21 Mart 2019 05:19
Son Güncellenme Tarihi: 21 Mart 2019 15:09

Kürt’ün Newroz’u ya da Kürt’ün kederli yalnızlığı

"Başka halkların sesi, dili ve renkleriyle buluşmadıkça, yazgısı bu topraklara acıyla kök salan bir halkın kederli yalnızlığı olarak kalacak Newroz."

Kürt’ün Newroz’u ya da Kürt’ün kederli yalnızlığı

Fotoğraf: İnanç Yıldız/Evrensel

Paylaş

Mehmet TÜRKMEN

Newroz, Nevruz, Navrız… Ne derseniz deyin. Ortadoğu’da, Kafkasya’da ve Asya’da pek çok halkın kutladığı bir gün. Karakışın geride kaldığı, güneşin toprağı ve yaşamı ısıtmaya başladığı yeni günün, bereketin ve baharın gelişinin kutlandığı bir gün olduğu gibi, farklı coğrafyalarda farklı halkların kendi varoluşlarının ve kökenlerinin kaynağı saydıkları farklı mitolojik destanlara da konu olmuş bir gün Newroz.  Newroz, o günü kutlayan, o günün simgelediği güzellikleri ve umudu, baharın bütün renkleriyle birlikte kuşanıp meydanlara akan bütün halkların bayramıdır.

İliklerimize işleyen bu zemherinin, üzerimize karabasan gibi çöken bu karanlık iklimin bedenimize yaydığı ürpermeden kurtulmak için, özgürlük ateşinin etrafında toplanma çağrısıdır Newroz.  

Newroz’un, farklı coğrafyalarda pek çok halk için taşıdığı farklı tarihsel ve kültürel anlamlarından söz etmek mümkün ve hiç biri de diğerinden daha az değerli ya da daha önemsiz değildir elbette. Ancak bugün, tarihsel ve mitolojik bir anlatıya dayanmanın ötesinde, tüm gövdesiyle bir halkın eyleminde ve haykırışında dile gelmiş ve kendi anlamını tüm somutluğuyla yeniden üreterek sürüp gitmekte olan bir gün olarak Newroz’dan bahsedilecekse eğer, hiç kuşku yok ki o, Kürt’ün Newroz’udur.

KÜRTLERİN 2 BİN 600 YIL SONRA YENİDEN YARATTIĞI GÜN

Fotoğraf: İnanç Yıldız/Evrensel

Kürt halkının Newroz’una kaynaklık eden Demirci Kawa Destanı da, Persler ve Türkler gibi farklı halkların varoluşlarını dayandırdıkları destansı anlatılardan biridir şüphesiz. Ancak Kürtler için Newroz’u, binlerce yıl önce yaşanmış tarihi bir olayı yad etmekten ve geleneksel bir bayram kutlamasından ayıran bambaşka bir özgünlük var. Kürt halkı Newroz’u, 2 bin 600 yıl önce yaşanmış ve Asur kralı Dehaq’ın zulmüne Demirci Kawa önderliğinde başkaldıran Med (Kürt) halkının Ninova Kalesi’nin burçlarında yaktığı isyan ateşiyle ve özgürlüğüne kavuşmasıyla sonuçlanan bir destanın yıl dönümü olarak kutluyor. Bu günün, 2 bin 600 yıl sonra adeta yeniden yaşanan ve henüz sonuçlanmamış bir destan gibi, milyonlarca insanın özgürlük için ayağa kalktığı bir gün olarak kutlanmasını sağlayan da, bugün Kürt halkının yaşadığı trajedinin, destandaki trajediyi hatırlatır bir biçimde Kürt’ün zihninde, kanlı canlı bir hikaye olarak yaşanmaya devam ediyor oluşudur.

“Tarihte gerçekten böyle bir destan yaşanmış mıdır, mit midir, gerçek midir, uydurulmuş mudur?”gibi soru ve tartışmaları anlamsız kılan da bu gerçekliktir işte. Binlerce yıl önce gerçekte ne yaşandığı değil, tam da şu son 30 yıldır Kürt halkının bu coğrafyada bugünkü yazgısına, bugün yaşadığı trajediye karşı, Newroz’u, özgürlük için ayağa kalktığı, kendini adeta yeniden var ettiği bir gün haline getirmiş olmasıdır.

Evet, bugün Kürt’ün sesi, coşkusu, öfkesi, Kürt’ün dilidir Newroz’a rengini veren. Ama yalnız kaldıkça, başta Türk, Arap ve Fars halkları olmak üzere, başka halkların sesi, dili ve renkleriyle buluşmadıkça, yazgısı bu topraklara acıyla ve kanla kök salan bir halkın kederli yalnızlığı ve yankısını bulamayan, duyulmayan çığlığı olarak kalacak Newroz. Görkeminden bir şey kaybetmese de…

***

Kürt halkının ulusal baskıya ve inkara karşı mücadelesini terör ve bölücülük olarak görme, baskıyla ve şiddetle bastırma politikasında ısrar, 40 yıldır bu topraklarda acıyı ve ölümleri büyütmekten başka bir sonuç vermedi.

7 Haziran yenilgisinden sonra, kaos, gerilim ve sürekli bir savaş hali olmadan ülkeyi başka türlü yönetemeyeceğini ve iktidarını sürdüremeyeceğini gören AKP-Erdoğan yönetiminin, kaybettiği iktidarı yeniden almak için ilk yaptığı şey çözüm sürecini bitirip ülkeyi yeniden çatışma ve savaş ortamına sürüklemek oldu. Kürt sorununu terör sorununa eşitlemenin, içeride ve dışarıda Kürt halkının her kazanımının milli tehdit olarak görmenin/göstermenin AKP ve Erdoğan yönetimi için, 7 Haziran’dan bu yana iktidarını korumak, tek adam düzenini adım adım hayata geçirebilmek için ne kadar işlevsel bir araç haline geldiğini hep birlikte gördük.

Ve şimdi, savaş, kaos, toplumsal kamplaşma ve  OHAL koşullarında yapılan ve iktidarın istediği sonucu almak için tehdit, zor ve seçim hilelerine kadar her yola başvurduğu 1 Kasım, 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimlerinin ardından, artık bunların da yetmeyeceğinin anlaşıldığı 31 Mart yerel seçimlerine gelindi.  AKP-Erdoğan yönetiminin iç ve dış politikadaki sıkışmışlığına bir de giderek derinleşen ekonomik krizin eklendiği koşullarda, ‘vatan haini’, ‘terörist’, ‘zillet’ ve ülke düşmanı ilan edilerek hedefe koyulanların listesi de her geçen gün biraz daha genişliyor.

AKP’nin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, pek çok büyük ilde belediyeleri kaybetme ihtimali ve böyle bir durumda tek adam yönetiminin ciddi bir gerileme ve çözülme sürecine girebileceğine dair belirtiler güçlendikçe, Erdoğan ve AKP-MHP sözcülerinin tehdit ve saldırılarının dozu da giderek artıyor. Bu tehditler, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i hapse attırma ve Millet İttifakının Ankara Adayı Mansur Yavaş’a yönelik, seçimi kazansa bile belediyeye kayyım atama tehditlerine kadar varmış durumda.

KÜRT’E YAPILMASI ‘NORMAL’ SAYILANLAR!

Fotoğraf: İnanç Yıldız/Evrensel

Tam da bu noktada, başta CHP olmak üzere, hayatın adeta muhalefetin suratına çarparak gösterdiği ve trajik olduğu kadar ironik de olan ders ise şu olmalıdır herhalde: Kürtler söz konusu olunca artık gayet olağan sayılan ve meclisteki muhalefet partilerinin neredeyse hiç gündem yapıp itiraz bile etmediği uygulamaların yalnızca Kürtleri hedefleyen saldırılar olarak kalmadığı/kalmayacağı, buna sessiz kaldıkça, HDP ve Kürtler için artık ‘normal’ sayılan bu uygulamaların adım adım bütün ülkenin ‘normali’ haline geldiği bir kez daha görülmüş oldu.

İster Iğdır’da olduğu gibi HDP kazanmasın diye AKP-MHP lehine seçimden çekilin… İster HDP’lileri, lütfedercesine ‘Topluma kazandırılması gereken’ bir kesim diye dışlayın… İster ‘Anayasa’ya aykırı ama evet!’ diyerek bütün bir muhalefeti tasfiye etme hareketinin en büyük adımlarından biri olan dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek olun… İster, gerçekte ülkenin güvenliğiyle hiçbir ilgisi olmadığını, aksine ülkeyi, bölgeyi ve halklarımızı daha büyük yıkımlara sürüklediğini bildiğiniz halde, Erdoğan ve  AKP-MHP gericiliğinin estirdiği ırkçılık rüzgarı ve savaş çığırtkanlığıyla çelişmemek adına Suriye Kürtlerini hedef alan sınır ötesi operasyonlara destek olun… İster, dilinizden düşürmediğiniz ‘demokrasi, sandık ve halk iradesinin hayati önemi’ üzerine nutuklara rağmen, 100’e yakın belediyeye kayyım atanmasına, milyonlarca insanın iradesini temsil eden yüzlerce seçilmiş siyasetçinin tutuklanmasına sessiz kalın… İster, ‘Aman HDP ile yan yana geldiğimiz duyulmasın’ diye, utanç verici bir şekilde, kimi yerellerde yaptığınız güç birliklerini bile suç işliyormuşçasına açıklamaktan utanın…

Ne yaparsanız yapın, tarihin gri alanlara, renksiz ve tutarsız duruşlara fazla hayat hakkı tanımadığı böyle dönemlerde, bu konforlu pozisyonda uzun süre aynı kalamazsınız. Hayat sizi mutlaka bir tarafa eşitleyecektir. Ya bütün bu kötülüğün, zulmün ve baskı düzeninin bir parçası olursunuz ya da bu kötülüğe ve karanlığa karşı gerçek ve tutarlı bir demokrasi için mücadelenin tarafı… Ortası yok!

ÖZGÜRLÜK ATEŞİNİN ETRAFINDA BİR OLMA ÇAĞRISI

Fotoğraf: İnanç Yıldız/Evrensel

İşte Newroz, dilinde ve yüreğinde gerçekten barışa, eşitliğe ve kardeşliğe dair bir gelecek hedefi ve inancı taşıyan herkes için, bu savaş ve zulüm düzenine karşı yakılmış özgürlük ateşinin etrafında eşitlenme, bir olma çağrısıdır.

Az çok hukuktan ve demokrasiden bahsedebileceğimiz hiçbir yerde, hiçbir ülkede asla kabul edilemeyecek bir hak gasbı olan tecrit uygulamasının son bulması için bile, başta Leyla Güven olmak üzere, yüzlerce kişinin bedenini açlığa yatırdığı günlerde karşılıyoruz 2019 Newroz’unu. Barışa, adalete ve özgürlüğe aç olan bu topraklarda hep birlikte baharı yeşertme çağrısıdır Newroz!

Meydanlarda, dev ekranlarda gösterilen görüntüler eşliğinde düşmanlığı, nefreti, kini kutsayan bir deccal gürültüsünün etrafımıza kat kat ördüğü yalnızlığımızdan sıyrılıp yan yana gelme çağrısıdır Newroz. Ellerimizi ve seslerimizi birleştirerek yaşamın, barışın, kardeşliğin ve özgürlüğün halayına hep birlikte durma çağrısıdır Newroz. Newroz pîroz be!

ÖNCEKİ HABER

Cemal Çoban: Halkın yereldeki sorunları halkçı belediyecilikle çözülür

SONRAKİ HABER

Sri Lanka Sağlık Bakanlığı ölü sayısını 253 olarak düzeltti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa