13 Mart 2019 06:04

17 yılın çetelesi

İşçiler, kazanılmış tüm haklarına saldıran AKP’ye ve onun hükümetine neden ve nasıl destek vermektedirler?

17 yılın çetelesi

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Burak BAĞÇECİ

Yıldız Teknik Üniversitesi

İçinden geçtiğimiz son birkaç yıllık dönem, işçi ve emekçilerin yaşam koşullarının daha da kötüleştiği, demokratik hak ve özgürlüklere saldırıların daha da sertleşerek arttığı yıllardı. Sürecin böyle seyretmeye devam edeceği, tekçi ve otoriter yeni yönetim anlayışının işçi ve emekçilerin haklarına saldırıyı sürdüreceğini söyleyebiliriz. Nitekim AKP tekelci burjuvazinin “usta” partisidir ve kendi siyasal çıkarlarıyla tekelci burjuvazinin çıkarları bir bütün olarak tek adam-tek parti yönetiminin inşasını gerektirmektedir. İktidara geldiği 2002 seçimlerinden sonra girdiği hiçbir seçimde %40’ın altına düşmeyen ve neredeyse oyların yarısını alan AKP’nin aldığı oyların toplumdaki ezici çoğunluğu oluşturan işçi ve emekçilerden geliyor. İşçiler, kazanılmış tüm haklarına saldıran AKP’ye ve onun hükümetine neden ve nasıl destek vermektedirler?

2002 SEÇİMLERİ VE “3Y İLE MÜCADELE”

Popülist AKP propagandasının temel ayaklarından birini oluşturan eski Türkiye-yeni Türkiye söyleminin, bugün muhalefet partileri tarafından (belki cevap veremedikleri için) genelde görmezden gelinip geçiştirilse de, işçi ve emekçi yığınlar içinde büyük karşılık bulduğunu söylemek mümkün. Bu bize AKP’nin iktidara geldiği koşullara ve “eski Türkiye” diye tarif edilen döneme dönüp tekrar bakılması gerektiğini gösteriyor.

90’lı yıllar, Türkiye’de 80 darbesinin yarattığı karanlığın işçi sınıfının eylemliliğiyle belli oranda aşıldığı, kamu emekçileri, üniversite gençliği ve Kürt ulusal mücadeleleriyle birlikte toplumsal muhalefetin güçlendiği yıllardı. 12 Eylül’ün mirası baskı ve yasaklar fiili-meşru mücadeleyle kırılıyor, belli oranda yumuşuyordu ama öte yandan devlet yükselen işçi ve emekçi mücadelesine karşı yeni yol ve yöntemlerle saldırıyordu. Devlet içindeki “derin” ilişkilere karşı toplumda büyük bir rahatsızlık vardı. Bu ilişkiler Susurluk’ta ortaya çıktığında malumun ilanıydı. “Sürekli aydınlık için her gün bir dakika karanlık” eylemlerinde en net haliyle görüldüğü üzere, işçi ve emekçiler cephesinde “çete devleti”ne karşı büyük bir rahatsızlık vardı.

90’lar ve 2000’lerin başı bir yandan da Türkiye ekonomisinin kırılganlığıyla karakterizeydi. Krizler ve ekonomik istikrarsızlık siyasal istikrarsızlıkla paralel ilerliyordu. Siyasi partilerin radikal oy değişiklikleri, koalisyonlar ve koalisyon ortaklarının kavgaları yolsuzluk ve yoksullukla birleştiğinde siyasal yaşam tüm çürüklüğüyle işçi ve emekçilerin önünde duruyordu.

Böylesi bir ortamda mantar gibi türeyen, bir anda parlayıp bir anda sönen siyasi partilerin varlığı işçi ve emekçilerin burjuva düzen partilerinin hiçbirinin onların sorunlarını çözemeyeceğini sezdiklerini gösteriyordu. Ama parlamenter demokrasiden devrimci bir kopuşun olmadığı da bir gerçekti. AKP böylesi koşullarda işçi ve emekçilere “3Y ile Mücadele” diyerek sesleniyordu. Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele sloganı AKP’ye büyük destek sağlıyor, işçi ve emekçilere bu partinin diğerlerinden farklı olduğunu düşündürtüyordu.

ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK

Yani bugün Erdoğan’ın sürekli geçmişi örnek göstermesi, daha da geriye giderek CHP dönemi kuyruklarından hatta tek parti döneminden bahsetmesi boşuna değil. Kendi iktidarı döneminde Türkiye siyasal ve ekonomik olarak “istikrarlı” bir dönem geçirdi, göstermelik ve tutarsız da olsa “demokratik” adımlar atıldı ve ekonomi “büyüdü”. Evet, esas büyüyenler tekelci burjuvazi oldu ama yine de ülke ekonomisinin büyümesi işçi ve emekçilerin yaşamına belli olumluluklar sağlayarak yansıdı. Ama artık Türkiye ekonomisi büyümek bir yana krize girmiş durumda ve bugüne kadar kullandığı “İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün” sloganı geçerli değil. AKP artık kendinden öncesinin bundan da kötü olduğunu, tarihi tersyüz ederek de olsa işçi ve emekçilere sürekli olarak hatırlatmak zorunda.

Nitekim AKP’ye oy veren işçi ve emekçiler, hem geçmişini bildikleri hem de bugün parti yapısı ve genel başkanıyla ülkeyi yönetemeyeceğini düşündükleri CHP’ye hiç yanaşmıyor. CHP’nin halkın acil taleplerine seslenmeyen ve geçmişten gelen elitist dili, halkı yönetilmesi gereken bir toplam olarak ele alan sosyal demokratik programının parti içinde yerleşmiş olması bu durumun nedenlerinden. İşçiler ekonomideki kötü gidişattan rahatsız olsalar da içlerinde başkası gelirse bundan da kötü olacağı, hatta tüm hatalarına rağmen yarattığı sorunları da çözse çözse Erdoğan gibi güçlü bir liderin ve onun partisinin çözeceği düşüncesi çok yaygın.

İŞÇİ DÜŞMANI, YOKSUL DOSTU BİR PARTİ: AKP

AKP tekelci burjuvazinin sadık bir hizmetkarı olarak, iş yaşamının yeniden düzenlenmesinde hep işçilerin aleyhinde hamleler yaptı. AKP döneminde işçilerin çalışma ve yaşam koşulları daha da kötüleşti. Ücretleri eridi, sendikalaşma oranları büyük oranlarda düşüş yaşadı, iş cinayetleri katlanarak arttı, esnek ve kuralsız çalışma yaygınlaştı. İşçi sınıfı, dönem dönem patlayan grev ve direnişlerle bunun karşısında durmaya çalıştı. Ama greve çıktığında da grevleri yasaklandı, karşısında polisi ve askeri gördü. Hakkını aradığı için gaz yedi hatta tutuklandı.

İşçiler bu yaşadıklarının mevcut düzen ve onun sürdürücü olan AKP’yle olan bağını kurmakta zorlanıyor. Mevut toplumsal yaşamın karmaşıklığı içinde, sınıfın devrimci partisinin müdahalesi olmadan bunu başarmaları da bir yere kadar mümkün. Gerçi çoğu zaman AKP’nin sorumluluğunu öyle ya da böyle görmekteler. Ama sınıf olma bilincine henüz erişememiş olmaları, onların tüm bu yaşananların iki ayrı sınıfın karşı karşıya gelişi değil de, bir meslek grubu olarak işçilerin AKP’nin çok umurunda olmayışı olarak kavramalarına sebep oluyor. Birçok AKP’li işçiye göre AKP işçiler için hiçbir şey yapmamıştır, hatta mevcut durumu daha da kötüleştirmiştir. Ama o ülkeyi iyi yöneten, iyi işler yapan bir partidir. Keşke işçisini de görse, onu biraz daha düşünse!

İşçiler fabrikasında ona “kötü hizmet eden” AKP’nin, evine geldiğindeyse ona bir yoksul olarak değer verdiğini de düşünüyor üstelik. “Makarna için oylarını satarlar” diye sıkça karşılaşılan üstenci ve aşağılayıcı dilin ardında yatan gerçek, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 2017 verilerine göre bugün Türkiye’de 10 milyon 610 bin 928 kişinin sosyal yardımlarla yaşadığıdır. Bu yardımların bir başka yanı da bazı yerlerde bu yardımlardan faydalanabilmek için AKP’li olmanın ve ona oy vermenin zorunlu tutuluyor olması. Yani AKP sürdürülebilir bir yoksulluk yaratarak halkın yoksulluğu üzerinden oy devşirmeye devam ediyor.

TARİHSEL BİR HİLE: BUGÜNÜNÜ UNUT, GEÇMİŞE VE GELECEĞE BAK

Halkın yoksulluğunu istismar etmenin bir başka örneği de, faşizmin üzerinde yükseldiği bir tarihsel hilenin kullanılmasıdır: Geçmişte “ecdadın” yaşadığı çok parlak bir dönem hatırlatılır ve gelecekte de bunun kurulması için mücadele edildiği söylenir. İşçi ve emekçilerin bugün birçok sorunu olabilir, ama ulusun ortak çıkarları onların çıkarlarının önündedir. Eğer bu sorunlara katlanıp ulus olarak birleşir, liderimizin peşinden gidersek gelecekte tüm sorunlarımız çözülecek ve geçmişte olduğu gibi büyük ve güçlü bir millet olacağız! AKP’nin neo-Osmanlıcığının, tekelci burjuvazinin yayılmacı hayallerinin somutlanması olduğu kadar işçi yığınlarını yedeklemede böylesi bir işlevi de var.

KİTLELERİN İÇİNDE KÖKLEŞEN BİR PARTİ

Halkın sorun ve taleplerinin böylesi bir istismarı, dinci-milliyetçi soslarla da servis edilince AKP kendi tabanını iyice kemikleştirmeyi başarıyor. Ancak fikirler kendi başlarına bir anlam ifade etmezler, ancak kitleler tarafından kavrandıklarında maddi güç haline gelirler. AKP’nin bunu büyük oranda başardığı ortada, bunu nasıl başardığınınsa derslerle dolu olduğunu söylemek gerekiyor.

Medyadaki tekelleşmeyle birlikte bu başarının sırrının AKP’nin örgüt yapısı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Mahallelere kadar inen birim örgütleri, günlük siyasal çalışma, ülkedeki ve dünyadaki her gelişmeye anında müdahale eden günlük bir ajitasyon ve propaganda ve cesurca kapıları çalan üyeleri AKP’nin kitleler içinde eriyen, kökleşen bir parti olarak var olmasını sağlıyor. İlginç olan işçi sınıfının devrimci partilerinin tarihsel olarak neredeyse bunu tarif ettiği söylenebilir. Bunu başardığı ölçüde de sınıfın partileri sınıf içinde bir güç olmuş, kitlelerle bütünleşmiş ve onların AKP gibi burjuva düzen partileri tarafından yedeklenmelerini önleyerek onlara gerçek sınıf çıkarlarının nerede olduğunu gösterebilmiştir.

Bugün bunu AKP başarmış ve geniş yığınları yedeklemiştir, ama ilelebet değil. AKP’nin sağ popülist propagandası, bu propagandanın etkisi ve yığınları aldatarak yedekleme gücü, işçi sınıfı ve burjuvazinin arasında seyreden sınıf mücadelesinin seyrine, düşüş ve yükselişine bağlanmıştır. İşçi sınıfı ve emekçi yığınların bu çok yönlü saldırılar karşısında duramayışının ve kendi sınıf çıkarlarını göremeyişinin temel nedenleri onun bugünkü örgütsüzlüğü, mevzilerini tek tek kaybediyor oluşu ve mücadelesinin genel zayıflığıdır. Ama ekonomik ve siyasal alandaki gelişmelerin seyri, işçileri az ya da çok, yavaş yavaş ya da aniden değiştirip dönüştürmektedir. Onları birleşip mücadele etmeye, bu mücadelenin içerisinde AKP’nin yalanlarını ve kendi gerçek çıkarlarını görmeye zorlamaktadır.

Yerel Seçim 2019 İl il adaylar ve seçim sonuçları
ÖNCEKİ HABER

Savaş demek, yurtsuzluk demek

SONRAKİ HABER

İzmir'de yine tek 1 Mayıs olacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa