplantısında, hükümetin “Türkiye ile askeri iş birliğine ilişkin eski anlaşmaları yürüttüğünü ve diğer ülkelerden yeni iş birlikleri istediğini” söylediğini yazdı.
Rai al Youm gazetesi, konuyu değerlendirdiği baş yazısında, “Libya’daki daha önemli gelişme Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın krize dahil olmasıdır. Saraç ile yaptığı telefon görüşmesinde Erdoğan, ülkesinin Libya halkına karşı girişilen komploya karşı bütün imkanlarıyla karşı duracağını söyledi. Bu söylenenlerden siyasi değil askeri destek vereceği anlamı çıkıyor” dedi. Gazete, Erdoğan’ın çıkışının, Suriye krizine müdahaledeki rolünü hatırlattığını aktardı.

"HAFTAR’DAN LINCOLN ÇIKMAZ"

Diğer yandan Libya’da ülkeyi birleştirme iddiası ile başkent Trablus’a harekat düzenleyen General Haftar ile ilgili tartışmalar sürüyor. Daily News Egypt sitesi, Libya’daki BM Destek Misyonu Başkanı Gassan Salame’nin “Haftar’ın Libya’nın Lincoln’u olamayacağı”nı söylediğini yazdı. Lincoln tarihe “ABD’yi birleştiren başkan” olarak geçmişti. 


TÜRK ETKİSİ KÜÇÜLÜYOR

Muhammed NUREDDİN
al Haliç

Albay Muammer Kaddafi’nin ölümünden sonra herkes Libya’daki olayların sona erdiğini düşünüyordu. Yabancı liderler, “kamuoyuna Kaddafi’nin devrilmesinin arkasında olduklarını göstermek ve diğer yandan yeni dönemde nüfuzun kendi hakları olduklarını göstermek için” Trablus’taki heyetlere koşmuştu.
Türkiye’nin o zamanki Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Libya’ya gelen ilk yabancı yetkili olmak için Trablus’a hızlı bir ziyaret yapmayı planlıyordu. Lakin sürprizle karşılaştı. Kendisinin gelişinden bir gün önce Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy heyetiyle birlikte Trablus’u ziyaret ederek Erdoğan’dan ilk kişi olma sıfatını çaldı.

TÜRKİYE İHVAN’IN DESTEKÇİSİ

Libya’daki olaylar, Türkiye’nin Arap dünyasında ve Kuzey Afrika’da varlığını göstermesi için ek bir fırsattı. Libya’dan önce Türkiye, Mısır olaylarında çok çalıştı. Hüsnü Mübarek’in devrilmesinde Türkiye; İhvan (Müslüman Kardeşler) ile temsil edilen muhalefete önemli destek verdi. Türkiye, İhvan’ın iktidara gelmesi ve Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanlığını devralması planının bir parçasıydı. 
Diğer devletlerde de, örneğin Tunus ve Yemen’de, Türk varlığı tekrarlandı. Suriye ve Irak’ta Türkiye’nin varlığı muhalefet silahlı gruplarına doğrudan askeri destek şeklini aldı. Doğrudan askeri müdahaleye girişmeden önce desteklediği gruplar arasında Müslüman Kardeşler de vardı. 

SUDAN’DA AZALAN TÜRK ETKİSİ

Sudan’daki gösterilerde Devlet Başkanı Ömer Hasan Beşir’in devrilmesi talep edildi. Bir noktada ordu, Sudan tarihinde yeni bir aşamaya başlamak için geçici bir askeri konsey oluşturacak şekilde müdahale etti ve Beşir’i devirdi. Gelişmeler devam ederken sivil muhalefet ordu ile ortak bir konseyde anlaştı*. Bir şey netleşti: Sudan’daki Türklerin etkisi kayboluyor.

Sudan, Arap ve Afrika bölgesindeki Türk etkisinin en etkili kalelerinden biriydi. Derilen Cumhurbaşkanı Beşir görevinde tutarlı değildi. Türkiye ile iş birliği yapmayı kabul edene kadar kararsız kaldı. 2017 sonbaharında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çad ve Tunus’u kapsayan Afrika turu kapsamında Sudan’a önemli bir ziyarette bulundu.

SEVAKİN ADASININ ÖNEMİ

Bu ziyarette, başkent Hartum’da Erdoğan ve Beşir arasında çeşitli anlaşmalar imzalanması kararlaştırıldı. Türkiye’nin Sudan’daki yatırımları yaklaşık 600 milyon dolara ulaştı. Ancak bu ziyarette daha önemli olan, Beşir’in Türkiye’ye Kızıldeniz’deki Sevakin Adası’nı vermiş olmasıydı. Türk güvenlik ve askeri üssü olacağı “kültürel bir merkez” olacağı iddiasıyla gizlenmişti. Sevakin “üssü”, Türkiye için iki kat önemliydi çünkü Suudi kıyılarının karşısında ve Mısır’ın güneyindeydi. Türkiye, Sevakin’in Katar ve Somali’de kurulan bir Türk askeri üs ağının bir parçası olmasını planlıyordu.

Beşir, Interpol tarafından aranmasına ve yurtdışında serbestçe hareket edememesi rağmen; Türkiye geçen yıl Ankara’yı ziyaret etmesi için davet etti. Beşir’in düşüşüyle birlikte Türkiye ile Sevakin Anlaşmasının iptal edilmesi bekleniyor. Türkiye’nin Sudan’ı kullanarak bölgedeki etkisini genişletme hareketi, önde gelen kapılarından birini kaybetti.

İHVAN’I DESTEKLEME DIŞ POLİTİKASININ TEMELİ

Bölgedeki tüm Türk nüfuzunun ortak paydası Müslüman Kardeşler. 19. yüzyılın sonlarından Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Arap dünyası yavaş yavaş Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğine karşı isyan etmişti. Bundan soran iki taraf arasındaki ilişkilerde Hatay’ın Türkiye tarafından alınması ve 1948 kurulan İsrail devletinin 1949’da tanınmasıyla mola dönemi yaşandı.

Türkiye’nin Araplardaki olumsuz görünümü 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara gelmesiyle değişmedi. Zaman zaman yükselen boş sözlere rağmen Türkiye ile “İsrail” arasındaki ikili ilişkiler her düzeyde genişledi. AKP’nin Müslüman Kardeşler gibi kendi ideolojisine yakın olan gruplar, Arap bölgesindeki Türk etkisinin temel taşları olmaya başladı ve olmaya devam ediyor. Bu nedenle, Türkiye’nin bölgedeki politikalarına karşı çıkan ülkeler arasındaki siyasi çatışma, Müslüman Kardeşler’in ideolojisi ile ideolojik mücadelenin diğer yüzüdür. Türkiye bu bağlamda ve Sudan’daki son olaylarla birlikte başka bir etki alanını kaybetti. 

*Bu anlaşma daha sonra bozuldu


BÖLÜNMELER SUDAN’I GÖLGELEDİ

Haitham NURİ
Weekly.ahram.org

Sudan’ın Geçici Askeri Konseyi Başkanı Abdelfettah Burhan’ın geniş bir muhalefet partileri koalisyonu olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin (ÖDBG) temsilcilerini içerecek bir başkanlık konseyine başkanlık edeceğini açıkladı.
Ordu ve muhalefet liderleri, cumartesi günü ülkenin siyasi geçişine öncülük etmek üzere ortak bir başkanlık sivil-askeri konseyi kurmayı prensipte kabul etti. İki taraf arasında yeni oluşumda koltukların bölünmesi ve onları kimin işgal edeceği konusunda bir anlaşma sağlanmamış olmasına rağmen bu adım, son dört haftadır Hartum’un ordu merkezinin dışında kamp kuran göstericiler tarafından sivil yönetime doğru bir adım olarak olumlu karşılandı.

ASKERİ KONSEY, İKTİDARI SİVİLLERE VERME KONUSUNDA CİDDİ DEĞİL

Geçici Askeri Konseyin Başkan Yardımcısı Muhammed Hasan Dagalo, namı diğer Hemeti, Salı günü yapılan basın toplantısında, Sudan ordusunun ülkenin yürütme organını ÖDBG’nin talep ettiği şekilde bir teknokrat hükümetine değil yalnızca seçilen bir sivil hükümete teslim edeceğini söyledi.
Hemeti, “Ordu kaosu kabul etmeyecek… Bugünden sonra kaotik sahneler olmayacak” dedi. Aynı gün ÖDBG, Hartum’daki kendi basın toplantısında konseyin “iktidarı sivillere vermeyle ilgili ciddi olmadığını” açıkladı ve Geçici Askeri Konsey’in taleplerine cevap vermesini beklediklerini söyledi.

ORDU HALAT ÇEKME OYUNU OYNUYOR

19 Aralık 2018’de patlak verdiğinden beri protesto gösterilerine önderlik eden Sudan Meslek Odaları Birliği sözcüsü Sudanlı Gazeteci Muhammed Asbat, Hetemi’nin açıklamasının Geçici Askeri Konsey’in “Bildirge Güçleri ile anlaşmasından vazgeçtiği” izlenimi uyandırdığını söyledi. Asbat, ordunun bir halat çekme oyunu oynadığına inanıyor.

ÖDBG daha önce cumhurbaşkanlığı konseyinin sekizi sivil, yedisi ordudan olmak üzere 15 üyeden oluşması önerisini getirmişti. Geçici Askeri Konseyi’nin karşı önerisi, yedisi ordudan ve sadece üçü sivilden oluşan 10 üyeli bir konsey idi. Muhalefet bloğu aynı zamanda ülkeyi serbest seçimler için hazırlamaya yardımcı olacak atanmış bir hükümetin ve azaltılmış yasama meclisinin bulunduğu bir geçiş dönemi talep etti.

DÜŞMANLIKLAR ARTABİLİR ENDİŞESİ

Ordu, cumhurbaşkanlığı konseyinin iki yıl ömre sahip olmasını teklif ederken, muhalefet güçleri bu sürenin dört yıl olmasını talep ediyor. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin savaş suçları ve Darfur’daki 2003 savaşı sırasında işlenen insanlığa karşı suçlar için aranan devrik Başkan Ömer Beşir hakkında yapılması gerekenler konusunda bir fikir birliği yok. Beşir defalarca suçlamaları reddetti. Geçici Askeri Konsey de onu Uluslararası Ceza Mahkemesine teslim etmeyi reddediyor. Yargılanacaksa Sudan’da yargılanması gerektiğini söylüyorlar. Sudan Meslek Odaları Birliği’nin Beşir’in kaderi konusundaki tutumu belirsizliğini korumaya devam ederken, muhalefet lideri ve eski Başbakan Sadık el Mehdi, Sudan’ın Uluslararası Ceza Mahkemesine “derhal” katılması gerektiğini açıkça belirtti. 

Mevcut çıkmaz, protestocuların silahlı kuvvetlerin, polis ve kamu hizmeti araçlarının yeniden yapılandırılması da dahil olmak üzere diğer taleplerinin çoğunun benzer sürtüşmelere konu olacağını gösteriyor.


BM LİBYA ELÇİSİ HAFTAR’I DESTEKLEYEN ÜLKELERİ UYARDI

Daily News Egypt 

Libya’daki BM Destek Misyonu Başkanı Gassan Salame, pazartesi günü, Ulusal Libya Ordusu Lideri Halife Haftar’ı desteklemeye devam etme eğiliminde olan ülkeleri uyardı ve Haftar’ın demokratik olmadığını ve çoğu Libyalının onun siyasi programını desteklemediğini belirtti.
Salame, AFP’ye verdiği demeçte “O, Abraham Lincoln değil, büyük demokrat değil, ancak referanslara sahip ve ülkeyi birleştirmek istiyor” dedi.

Abraham Lincoln, 19. yüzyılda ABD başkanıydı ve iç savaş sırasında ülkeye önderlik etti, köleliğin kaldırılmasına ek olarak ABD’nin birliğini sağladı. Salame, “Fakat bunu nasıl yapacak? Kullandığı yöntemler konusunda endişeliyiz, çünkü kontrolü altındaki alanlarda yumuşak bir şekilde değil demir yumrukla yönetiyor” dedi.

Üç hafta önce, Mısır ve BAE tarafından desteklenen Haftar, Libya’nın başkenti olan ve uluslararası alanda tanınan hükümetin bulunduğu Trablus’a bir saldırı başlattı, ancak bugüne kadar kentin güney savunma bölgelerine giremedi.
BM raporlarına göre, 2014’ten beri Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır, sekiz yıl boyunca Libya’daki savaşta Haftar’a yardımcı olmak için Ulusal Libya Ordusu’na uçak ve helikopter gibi askeri teçhizat sağladı.

Trablus’taki çatışma, BM destekli, rakip guruplar arasında barış anlaşması yapma çabalarını olumsuz etkiledi ve petrol zengini ülkedeki petrol endüstrisine daha fazla zarar verme tehdidinde bulundu.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İstanbul seçimlerine ilişkin soruşturmada 43 kişiye "FETÖ" suçlaması

SONRAKİ HABER

Vatandaşa 6.5 TL'den satılan nohut firmalara 2.3 TL'den satıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa