05 Mayıs 2019 03:10

Avrupa ne işçi ne de insan haklarını sayıyor

Avrupa'nın gündeminde Fransa'nın antidemokratikleşen uygulamaları, Almanya Dışişleri Bakanı Maas'ın Latin Amerika ziyareti ve iklim eylemleri vardı.

Fotoğraf: Mustafa Yalçın/AA

Paylaş

Fransa devleti giderek ne kadar antidemokratikleştiğini bir kez daha gösterdi. Yıllardır kutlanan bir bayram olan 1 Mayıs birçok baskı yöntemi kullanılarak engellenmeye çalışıldı. Buna rağmen, bu yılki 1 Mayıs, Sarı Yeleklilerle sendikal mücadelenin ilk defa kitlesel şekilde bir araya gelmesine tanıklık etti. Humanite gazetesinden çevirdiğimiz yazı, Paris 1 Mayıs’ında yaşananlara ışık tutuyor.

Almanya’da Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Latin Amerika ziyareti; bir yandan 28 Mayıs’ta Berlin’de yapılacak Latin Amerika Konferansı hazırlığı diğer yandan ise Almanya’nın bölgedeki etkisinin arttırılması için bölgesel gerici güçlerin desteklenmesi olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan son aylarda yüz binlerce kişi, dünya çapında çevreci eylemlere katılarak küresel ısınma ve sonuçları konusunu gündemde tuttu ve atılması gereken adımların aciliyetini dile getirdi. Geçtiğimiz hafta içi yapılan açıklamayla iklim değişikliğine karşı “olağanüstü hal” ilan eden ilk ülke olan İngiltere’de son ayların gelişmeleri, hükümeti bu konuda ciddi ve elle tutulur adımlar atmaya zorlayacak gibi görünüyor.


FRANSA: SARI VE KIRMIZI YELEKLİLERE KARŞI KAOS YARATMA STRATEJİSİ

Kareen JANSELME
Pierric MARISSAL
Humanite

“POLİS, CGT’ye saldırdı”: Konfederasyonun genel sekreteri Philippe Martinez, 1 Mayıs Paris yürüyüşünü öfkeyle bitirdi. “Artık sorun olmaz diye yeni bir vali atanmıştı. Fakat valiyle bir sorun var. (İç İşleri Bakanı) Castaner’le bir sorun var’’ diye açıklama yaptı.

Geçen sene kortej Austerlizt Köprüsü’nde bloke edilmiş ve gazlanmıştı, bu yıl daha da kötüsü yapıldı. Paris yürüyüşü neredeyse hiç başlayamayacaktı bile. Sendikalar platformunun (CGT, Solidaires, FO, UNL, Unef sendikaları) başlangıç olarak öngördüğü saatten 1 saat önce Sarı Yelekliler ve Black Blocs’lar (anarşist bir grup) yürüyüşün en önüne geçmiş, başlama saatini beklemeden, CGT’ye göre sayıları 80 bin göstericiyi  (geçen yıl 55 bin olmuştu) peşlerine düşürerek yürümek istemişlerdi. Polis derhal ve hiçbir ayrım gözetmeden yoğun bir gaz dumanının altında korteji ikiye ayırmak için sert şekilde saldırdı. Kalabalık bir kitle içerisinde olan göstericiler ise bir panik içerisinde geriye kaçmaya çalıştılar, zira yan sokakların tümünü polis kesmişti. Dükkan ve mağazalar bile korunmak için kullanılamadı, zira valiliğin emriyle yürüyüş güzergahında bulunanların tümü kapattırılmıştı. Yüzleri kapalı bir grup tarafından saldırıya uğrayan Philippe Martinez hızlı bir şekilde, kısa bir süreliğine gösteriden uzaklaştırılırken korumalarından birisi alnından sert bir şekilde yaralandı. FSU sendikası üyeleri korteji terk ettiler ve yaralılara ilk müdahaleyi (gönüllü sağlık emekçileri) “Street Medics”ler yaptı. Geriye püskürtülen göstericiler saat 14.30’a doğru yürüyüşe nihayet geçebildiler. Önde ve arkada Sarı Yelekliler, sendikacılar, çevre savunucuları ortak bir sesle hükümetin, son iki gündür sosyal medyada “kara çarşamba” ya da “Paris’i isyanın başkentine çevirme” çağrısı yapan radikal grupları alet etmesini teşhir ettiler. İçişleri Bakanı bu 1 Mayıs’a “Binle iki bin radikal aktivistin” geleceğini, “Bunları yakından izleyeceklerini” sürekli tekrar etmenin yanı  sıra, “Aşırı Sarılar” kavramını da icat edip “aşırı solcu”larla bunları ortaklaştırarak kazanı kaç gündür kaynatma yöntemini seçmişti.

Solidaires Sendikası Sözcüsü Eric Beynel, “Bu 1 Mayıs’ı bizden çalmak isteyenler ne Sarı Yelekliler ne de ‘Radikalleşmiş’ olarak tanıtılanlardır, bu çılgınca polisiye baskısını yapan hükümettir” diye sorumluları gösteriyordu.

Emekli bir Sarı Yelekli olan Michel, “Engellenmiş bir 1 Mayıs” diye üzülerek “Gösteriye izin verildiği zaman bile bizi engelliyorlar, artık bir hukuk devletinde değiliz” diyordu. Gönüllü sağlık emekçisi olan Nathalie, kanlı ellerini göstererek “Polisler her tarafı kestiler ve kitlelerin üzerine gaz bombaları atıyorlar, bu da kitlelerin paniklemesine neden oldu” diye uyarıyordu. Onun ardında onlarca kişi tek bir ağızdan haykırarak türkü söylüyordu: “Macron bize savaş açtı, polisi de fakat bizler kararlıyız, ülkeyi bloke edeceğiz!”

Yaşanan şiddet herkesin ağzında olsa bile, göstericiler neden sokaklarda olduklarını unutmamışlardı; sosyal içerikli tartışmalar yine en fazla öne çıkan konu oldu. Gösterinin sonunda sarı yeleğiyle Bahçıvan Serge, “(Macron’un konuşmasından) Zaten bir şey beklemiyorduk fakat yine de hayal kırıklığına uğradık” diyor. Sosyal sigortada çalışan CGT’li Agnes ise “Emekliliğe ayrılma yaşını uzatmıyor fakat tam bir maaş alabilmek için emeklilik kasasına ödenti süresini uzatıyor. Bir kez daha en az parası olanlar cezalandırılmış oluyor” diye konuşmaya katılıyor. Kırmızı yeleğinin üzerinde CGT Demir yolları yazan Olivier ise öfkeli bir şekilde, “Bundan 20 yıl önce Peugeot’yu bırakıp Devlet Demir Yollarına geçtim, 55 yaşında emekli olabilmek için daha düşük bir maaşa göz yumdum. Fakat şimdi emeklilik yaşı 62 olacak deniyor”.

Sarı Yelekli Sylvie ise şunları belirtiyor: “Macron’a teşekkür etmek lazım. Eğer 17 Kasım’da (Sarı Yelekliler hareketinin başlangıcında) bir şeyler yapmış olsaydı bugün CGT ile birlikte 1 Mayıs yürüyüşüne katılmazdık. Kibir ve kötü yönetmesinden dolayı döner kavşaklarda bir araya geldik, sohbetler ettik, bilgilendik ve birleştik. Buralarda kardeşliği yaşadık, şimdi ise eşitliği istiyoruz”

(Çeviren: Deniz Uztopal)


İNGİLTERE: NET-SIFIR KARBON EMİSYONU, NE KADAR ERKEN O KADAR İYİ

The Guardian
Başyazı

2050 yılına kadar Britanya’da sera gazı emisyonunun net-sıfır seviyesine çekilmesi yasasının bu sene yürürlüğe girmesi bekleniyor. Devlete danışmanlık sağlayan İklim Değişikliği Komitesi (CCC) bu hedefin gerekliliğinin yanı sıra ona nasıl ulaşılacağını da raporunda açıkladı.

CCC, Britanya’nın karbon ayak izinin silinmesinin, mevcut planlanan harcamadan daha fazlasına gerek kalmadan mümkün olduğunu belirtiyor; yani GSMH’nın yüzde 1 ya da 2’si.

Yüksek masraflar daha çok enerji ve inşaat sektörlerinde yoğunlaşmış durumda. Hidrojen gibi yeni enerji kaynaklarını kullanmak için yeni altyapıya ihtiyaç var; rüzgar ve güneş enerjisi kullanımı yükseltilmeli. Karbon yakalama ve depolama gibi yeni teknolojilerin denenmesi gerekli. Binalar daha enerji tasarruflu hale gelmeli; her sene bir milyon yenisi takılan gazla çalışan şofbenler aşamalı olarak azaltılacak. Büyük sayıda ağaç ekilmesi gerekiyor; toplam tarımsal alanın beşte birinin ormanlık, turbalık alan ve enerji mahsulüne dönüştürülmesi gerekiyor. İnsanların değişik tercihlere teşvik edilmesi, daha az kuzu, dana ve süt ürünü yemesi sağlanmalı. Rapor, petrol ve dizel araçlarının satımının durdurulması için 2030’u öneriyor fakat yanlış bir tutumla 2035’te karar kılıyor; nakliyata bağlı emisyonlar hâlâ yükselmekte.

Raporda, adım atmak için gerekli pratik ve ahlaki gerekçelerin yanı sıra stratejik bir sebebin de mevcut olduğu belirtiliyor. Britanya çevreyle ilgili yasalar alanında bir liderdi. Bir ülkenin önderlik yaptığı alanda genellikle diğerleri de takip eder ve böyle bir önderlik güç ve prestij kaynağıdır. Yeni bir hedef olmaksızın Britanya geriye düşecekti; Fransa da 2050’de net-sıfır hedefliyor fakat henüz yasalaşmış değil; İsveç ve Norveç’in daha erken bir tarih hedefleri var fakat daha serbest beklentilerle. Çevre kaosu politik kaosa sebep olacağından sınırlamak ulusal çıkar açısından önemli.

“Yeni bir yeşil girişim” AB, ABD ve İspanya ilerici politik çevrelerinde yaygınlaştı. Bu fikir, teknolojik ve çevresel sorunların çözümüyle yeni bir sosyal kontratı, çevrecilerin dikkat çektiği adalet ve eşitlik sorunuyla birleştiriyor. CCC’nin raporu nüfusun çoğunluğu Extinction Rebellion’u (Yokoluş İsyanı adlı yeni bir çevre inisiyatifi) duymadan ya da İsveçli Aktivist Greta Thunberg’in Çevre Bakanı Michael Gove’la fotoğraflarını görmeden önce çoğunlukla tamamlanmış olmalı. Fakat göstericilerin hem farkındalığı artırma hem de çevre tartışmasının seyrini değiştirme açısından son haftalardaki muazzam başarıları, daha önce de olduğu ve tekrar olması gerektiği gibi, hedeflerin daha da güçlendirilmesi olasılığını artırıyor.

Çevre bilimini kabul ettiğini söyleyen fakat havaalanı, yol yapımı ve hidrolik kırılmayı teşvik eden; açık deniz rüzgar enerjisi üretimini neredeyse imkansızlaştıran; yeşil enerji teşvik fonlarını daraltan bir hükümet teşhir edilmelidir. Bu açıdan ve halkın bakış açısını değiştirmek yönünde, havaalanı genişletilmesi karşıtları da dahil tüm aktivistler ve politikacılar çalışmalarına devam etmelidir.

Extinction Rebellion bir konuda kesinlikle haklıydı: İnsanlar gerçeği öğrenmeli. Küresel ısınmanın bazı etkileri artık kaçınılmaz olsa da Trump’ın ikinci dönem başkanlığı büyük tehdit oluştursa da 2050 bir distopya olmak zorunda değil. Isınan bir yerkürenin en tehlikeli sonuçlarına engel olacaksak; sadece fiziksel değişimleri sınırlamak ve engellemekle kalmayıp politik değişimlerde sağlamalıyız. İklim değişikliği sorununa yönelik uzun-dönemli yaklaşım günümüz seçim devirlerine ya da 24-saatlik haberler çağına çok uygun değil. Buna karşı yöntemler geliştirmek, geleceğimizi politikanın bir parçası yapmak sadece politikacıların, çevreci grupların ve sivil toplum gruplarının değil tüm insanlığın görevidir.

(Çeviren: Haldun Sonkaynar)


ALMANYA’NIN YENİ LATİN AMERİKA GİRİŞİMİ

German Foreign Policy

Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre, Bakan Heiko Maas’ın pazartesi günü başlayan Latin Amerika ziyareti federal hükümetin yeni, kapsamlı bir Latin Amerika girişiminin de başlangıç noktası. Maas, ABD’nin güneyinde Alman endüstrisinin en önemli iki ekonomik ortağı olan Brezilya ve Meksika’ya ek olarak, bu günlerde ve uzun yıllar boyu Venezuela’daki yıkıcı girişimler için kullanılan Kolombiya’yı da ziyaret ediyor. Yeni Latin Amerika girişimi, 28 Mayıs’ta Berlin’de yapılacak bir konferansla devam edecek; bölgedeki yaklaşık 30 devletin dışişleri bakanının katılması bekleniyor.

ZAYIF BİR BİLANÇO

Latin Amerika’daki Alman etkisini güçlendirmeye yönelik çaba yeni bir şey değil; hükümet, 2000 yılının başından bu yana bu türden girişimlerde bulundu ama görünür bir başarı elde edemedi. Hükümet, 2008’den bu yana Almanya’nın sözde stratejik ortaklığa sahip olduğu Brezilya ile iş birliğine odaklandı. 2010’daki Almanya’nın ticari ortakları sıralamasında Brezilya 20 milyar avroluk ticari hacimle 21. sırada yer aldı. 2017’de ise ticari hacim 16.5 milyar avroya düştü, Brezilya’nın listedeki yeri de 27’ye düştü.

Maas’ın şu anki seyahatinin nedenlerinden biri, Berlin’in Latin Amerika’daki geçmiş girişimlerini de şekillendirmişti: Federal hükümet, Çin’in Latin Amerika’da artan etkisini durdurmaya çalışıyor. Latin Amerika’daki Çin ticareti 2002’de 17 milyar dolardan 2014’te 262 milyar dolara yükseldi. Sadece yer altı kaynakları fiyatlarındaki düşüş nedeniyle 2017 yılında 257 milyar dolar olarak belirlendi. Çin 2010 yılı başında AB’yi Latin Amerika’daki en önemli ikinci ekonomik güç olmaktan çıkardı. Artık Çin; Brezilya, Şili, Peru ve Uruguay açısından en önemli ticaret ortağı. Latin Amerika’daki Çin yatırımları da önemli ölçüde büyüyor.

YAPTIRIMLARA DAYANIKLI PAZARLAR

Buna iki yeni motif daha ekleniyor. Alman Dışişleri Bakanı bir süredir ABD dışındaki Batı ülkeleri ve bazı Batı yanlısı ülkeleri gevşek bir ittifak haline getirmeye çalıştı; Berlin, çoğunlukla “Çok Kutupluların İttifakı” olarak adlandırılan projeyle kendisini bir yandan Washington, diğer yandan Pekin ve Moskova’ya karşı konumlandırıyor. Prensip olarak hâlâ oldukça muğlak durumdaki projeler için Latin Amerika devletleri kazanılmaya çalışılıyor.  Öte yandan, Berlin, Alman ihracat sektörü için yeni satış pazarları arıyor. Sebep sadece Alman ekonomisinin şu anda resesyona girme tehdidi altında olması değil. Yükselen küresel çatışmalar, Alman şirketlerinin oyun alanını giderek daha da kısıtlıyor. Örneğin, İran’ın nükleer anlaşmanın imzalanmasının ardından yarattığı yüksek umut, ABD’nin yaptırımlarından dolayı çöktü. ABD yaptırımları, zaten zarar görmüş olan Alman- Rusya ticaretinin daha da azalacağı endişesini doğuruyor. Ek olarak, şu anda Almanya için yaşamsal olan Çin ticaretinin gelecekteki siyasi gerilimlerden mustarip olacağı belirgin. Böylesi bir durumda Almanya, ‘soğuk savaş’ pazarlarına geri dönmüş olacak. O zamanlar da Latin Amerika, Almanya için önemli bir rol oynamaktaydı.

ASKERİ DİKTATÖRLÜK DESTEKÇİLERİ

Dışişleri Bakanı, Latin Amerika ziyaretini, insan hakları mücadelesinde daha yakın bir iş birliğini başlatma girişimi olarak lanse ediyor. Bunu şimdi Güney Amerika’nın iki aşırı sağ hükümeti ile yapmak istiyor. Brezilya Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro eski askeri diktatörlüğünün bilinen bir destekçisi.

Kolombiya’da insan hakları durumu da çarpıcı. Yalnızca 24 Kasım 2016’da, hükümet ve FARC arasındaki barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana FARC’ın siyasi halefi partinin en az 128 üyesi, yerli eylemciler, küçük çiftçi birliklerinin liderleri, çevreciler ve sendikacılar dahil olmak üzere en az 179 aktivist öldürüldü. BM rakamlarına göre, siyasi güdümlü cinayetlerin yüzde 87’si cezasız kalıyor.

Maas, bu ne oldukları belli, Brezilya ve Kolombiya başkanlarıyla yaptığı görüşmelerle ilgili olarak “İnsan hakları ve çok kutupluluk için müttefikler” ile buluştuğunu belirtti: “Dünya sahnesinde demokrasi, insan hakları ve adil kurallar için birlikte çalışarak. Ortak değer tabanımızın genişlemesini sağlamaya çalışıyoruz.”

(Çeviren: Semra Çelik)

ÖNCEKİ HABER

'Tasarruf' yapan Antep Belediyesinde daire başkanına 5 hizmetli

SONRAKİ HABER

Erdoğan "oy çalındı" iddiasında ısrarcı: Oy hırsızlığı tam bir felakettir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa