25 Nisan 2019 05:00

Türk sağının geleneksel bir siyaset yöntemi: LİNÇ

Tarih, Demokrat Parti için işlerin iyi gitmediği 1959'da olduğu gibi bugün de, iktidarı kaybettiklerini görenlerin linçten medet umduklarını gösterdi.

Fotoğraf: 1959 tarihli Akşam gazetesinin manşeti

Paylaş

Hakan GÜNGÖR
İstanbul

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ya Akkuzulu’da düzenlenen saldırının organize bir olay olup olmadığı günlerdir tartışılıyor. Olay öncesinde atılan provokatif manşetler, alınmamış tedbirler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin saldırıya uğrayan Kılıçdaroğlu’ya yönelik suçlamaları ve bakanların açıklamaları bize pek çok veri sunuyor.

Tarih, iktidarın elinden kayıp gittiğini görenlerin linç ve şiddetten medet umar noktaya geldiğini bize defalarca gösterdi. Muhalefet liderinin fiziki saldırıya uğraması, yaralanması, bulunduğu evin yakılmak istenmesi ve dahi aracının taşlanması da tarihten gelen tanıdık bir senaryo gibi...

60 yıl öncesine gidelim... 

DP’Lİ BAKANDAN İNÖNÜ’YE ‘ORAYA GİTME’ BASKISI

1959 baharında İsmet İnönü CHP genel başkanı olarak seçim çalışmalarını başlattığında Demokrat Parti (DP) kışkırtmasıyla işlerin fiziksel saldırı boyutuna gelebileceği saldırıyı planlayanlar dışında belki de pek az kişinin aklına gelmişti. 1959, DP’nin kan kaybının ciddi seviyelere yükseldiği bir yıldı. Enflasyon yükselmiş, pahalılık halkı canından bezdirmişti. Bakanlar hakkında çıkan yolsuzluk söylentileri tepkileri yükseltiyordu. İşte o günlerde, zorbaca hamlelerle muhalefeti engellemek bir “çözüm” olarak muktedirin masasında beliriverdi…

İnönü, bir Ege gezisine çıkmak niyetindeydi. İnönü’nün ilk durağı Uşak olacaktı. Uşak’ın iki yönden önemi vardı. Hazırlıklar tamamlanmışken İçişleri Bakanı Namık Gedik’ten bir haber geldi. DP’li bakan, İnönü’ye açıkça Uşak’a gitmemesini söylüyordu. Metin Toker, Gedik’in “uyarısını” şöyle anlatacaktı:

“Bakan bu ihtarında, İsmet Paşa’nın geçeceği yerlerde halkın fazla heyecanlı bulunduğunu, karışıklıklar çıkabileceğini, İsmet Paşa’yı korumanın sorumluluğunu hükümetin alamayacağını bildirdi ve seyahatten vazgeçilmesini istedi.”

Namık Gedik’in yaklaşımı, Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’ya saldırıya ilişkin yaptığı, “Birikmiş olan bu gaz sıkışması karşısında nereye gideceksin? (…) Bunları bir istismar şeyine dönüştürmenin anlamı yok” açıklamasına ne kadar benziyor değil mi?

Gedik’in sözleri aslında bu bir gözdağıydı. İnönü, İçişleri Bakanlığının görevinin asayişi temin etmek olduğunu hatırlattı ve yola koyuldu.

İNÖNÜ’NÜN KALDIĞI EV YAKILDI

Fırat Kopan’ın “İsmet İnönü’nün Taşlandığı Uşak ve Kayseri Olayları” başlıklı yazısında belirttiği gibi, Ege gezisi gerginliği, İnönü, Uşak’a henüz ulaşmadan başladı. Polis CHP’lileri Ankara Tren İstasyonuna sokmadı, Eskişehir’de İnönü konuşma yapacakken iş makineleri düdüklerini çalmaya başladı, İnönü ile halk arasına bir yük katarı sokuldu!

İnönü Uşak’a geldiğinde DP, gerginliği had safhaya ulaştırdı. Köylerden gelen CHP’liler kente sokulmadı. İnönü’nün aracı DP İl Başkanlığının önünden geçerken İl Başkanı Eşref Öğün, araca doğru çay bardağını fırlattı, fırlatılan bardağın isabet etmesi sonucu bir gazeteci yaralandı.

Uşak’ta yaşanan akıl almaz olaylar bununla da bitmedi. Ali Rıza Akbıyıkoğlu’nun “Demokrasi ve İsmet Paşa” kitabında aktardığına göre Uşak Valisi, İnönü’nün durdurulmasını, aksi halde vurulmasını emretti. Hatta silahını bu görev için şoförüne verdi. Ancak şoför harekete geçmeden yakalandı.

Yaşananlar bununla da sınırlı kalmadı, İnönü’nün kaldığı ev kundaklandı! Evin mahzenindeki hasırlar ateşe verildi, yangın çok büyümeden önlendi. Anlaşılan biri çıkıp o gün de “Yakın bu evi!” demişti.

Örgütlü şiddetin son safhası tren istasyonunda yaşandı. İstasyonda CHP’liler İnönü’yü uğurlamak için toplanmıştı. Ancak bir grup DP’li, İnönü’nün yolunu kesmek istedi. İnönü, CHP’lilere, “Siz çekilin, ben yolumu açmasını bilirim” deyip ilerledi. Akkuzulu’da Kılıçdaroğlu’ya yumruk attıran örgütlü gelenek, İnönü’ye de taş attırmıştı. 75 yaşındaki İnönü başına isabet eden taş nedeniyle yaralandı. İnönü yaşanan arbedede yere düştü…

CHP LİDERİNİN ARACINA TAŞLI SALDIRI

İnönü 4 Mayıs’ta İstanbul’a döndü. Aracıyla Topkapı yönünde ilerlerken bir araç yolunu kesti. Bu sırada kalabalık bir güruh araca doğru saldırıya geçti. Saldırganların elinde taşlar, sopalar ve uçlarına demir geçirilmiş çubuklar vardı. Bazılarının elinde pankartlar görülüyordu. Sopa ve pankartların saldırıdan hemen önce tek elden dağıtıldığı daha sonra anlaşılacaktı… Saldırganlar “Vurun, öldürün!”, “Paşa öleceksin, tekbir getir!” diye bağırıyordu. Bazı saldırganlar arabanın üstüne çıktı.

60 yıl önce yaşananla bugün olanların benzerlikleri bununla da sınırlı değil… Saldırganlar, tıpkı bugün Kılıçdaroğlu’nun aracına yapıldığı gibi, aracın camlarını taşlamaya başladı. O hengamede bazıları arabanın kapısına davrandı ve kapıyı zorladı. Camları kırıp kapıyı açabilseler, niyetleri belki de İnönü’yü öldürmekti.

Bu sırada İnönü’nün imdadına bir binbaşı yetişti. Binbaşının emriyle o ana kadar harekete geçmemiş olan askerler dipçikle saldırganları dağıttı.

Cem Eroğul’un “Demokrat Parti Tarihi ve İdeolojisi” kitabında altını çizdiği gibi, “DP demokrasisinde artık birinci hürriyet olan can güvenliği dahi kalmamıştı.”

GAZ SIKIŞMASI DEĞİL, İKTİDAR SIKIŞMASI

Olaylar sürüp gitti… Can güvenliğinin, seyahat hakkının, ifade özgürlüğünün artık silinip gittiği bir süreçte başka kentlerde de örgütlü saldırılar yaşandı.

Bu “organize işler” DP’yi iktidarda tutmadığı gibi, başka antidemokratik yolların Türkiye’de denenmesine neden oldu. O gün de sonrasında da iktidarını, kendi yarattığı baskı düzenini, rantçı ekonomiyi korumak isteyenler ilk iş şiddete sarıldı.

İktidarı teslim etmemek için başvurulan kanlı yollar ise daima demokrasiyi ve özgürlüğü yaraladı… Bugün de dün de olup biten, bir “gaz sıkışması” değil, muktedirlerin iktidar sıkışmasıydı…

NECİP FAZIL’DAN TEHDİT

Bazı gazeteler saldırıyı kınamak yerine Kılıçdaroğlu’yu suçlayan haber ve manşetlere yer verebiliyor. 1959’da aynı geleneğin “Büyük Doğu”su vardı. Dergiyi çıkaran Necip Fazıl Kısakürek, nefret tohumları ekmeyi sürdürdü. Uşak ve Topkapı saldırılarından birkaç gün sonra, 8 Mayıs tarihli “Büyük Doğu”da, “Haksız bir taşın açtığı bere üstündeki minicik plaster ne demek? Haklı bir güllenin yere sereceği leşi örtecek kocaman kefenden ne haber” diyebilecekti… Bu ağır tehditler ve hedef göstermeler DP’nin el altından aktardığı paralarla ve müelliflerinin asla yargılanmayacağını bilmesinin “rahatlığıyla” yazılıyordu.

ÖNCEKİ HABER

Filipinler Başkanı Duterte: Kanada çöplerini almazsa savaş açarız

SONRAKİ HABER

"Tekstil işçisi kadınların sorunları yok sayılıyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa