21 Ocak 2019 09:53

Tunus, Sudan, Lübnan: Yeni halk hareketine doğru

Geçtiğimiz hafta Tunus, Sudan, Lübnan'da on binlerce kişi iş, ekmek, özgürlük ve ulusal egemenlik talepleriyle sokaklara indi.

Tunus, Sudan, Lübnan: Yeni halk hareketine doğru

Fotoğraf: AA

Paylaş

Ali KARATAŞ
Yusuf ERTAŞ

Arap coğrafyasında geçen haftaya Tunus, Sudan ve Lübnan’da ekonomik, sosyal taleplerle başlayan ama bir sonraki adımda siyasallaşan hareketler damgasını vurdu. On binlerce kişi sokaklara indi. İş, ekmek, özgürlük, ulusal egemenlik isteyen ve çürümüş iktidarları hedef alan eylemler, Arap dünyasında yeni bir dönemin habercisi gibi. Hareketlenmelerin ortaya çıktığı hemen hemen bütün ülkelerde sendikalar, meslek odaları, ilerici ve devrimci partiler çok ciddi bir rol oynuyorlar.

Tunus, Genel İşçi Sendikası (UGTT) çağrısıyla iki ay içinde ikinci genel grevini yaşadı. Tunus’ta yayınlanan günlük el Sabah gazetesi grevin genelde yüzde 100’e yakın bir başarıyla gerçekleştiğini yazdı. Haberde farklı illerde binlerce kişinin sokağa aktığı, gösterilerin barışçıl bir şekilde gerçekleştiği belirtildi.

20 VE 21 ŞUBAT’TA YİNE GENEL GREV

Tunus’taki hareketin diğer bir özelliği talepler gerçekleşene kadar devam etme kararlılığında olması.UGTT Genel Sekreteri Nurettin Tabubi, Cumartesi günü yapılan yönetim kurulu toplantısında, 20 ve 21 Şubat çarşamba ve perşembe günleri devlet dairelerinde ve kamu sektöründe yeniden “genel grev” kararı alındığını açıkladı. Tabubi, bu “tarihi kararın” amacının grev için grev olmadığını söyledi. Grevin, sosyal tıkanıklığı ortadan kaldırmak, hükümetle bir çözüme ulaşmak ve istikrarı sağlanmak için yapılacağını vurguladı.

HALK CEPHESİ HALKIN YANINDA

Tunus’ta ilerici ve devrimci partilerin bir araya gelmesinden oluşan Halk Cephesi, greve tam destek verdi. Açıklamada grevin sorumlusunun IMF’nin emrinde olan Başbakan Yusuf Şahid ve en Nahda hükümeti olduğu belirtildi. Halk Cephesi Sözcüsü Hamma Hamami, 2011 Devrimi’nden sonra kurulan hükümetleri ve şu an mevcut olan en Nahda ve Nida Tunus’tan oluşan koalisyon hükümetini “hırsızlardan, yolsuzluk yapanlardan oluşan hükümetler” olarak niteledi. Hammami, hükümet devrilene ve devrim tamamlanana kadar eylemlere devam çağrısı yaptı. Diğer bir destek açıklaması, Halk Cephesi bileşeni olan Tunus Emekçileri Partisi’nden geldi. Açıklamada, “ücretlerin artışından önce egemenlik” sloganıyla hükümetle IMF arasındaki ilişkiye dikkat çekildi.

LÜBNAN’DA TARİHİ GÖSTERİLER

Tunus’ta genel grevin gerçekleştiği gün Lübnan’da da binlerce kişi sokağa döküldü. Ülkeler farklı olsa da talepler hemen hemen aynı. Ruze Ceneli, dört sendika federasyonun çağrısıyla gerçekleşen gösterilerin “Son otuz yılın en kalabalık eylemleri” olduğuna vurgu yaptı. Cendeli başkent Beyrut’taki gösterilerin Hizbullah’ın kalesi olan güney bölgesinde gerçekleştiğine dikkat çekti. Cendeli, “sosyal adalet, yaşam şartlarının iyileştirilmesi, yolsuzluğun son bulması ve mezhepçiliğin ortadan kaldırması” taleplerinin öne çıktığını yazdı.

SUDAN’DA EYLEMLERİN BAKİYESİ

Coğrafyanın diğer hareketli ülkesi Sudan’da ekmek zammı protestosuyla başlayan gösteriler birinci ayını geride bırakırken Yazar Abdulhamid Ud, eylemlerde sendikaların ve odaların rollerine dikkat çekti. Ud, korku duvarının yıkılması, gençlerin ve kadınların protestolara katılımı ve eylemlerin geniş bir coğrafik alana yayılmasını kazanım olarak nitelendirdi.


ARAP DÜNYASINDA YENİ BİR PROTESTO DALGASI

Ruze CENDELİ

Tunus’ta 17 Ocak günü Genel İşçi Sendikası’nın (UGTT) çağrısıyla başarılı bir genel grev yapıldı. Grev, Başbakan Şahid hükümeti ile UGTT arasındaki görüşmelerin başarısızlığa uğraması üzerine gerçekleşti. Şahid, devletin ödeme imkanının olmadığı gerekçesiyle ücretleri yükseltmeyi reddetti.

Muhalefet, en Nahda, Nida Tunus ve Yusuf Şahid grubundan oluşan hükümeti ülkeyi  IMF’nin kölesi yapmak, yolsuzluğu örtbas etmek ve bin Ali rejiminin borçlarını ele almamakla suçluyor. IMF, iktidardaki hükümeti; “Kamu sektöründeki ücretleri dondurmadığı, harcamaları azaltmadığı ve bütçe açığını kapatmak için ileri sürdüğü şartları kabul etmediği”  müddetçe finansman akışını durdurmakla tehdit etti. Muhalefet ise hükümetin IMF dayatmalarını kabul eden tutumunu, “yabancıların emirlerini yerine getiren IMF’ye köle bir tutum” olarak değerlendirdi.

LÜBNAN AYAKTA

Tunus’ta genel grevin olduğu gün, Lübnan’ın başkenti Beyrut ve diğer şehirler de tarihi gösterilere tanık oldular. Başkent Beyrut, otuz yıldan bu yana en büyük gösterilere tanık oldu. Güneydeki banliyölerde yaşayan halk (ki burası Hizbullah'ın en temel kalesi) “sosyal adalet, yaşam şartlarının iyileştirilmesi, yolsuzluğun son bulması ve mezhepçiliğin ortadan kaldırması” talepleriyle bir araya geldi. Gösterilerin en önemli özelliği dini gösteriler olmaması. Protestolar, dört sendika federasyonunun çağrısıyla, tüm büyük şehirlere yayıldı. Çağrıyı yapan sendikalar; Ulusal Sendikalar Birliği, İnşaat ve Kereste İşçileri Sendikaları Birliği, Gıda Sendikaları Federasyonu ve Bekaa Sendikaları Birliği. Lübnan Komünist Partisi ve Komünist Eylem Örgütü de protestolarda yer alan ilerici ve devrimci partiler arasındaydı.

ÖFKE YÜRÜYÜŞÜ

Lübnan Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Sendikacı Hanna Garib, yaptığı basın açıklamasında devlet politikalarından etkilenen tüm toplumsal kesimleri Beyrut merkezindeki Riyad el Salah Meydanındaki gösterilere katılmaya  davet etti.

Lübnan’daki Ulusal Sendikalar Konfederasyonu Başkanı Castro Abdullah, bu hareketi övdü. Özellikle çalışma ve sağlık bakanlıkları binalarına doğru yapılan yürüyüşleri “sokaktaki durgunluğu kırmanın bir adımı” olarak değerlendirdi. Gösterilere keyfi işten atılmalara maruz kalan işçilerin katılımı belirgindi.

Arap dünyası yeni bir protesto dalgasına tanık oluyor. Hareket seküler bir yapıda ve toplumsal koşulların iyileştirilmesi merkezli. Uluslararası finans kurumlarından kopmayı talep ediyor. Tunus, Lübnan ve Sudan’da olduğu gibi halk hareketlerinde Arap solunun bariz bir varlığı mevcut.

Gösterilerin ayrıca, Ürdün’deki Razza hükümetinin ekonomik reformu sağlamadaki başarısızlığının ardından bu ülkeye de yayılması bekleniyor.


Fotoğraf: AA

TUNUS’TA DEVRİMİ YENİDEN KURALIM

Tunus Emekçileri Partisi

Bugün Genel İşçi Sendikası’nın (UGTT) çağrısıyla kamu işçileri, memurlar genel greve gitti. Grev, halk karşıtı liberal hükümetin işçi sınıfının temel taleplerini, özellikle ücret artışını yerine getirmemesi üzerine gerçekleşti. Sağcı, gerici siyasi koalisyon döneminde yoksulluk görülmemiş bir derecede arttı.

Tunus Emekçileri Partisi, “Ücret artışı öncesi egemenlik” grevini desteklediğini ifade eder. Genel İşçi Sendikası, işçileri ve çalışanlarının “bağımlılık, yoksullaşma ve hükümetin IMF’nin önerilerine cevap vermesine karşı olan” haklı mücadelelerinde yanlarında olduğunu belirtir.

Hükümet, cumhurbaşkanı ve  parlamento, çalışma koşullarının ve halkın genel durumunun korkunç şekilde bozulmasından tam olarak sorumludur. Hükümet; yolsuzluk iradesine tamamen teslim olmuştur, kaçakçılık ve suç ekonomisinden de sorumludur. Ülkemizin ekonomik, sosyal ve politik kararını kontrol eden küresel yağma fonlarının talimatlarından tam sorumludur.

Parti, üyelerine ve destekçilerine, ayrıca Halk Cephesi’nin militanlarına ve destekçilerine ücretlerin, ekmeğin ve kazanımların savunması meşru mücadelesine katılım çağrısı yapar.

Tüm Tunus halkını, ülkeyi  kontrol eden ve halkını onur ve adalet için gerekli temel haklardan mahrum bırakan bir avuç zengin ve hırsız ve aracıya karşı toplumsal savaşa katılmaya ve sendika hareketine destek vermeye çağırır.

Parti, halka “rotasını düzeltmek için devrimi yeniden kurma ve sahiplerine iade edilmesi”  çağrısını yeniler.


Fotoğraf: Ömer Erdem/AA

SUDAN’DA HALK HAREKETLERİ: İLK AYIN KAZANÇLARI

Abdülhamit UD
al Arabi al Jedid

Sudan Ömer Beşir hükümeti karşıtı halk hareketi birinci ayını tamamladı. Sudanlıların çoğunun Beşir’i devirme aşamasına ulaşılacağına ve Sudan devletinde temel reformlara ve değişikliklere yol açacak düzenlemelerin yapılacağına ilişkin umutları arttı.

Barışçıl gösteriler ve protestolar şeklinde ortaya çıkan hareket, 19 Aralık’ta temel malların kıtlığını ve özellikle başta ekmek olmak üzere fiyat artışlarını kınamak için göstericilerin eşzamanlı olarak Atbara’da (kuzey) ve Port Sudan’da (doğu) sokağa çıkmasıyla başladı. Son 30 gün içerisinde başkent Hartum dahil olmak üzere hızla onlarca kasaba ve köye yayılan protestoların talepleri “ekmek, yakıt, likidite ve ilaç gibi temel malların sağlanması” talebinden “rejimin devrilmesi” talebine dönüştü. “Halk düzenin yıkılmasını istiyor” sloganı protestocuların temel sloganı oldu.

Gün geçtikçe kendiliğinden ve örgütsüz olan protestolarda muhalefetteki siyasi partiler ön plana çıktı ve protestoların örgütlenmesini sağladılar. Milliyetçi Umma Partisi, Sudan Kongre Partisi ve ülkedeki diğer partilerin yanı sıra Sudan’da savaşan silahlı hareketlerin de içinde yer aldığı bir ittifak olan “Sudan’ın Sesi” ittifakının dahil olduğu özel bir koordinasyon oluşturuldu.

Muhalif sendikaları içeren bir muhalefet organı olan Sudan Profesyoneller Birliği’nin belirgin bir şekilde ortaya çıkması ile halk protestolarının günden güne artması sonucu muhalif “Ulusal Uzlaşı Kuvvetleri” ve “Federal Birlik” de koalisyona katıldı.

Öte yandan, Beşir Hükümeti halk hareketini şiddetle yanıtladı. Göstericileri dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve plastik mermiler kullandı. Muhalefet, hükümeti, insan hakları örgütlerine ve muhalefete göre 40’tan fazla kişinin ölümüne yol açan gerçek mermi kullanmakla suçladı. Ancak hükümet henüz bu suçlamayı kabul etmedi ve 24 kişinin ölümü hariç diğer cinayetlerin sorumluluğunu üstlenmedi.

Hükümet ve iktidardaki Ulusal Kongre partisi, Abdel Vahid Muhammed el Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi’ni, İsrail’in istikrarsızlaştırmaya yönelik faaliyetlerine destek vermekle, barışçıl gösterileri istismar etmekle ve sabotaj, yağma ve hırsızlık eylemleri düzenlemekle suçladı. Ancak bu suçlamalar uzun sürmedi. Çünkü hükümet bu suçlamaları Sudan Komünist Partisi’ne, yurt içinde ve yurt dışında isim vermeden kim “Sudan’ın düşmanı olarak nitelendirmişse” onlara yöneltti.

Birçok gözlemcinin değerlendirmesine göre, elde edilen kazanımlar şöyle özetlenebilir:

Korku duvarı yıkıldı: En önemli kazanımdır. Geçtiğimiz 30 yıl boyunca sokak, hükümetin baskısı karşısında tereddüt ediyordu. Göstericilerin sayısı, 2013 yılında akaryakıt sübvansiyonlarının kaldırılmasına karşı yapılan protestolar dışında bu düzeye ulaşmadı. Bazılarına göre, birçok göstericinin öldürülmesine, yüzlerce kişinin tutuklanmasına ve şiddetli işkenceye maruz kalmasına rağmen bu protestoların devam etmesi engellenemedi.

Gençlerin ve kadınların rolü: Son protestoların ana kitlesini gençlik kesimi oluşturdu. Bundan önce Sudan gençliğinin tamamen kendine kapalı olduğuna ve sadece spor, sanat ve eğlence ile ilgilendiğine ve ulusal ve toplumsal konulardan uzaklaşmaya karşılık sosyal iletişim araçlarına bağımlı olduklarına inanılırdı. Ancak geçtiğimiz ay boyunca olanlar, algıları tamamen değiştirdi. Olaylar gençlerin ulusal kaygının merkezinde, olanların bilincinde ve fedakarlığa tam hazırlıklı olmanın farkında olduklarını kanıtladı. Ölenlerin, yaralananların ve tutuklananların çoğunluğu genç.

Gençliğin bu durumu, iktidardaki Ulusal Kongre partisinin, liderlik ofisi toplantısında, gençlik kesimi ile diyalog kanallarının açılması ihtiyacını ve istihdam ve görevlendirme konularına önem verilmesi gerçeğini kabul etmeye itti.

Protesto sokaklarında sadece gençler yoktu. Kadınlar da aynı zamanda bir lider ve bir cesaret unsuru olarak ortaya çıktılar ve tutuklamalara maruz kaldılar.


Fotoğraf: TSK

SURİYE’DEKİ SAVAŞI SONLANDIRMAK

Al AhramWeekly
Başyazı

Tarihin en kötü insanlık felaketlerinden olan Suriye savaşının patlak vermesinin üzerinden tam sekiz yıl geçti. BM’nin verilerine göre, 2011’in Mart ayında patlak veren savaştan bu yana, çoğunluğu sivil halktan oluşan 400 binden fazla Suriyeli öldürüldü.

Sınırları önceki Fransız sömürgecileri tarafından belirlenmiş olan modern Suriye hükümeti parçalara ayrıldı. Neredeyse hiçbir ülke bugüne kadar topraklarında, kendi iradesine karşı gelen farklı görüşten bu kadar çok askeri barındırmamıştır. İran, Rusya, Türkiye, ABD, Fransa ve Britanya ülkelerinin hepsinin Suriye’de resmi orduları bulunuyor. Suriye’nin Golan tepelerini 1967’den beri işgal altında tutan İsrail de, iç savaşı, işgal ettiği Suriye topraklarını elinde tutmasını sağlayacak bir fırsat olarak görüyor. Öyle ki, Golan’a yaptığı yasadışı işgalinin dünyaca tanınması için talepte dahi bulundu. İsrail bir taraftan da, uluslararası yasa ve anlaşmaları yok sayarak, Suriye’yi düzenli olarak bombalamak için kendisine tam yetki verdi.

Bölgesel askeri diktatörler veya Suriye topraklarını savaş alanına çevirmeye kararlı pek çok ülke tarafından askerlere sağlanan kazançlı finansal gelir, on binlerce paralı asker ve radikal grupların savaşa katılmasına etkili oldu. Başlangıçta, demokrasi, özgür seçim ve sosyal adalet talepleriyle barışçıl sivil protestolar düzenleyen pek çok Suriyeli muhalif grup süratle bağımsızlıklarını kaybetti ve kendilerine finansal destek ve ölümcül silah sağlayan yabancı hükümetlere esir düştüler.

Milyonlarca Suriyelinin Avrupa’ya yönelmesi, Suriyeli mültecilerin Avrupa’nın ‘beyaz’ kültürüne ve yaşam tarzına tehdit oluşturacağını öne süren sağ kanatın yükselişe geçmesine olanak sağladı. Politikalarını ırkçı söylemlerle destekleyen pek çok Avrupa ülkesi mültecilerin ülkelerine girmesini engellemek amacıyla duvar çekmeye karar verdi. Binlerce Suriyeli mülteci herhangi bir ülkenin kendilerini kabul etmesi umuduyla çıktıkları yolculukta açık denizde yüzüstü bırakıldı.

Dünya, Suriye halkının devam eden ıstırabını çok uzun bir süre kayıtsızca izledi, zira onlar için Suriye’de, ABD başkanı Donald Trump’ın da tipik pervasız söylemlerinde belirttiği gibi “kum ve ölüm”den başka bir şey yoktu. Bu kayıtsızlık artık son bulmalı.

Şu anki öncelik; savaşı durdurmak, Suriye devletinin bütünlüğünü yeniden sağlamak ve son olarak Suriye vatandaşlarının kendi geleceklerini demokrasi ve güvenilir seçimler eşliğinde belirlemelerine izin vermek olmalı.

Suriye krizini, mevcut rejimin devam etmesine veya etmemesine bağlamak yanlış bir tutumdur ve bu tutum yalnızca Suriye’de yaşanan insanlık felaketlerinin artmasına yol açar. Arap ülkeleri, Arap birliği veya önemli Arap ülkeleri arasındaki ikili veya çoklu ilişkiler aracılığıyla, Suriye’deki savaşın sona ermesine yardımcı olmak için liderlik etmeli ve Suriye halkının ülkelerini yeniden inşa etmesine yardımcı olmalıdır. Demokrasi ve hesap verilmesi talepleriyle ortaya çıkan halk isyanları, insanları birleştirmekle yükümlü mevcut devletin varlığına bir tehdit oluşturamaz.

Suriye’deki savaş hali, çoktan beri sonlandırılması gereken bir durum ve artık öncelik, savaşın sonlandırılması olmalıdır.

(Çeviren: İdil Çağla Ertaş)

ÖNCEKİ HABER

Bitlis'te 43 köy ve mezrada sokağa çıkma yasağı

SONRAKİ HABER

Organize İşler: Sazan Sarmalı, vizyondan kalkmadan Netflix'e geldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa