15 Ocak 2019 03:43
Son Düzenlenme Tarihi: 15 Ocak 2019 09:20

Arabesk: Bir eski zaman ağrısı

Dosyamızın ilk günkü konuğu Nuray Sancar: Arabesk tarihin derinliklerinden çıkarıldı ve evcilleştirildi.

Arabesk: Bir eski zaman ağrısı

'Müslüm' filminden  bir kare... | Fotoğraf: Müslüm filmi basın bülteni

Paylaş

Hazırlayan: İsmail AFACAN

Son yıllarda arabesk müziğe ilgi gittikçe artıyor. Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ümit Besen ve Emrah gibi şarkıcıların parçaları çeşitli versiyonlarda yeniden yorumlanıyor. Özellikle SeksenDört, Gece Yolcuları,  Zakkum gibi gruplar; Pamela, Ceylan Ertem gibi şarkıcıların rock tınılarıyla yaptığı yorumlar geniş kesimler tarafından dinleniyor. 

Bugün arabeskin etkilerini sadece müzikte değil edebiyattan sinemaya kadar birçok sanatsal alanda görmek mümkün. Çekilen filmlerde ve yayımlanan popüler kültür dergilerinde bireyci, değişmezci ve kaderci üslupla şekillenen arabesk figürler sıklıkla karşımıza çıkıyor. 80’li yıllarda arabesk, sol ve demokrat çevrelerce eleştirilirken bugün arabesk kültürün modernize edilerek yeniden üretilmesinde entelektüel çevreler rol alıyor. 

Arabeskin müzik alanında iktidarını ilan ettiği dönem 80’li yıllardı. Bu kadar popüler olduğu bir dönemde bile arabesk müziğe karşı önemli bir direnç gösteriliyordu. Dönemin iktidarıyla bağlantıları dile getiriliyor, halk üzerinde yarattığı düşsel tahribat anlatılıyordu. İki dönem arasında benzerlikler olmasına rağmen gösterilen tepkideki farklılık dikkat çekiyor.

Arabesk eleştirisi ve savunusunda iki uç değerlendirmeden söz edebiliriz. Birincisi Fazıl Say’ın “arabesk yavşaklıktır”a varan yaklaşımı diğeri ise Can Gox’un “Arabesk isyanın dilidir” söylemi. Bu iki yaklaşımın ötesinde sosyolojik ve tarihsel bir arabesk eleştirisine ihtiyaç olduğu kesin. 
Bugün başlayan dosyamızda yeniden üretilen arabeskin müziğe, sinemaya ve edebiyata nasıl yansıdığını tartışacağız. Tarihsel ve sosyolojik arka planını masaya yatıracağız. Yazar Nuray Sancar, Müzikolog Naim Dilmener, Akademisyen Oya Yağcı ve Öykücü Sibel Öz ile arabeskin bugününü etraflıca değerlendirdik. O zaman sorumuzu yineleyelim: Arabesk Yeniden... Neden?

İyi okumalar... 


Nuray SANCAR

Yetmişli yıllarda piyasada çok sattığı, çok dinlendiği halde devlet televizyonunda üvey evlat muamelesi yapıldığı için arabesk müzik alt sınıfların “ah”ının, derin “içlenmesi”nin ifadesi olarak görülüyordu. Sosyologlar bu müziği köyden kente göçmüş ama bu yeni evrene tutunamamış olanların tepkisi diye açıklamışlardı. Onu gecekondu veya varoş müziği olarak küçümseyenler de vardı. Dinleyenleri de, başlangıçta, biri tevekkül dozu yüksek şarkılar söyleyen, diğeri batsın bu dünya diyerek isyankar sözlere imza atan iki babanın etrafında ayrışmış görünüyordu. Ferdiciler ve Orhan babacılar, kentin kenarlarındaki alt proleterlerin, işsizlerin yarı köylü ruh halini kavrayan, onlar adına konuşan bu iki müzisyenin şarkılarıyla avunuyorlardı. Arabesk halkın afyonu, kalpsiz bir dünyanın kalbiydi.

ARABESK SOL HAREKETİN ELEŞTİRİSİNE KONU OLDU

Arabesk müziği besleyen kültürel ortam, yanlış anlamalardan dram çıkaran, iyilerin hep iyi kötülerin hep kötü ve sonunda daima iyilerin kazandığı; sınıfsal çelişkilerin iyilikle yenilebildiği yeşilçam melodramlarının norm haline getirdiği klişelerden ayrı düşünülemez aslında. Hem arabeskin hem Yeşilçamın klişeleri aynı yıllarda yükselen sol hareketin eleştirisine de konu olmuştu. İnsanların acılarını tekrar eden ama bir çıkış yolu sunamayan, sınıf çelişkilerinin farkında değilmiş gibi davranan yapıtlar, uyuşturucu ve düzene bağlayıcı bir ideolojinin dışavurumu olarak görülüyordu.

80’lerden sonraki dönem ise kültürel fragmanlar arasında geçişlerin kaynaşma ve füzyonların kolaylaştığı bir dönemdir. Halk müziği temalarıyla pop müzik icra eden Cem karaca, Barış Manço ve çeşitli müzik gruplarının dönemi geri çekilirken halk müziği mertebesine yükselen arabeskin popla buluştuğu bir zemin ortaya çıkmıştır. Sezen Aksu’nun tecrübesi bunun pekala mümkün olabileceğini de göstermişti. Bazen boyun eğen bazen isyan eden, muzip veya öfkeli ne kadar ses varsa Aksu’nun arabeskle yaptığı flörtün motivasyonu haline gelir. Yanlış anlamaların Türkan Şoray’ı ya da Bergen’i popun Sezen Aksu’su kılığında sahnededir. Yetmez, on yıl önce arabeski kültürel bir yozlaşma olarak sabitleyen sol, 80’ler sonrasında piyasaya çıkan özgün müzik etiketli kasetlerde devrimci arabeski keşfeder. Bu alanın kralı, özellikle müziğinin sözlerini Yusuf Hayaloğlu yazmaya başladıktan sonra Ahmet Kaya’dır ve arkadan gelenler onun replikası olmakla yetinir.      

ESKİ SOSYO POLİTİK ZEMİN KIRILGANLAŞTI

Bugün arabeske önemli bir dönüşten bahsediliyorsa, bu, bu müzik türünün artık bir alt kültür olmaktan çıkıp bir dizi dolambaçlı yoldan geçtikten sonra ana akım haline gelmeyi başarmasıyla ilişkilidir. Arabesk caza, arabesk popa, rock müziğine ve hatta yerli yapım klasik müziğe bile iliştirilebilir, içerilebilir bir türdür artık.

Öte yandan toplumsal kesimlerin gelecek projeksiyonları 70’li yıllara nazaran bir hayli değişmiş olduğundan, arabesk müzik üzerinden beğeni kutuplaşmasına yol açan eski sosyo politik zeminin de kırılganlaştığını söylemek mümkün. Arabesk artık neredeyse geriye dönük bir ütopyanın, bir geçmiş nostaljisinin zararsız öğelerinden biri. Çelişkilerine, absürtlüklerine, gülüp geçilenlere bile sahip çıkılarak yad edilen bir geçmişin yaşayan hatırası. Tüplü televizyonlar, walkmenler, ören bayanlar, mabel çikletler gibi herkesin hayatının, “eski güzel günler”in bir parçası.

Geçmişteki popüler materyalleri yeniden hatırlamanın daha iyi bir dünyanın mümkün olabileceğini düşünmeye faydası Gezi Direnişinde keşfedilmişti. Adile Naşit, Kemal Sunal, Münir Özkul, eski Yeşilçam yıldızları, çocukluk oyunları, kovboy filmlerinin replikleri hep birlikte ortak bir söze kılavuzluk eden figürler haline geldiler.

Gezi’den sonraki süreç bu nostaljik havanın bazı popüler kültür dergilerinde yeniden üretilmesiyle devam etti. Buralarda çocukluk hayallerine; bugünkü sert ve acımasız dünyadan eski naif dünyaya dönülebiliyor, yeni bir şey yaratmaya mecalsizleşen okur eskiyi istemekle yetinebiliyordu.

MÜSLÜM BABA’NIN JİLETİ KESMEYECEK KADAR PASLANDI

Dolayısıyla arabeskin yeniden canlanması tek başına değil ancak toplam toplumsal koşullar içinde daha iyi anlaşılabilir. Ahalinin genişçe bir kesiminin, berbat bir bugünden, ufuktaki ürkütücü bir gelecekten çevirdiği yüzünü geçmişe dönmesine yol açan koşulların varlığı demektir bu. Böylece arabesk tarihin derinliklerinden çıkarılmış, üzerindeki kiri pası silinmiş, evcilleştirilmiş ve insan onu tam şimdi işine yarayan bir alete çevirmiştir.

Ona daha önce hiç eğilim göstermeyenlerin; Müslüm Baba’nın jiletini artık kesmeyecek kadar paslandığında anlaması, bir jilet kesiğinden daha ağır acılarla baş etmek zorunda kalındığında sevebilmesi daha kolaydır aslında. Kültürel bedeli eskisi kadar ağır değildir.  

Yarın:  Naim Dilmener röportajı, “Arabesk, onu üretenlerin üzerinden görmemiz gereken bir konu, dinleyenlerin değil”

ÖNCEKİ HABER

RTÜK Daire Başkanvekili yandaşa uyarı yazısı yazınca görevden alındı

SONRAKİ HABER

Yargıdan yeni tip suç icadı: Osmanlı soyundan gelenleri aşağılama

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa