14 Ocak 2019 03:08

İdlib anlaşması fiilen çöktü

Suriye'de Türkiye'nin pozisyonu, İdlib'deki son durum, Sudan'da süren protestolar Arap basının geçen haftaki gündeminde öne çıkan konular oldu.

Fotoğraf: Cem Genco/AA

Paylaş

Ali KARATAŞ
Yusuf ERTAŞ

Suriye’nin İdlib kenti, geçtiğimiz hafta barındırdığı farklı İslami cihatçı gruplar arasındaki çatışmalarla gündemdeydi. Rusya’nın Astana kentinde gerçekleşen toplantılarda ulaşılan mutabakat sonucunda Suriye’de savaşan birçok grup İdlib kentinde toplanmıştı. Ancak gruplar arasında kentin hakimiyetiyle ilgili mücadele hiç bitmedi ve geçen hafta bu mücadele fiili bir çatışmaya dönüştü.  

TÜRK-RUS ANLAŞMASI ORTADAN KALKTI

İdlib’deki son gelişmeleri kaleme alan Ruze Cendeli, makalesinde, İdlib’deki silahlı gruplar ile ilgili önemli bilgiler verdi. Cendeli, eski adı el Nusra olan Heyet Tahrir el Şam’a (HTŞ) karşı birleşen grupların 20 binden fazla silahlı kişiyi barındırmalarına rağmen başarılı olamadıklarını ve hezimete uğradıklarını yazdı. Cendeli, İdlib’de kurulan Kurtuluş Hükümetinin de böylece sahada bir karşılığı olmadığını ve HTŞ’nin şu anda kentin yüzde 80’nini kontrol ettiğini vurguladı.

Cendeli, Türkiye-Rusya anlaşmasıyla ilgili olarak da “Özellikle HTŞ’nin ilin büyük bölümüne hakim olmasıyla beraber anlaşmanın uygulanması imkanını ortadan kalktı. Bu durum Suriye ordusunun ve Rusya’nın geniş bir askeri operasyonun yaklaştığının işaretidir” dedi.

TÜRKİYE’NİN İHTİRASLARI VE MİSAK-I MİLLİ

Suriye’de Türkiye’nin pozisyonunu değerlendiren Lübnanlı Akademisyen Muhammed Nureddin de Türkiye’nin bölgedeki ihtiraslarına dikkat çekti. Nureddin, Türkiye’nin sınıra yakın alanlarda  operasyonlarla girdiği bölgeleri “Kürtsüzleştirerek” demografik yapısını değiştirdiğini ve böylece 1920’de ilan edilen Misak-ı Milli sınırlarına katmak istediğini yazdı.  Nureddin, bu görüşlerine dayanak olarak son günlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Suriye’nin Misak-ı Milli sınırları içinde yer alan göçmenleri ve ölenleri ayırmasını gösterdi.

SUDAN’DA PROTESTOLARA DEVAM

Ekmeğin zamlanmasıyla halkın sokağa döküldüğü Sudan’da protestolar devam ediyor. Al Araby haber sitesinde yer alan yorumda protestolar; Dünya Bankası’nın ekmek ve yakıtla ilgili sübvansiyonları kaldırma tavsiyelerini yerine getiren eski Cumhurbaşkanı Cafer Nimeiri’nin (1969-1985) rejimini deviren Nisan 1985 ayaklanmasına benzetildi. Geçen haftada da Profesyoneller Birliği, Sudan Temyiz İttifakı, Ulusal Uzlaşma İttifakı ve Muhalif Federal Birlik tarafından yayınlanan ortak açıklamada, halka rejim devrilene kadar gösterilere devam çağrısı yapılmıştı. Buna karşılık Middle East Online haber sitesi bölgedeki güçlerin hala Ömer Beşir üzerinde uzlaşma içinde olduklarını yazdı.

Yazıda görüşüne yer verilen Doha Lisansüstü Araştırmalar Enstitüsü’nden yazar ve bir akademisyen olan Abdelvahab Affendi, “Bölgedeki bütün kamplar birbirleri ile boğazlaşırken, bir şekilde Beşir’de hemfikirler. Sürekliliği destekliyor gibi görünüyorlar. Başka bir alternatifin kendileri ve bölgeleri için uygun olmayacağına inanıyorlar” dediğini aktardı.

Bölgede gerçekleşen diğer önemli gelişmeler Filistinlilerin Batı Şeria ve Gazze’de, “birliğin” sağlanması için gerçekleştirdikleri gösteri, Lübnan’ın önemli gazetelerinden el Müstakbel’in artık sadece dijital ortamda yayınlanma kararı alması ve Tunus’ta yaklaşan genel grev oldu.


İDLİB; SON SAVAŞIN KIYISINDA

Ruze CENDELİ

İdlib, 2018 yılının başlarında 40 tane silahlı grup barındırıyordu. Hemen hepsinin hedefi aynıydı; Suriye rejimin devirmesi. Bütün bileşenler, farklı dini okumalarına göre şeriatın uygulanmasını istiyordu. Hepsinin bir şekilde dışarıya bağımlılıkları ve yanı sıra içerde de çok boyutlu tartışmaları mevcuttu. 2017’nin sonlarında Sultan Murad,  Hamza ve Mutasim Tugayı gibi birkaç grubun birleşmesinden “Ceyşül Vatani” (Ulusal Ordu) oluşumu ilan edildi. Bu askeri oluşum 30’dan fazla grubun birleşmesiyle 20 binden fazla silahlı kişiyi barındırıyordu.

HANGİ GRUPLAR MEVCUT?

Ceyşül Vatani, muhaliflerin merkezi Türkiye’de bulunan hükümetlerinin savunma bakanlığına tabi. İki rakip grup Ahrar’uş Şam ve Nureddin Zengi Tugayı, Heyet Tahrir el Şam’a (el Nusra) karşı birleşti ve “Suriye Ulusal Kurtuluş Cephesini” kurdu. Bu cephe,  son iki aydır İdlib ile Halep arasında kalan bölgede Heyet Tahrir el Şam ile çatıştı.

Önümüzde İttifakların, bölünmelerin olduğu ve yeni isimlerle daha önce bilinmeyen yeni grupların doğduğu karmaşık bir sahne mevcut. Grupların sayıları günden güne artmaktadır. “Salihat hareketi”, ülkenin dört bir yanından yasal statüyü kabul etmeyen militanların İdlib’e transferini yönetmektedir. Garantör devletler, diğer gurupları Heyet Tahrir el Şam’dan ayırmaya çalışmaktadır. Heyet Tahrir el Şam karşıtı muhalif gruplar dini isimlerini terk etmekte ve seküler isimler alarak el Nusra’ya karşı askeri bir güç oluşturmaya çalışmaktadır.

İDLİB, HTŞ’NİN ELİNDE

Şehir, 2018’in başlarında bir güvenlik kaosuna ve çatışan gruplar arasında günlük suikast dalgasına tanık oldu. Eski adı el Nusra olan el Kaide bağlantılı Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) 9 gün süren kanlı çatışmalardan sonra bölgeye gücünü dayatmayı başardı. HTŞ, ÖSO ve başka birçok kişi ve grubun ittifakla oluşturulan  “Kurtuluş Hükümetinin” kurucu iki grubuyla savaştan sonra  gerçek bir gücü olmadığı ortaya çıkardı. Şu an HTŞ ve müttefiki gruplar, bölgenin yüzde 80’ni kontrol etmektedir.

HTŞ ile teslim olma anlaşmalarına göre yenilen gruplar Türkiye sınırına, Afrin’deki “Fırat Kalkanı” bölgesine ve İdlib’in güneydoğusundaki silahsızlandırılmış bölgelere çekildiler.

SURİYE ORDUSU HAZIRLANIYOR

Suriye ordusu, İdlib’in güney kırsalına yeni takviyeler yaptı. Aynı zamanda Rus kuvvetleri İdlib’in güney-doğusunda Ebu Dali bölgesindeki askeri noktalarını tahliye etti. Bu noktalar, İdlib kırsalının bitişiğindeki Kuzeydoğu Hama kırsalına taşındı.

Suriye ordusu geçen ağustosta İdlib sınırına yığınak yapmıştı. Bununla birlikte Rus-Türk anlaşması, yeni yılın başlamasıyla beraber İdlib Bölgesi’nin silahlardan arındırılmasını ve idari olarak Şam’a teslim edilmesini gerektiriyordu. Lakin bu gerçekleşmedi. Ama son olaylar, özellikle HTŞ’nin ilin büyük bölümüne hakim olmasıyla beraber anlaşmanın uygulanması imkanını ortadan kaldırdı. Bu durum Suriye ordusunun ve Rusya’nın geniş bir askeri operasyonun yaklaştığının işaretidir. Analistlere göre Türkiye’nin bu operasyona katılması da bir olasılık.


TÜRK AKLI VE MİSAK-I MİLLİ

Muhammed NUREDDİN
al Halic

SURİYE’nin kuzeyindeki gelişmeler birbiriyle yarışıyor. Sekiz yıllık askeri ve siyasi çatışmalara ve savaşlara rağmen, gelecekteki düzenlemelerin özelliğini belirleyecek yeni bir aşamaya giriliyor.  

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den çekileceğini ilan etmesi, Suriye’deki ve bölgedeki ABD varlığını bitirmeyecek. ABD, dünyanın süper gücüdür ve Suriye, bölgedeki olaylar için stratejik bir sahnedir.

ABD’nin ulusal güvenlik danışmanı John Bolton, yaptığı açıklamada YPG’nin Türkiye’nin herhangi bir girişimine maruz kalmayacağı konusunda garanti istedi. Bu talep Türkiye’yi öfkelendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan onunla görüşmeyi reddetti. Bu durum Türkiye’nin Suriye’de özel bir “ajandası” olduğunu onaylamaktadır. Kürtleri; “terörist” olarak nitelendirdiği için değil, “Suriye’nin kuzeyi ve Irak’taki ihtirasları” için oradan sökmek istiyor.

Bugün “terörist” olarak nitelendirdiği Suriye Kürtlerinin bir önceki lideri Salih Müslim’i savaşın başlangıcında Ankara’da kabul etti. “Aşiret reisi” olarak adlandırdığı Irak Kürtlerinin Liderleri Mesut Barzani ve Celal Talabani’yi örtülü olarak destekledi. Türkiye’nin kuzeyine ekleyebilmek için Irak’tan ayırmayı umuyordu (Turgut Özal’ın Projesi).

DEMOGRAFİK MÜDAHALE

Türkiye, Fırat Kalkanı Operasyonu’yla Cerablus, el Bab ve Azez üçgenine ve sonrasında Afrin’e girerken ve hatta idlib’te “gözlem noktaları” vesilesiyle bulunurken bu bölgeleri Kürtsüzleştirerek demografik yapıyla oynamayı ve kendisine yakın Türkmen gruplarıyla değiştirmeyi istiyor. Bütün bu bölgelerde eğitim sistemini, finansal, dini ve idari yapıyı değiştirmeye çalıştı ve Türkiye’de eğitilmiş bir askeri ve güvenlik yapısı kurdu.

Bu faaliyetler, bu alanların Türk idaresine eklenmesi veya en iyi ihtimalle Türk nüfuzuna geçmesi asıl amacını taşımaktadır.

2016 yazından bu yana Erdoğan ve yetkilileri tarafından bu alanların Türkiye Parlamentosunun 20 Ocak 1920’de kabul edilen haritanın bir parçası olduğunu düşünen çok sayıda açıklama gördük. “Misak-ı Milli” olarak bilinen sınırlar, Kuzey Suriye ve Irak’ı içermektedir.

Ancak müteakip anlaşmalar Türkiye’nin haritasını uygulamasına izin vermedi ve süreç Türkiye’nin bugünkü sınırlarıyla sona erdi. Ancak Türk siyasi aklı bunu hâlâ kabul edemedi.

Türkiye’nin mevcut İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun birkaç gün önce sarf ettiği ve birçok kişinin dikkatini çekmeyen sözleri, “Kuzey Suriye ve Irak’ta Türk ihtiraslarının” sabit olduğunu göstermektedir. Doğru fırsatı kollayan Türk aklı, ihtiraslarını bırakmadı.

Süleyman Soylu; “Suriye’den gelen mültecilerin yüzde 62’si Misak-ı Milli sınırları içerisinden. Çanakkale savaşlarında 1102 şehit veren Suriye’den. 2011 yılından bugüne kadar Suriyeliler kendi memleketleri için 71 bin 923 şehit vermişler. O yüzden, Bu adamlar burada ne yapıyorlar sorusunu soramayız” dedi.

Türk aklı; “Misak-ı Milli” sınırlarından Türkiye’ye göçenlerin ve ölenlerin oranını hesaplamaya kadar ulaştı.


SUDAN’IN PROTESTOLARINDAKİ GERÇEK RİSKLER

Faruk YUSUF
Middle East Online

Sudan'daki hükümetin ve muhalefetin ortak noktalarından biri, halk protestolarının iktidardan düşen İslamcılar için bir başlangıç olacağından duyulan korku. Bu nokta, “protestoların karakterini değiştirmekten sorumlu olan komünistlerdir” şeklindeki ortak kanıyı destekleyecektir. Genellikle, Sudan’daki protestolar oldukça evcil davranıyor ve rejime tehdit oluşturmuyor. Genel olarak, yüzler değişebilir, ancak rejim yerinde kalır.

Sudan’daki İslamcı muhalefetin sorunu sadece rejimle değil, aynı zamanda şans eseri İslamcı olan iktidardakilerle. Bu nedenle, muhalefet yeni bir lider aradığında, bu “daha fazla kamusal özgürlüğe izin vermek ve vatandaşlık ilkesine dayalı sosyal adalet arayışına başlamak için bir rejim değişikliği çağrısı yapmak” anlamına gelmiyor.

Bu politik oyun, trajik bir ironiyi gizliyor. Sudan’da siyaset, modern anlamda sosyal sistemde önemli bir rol oynamamaktadır. Sudan toplumu çeşitli şekillerde etnik açıdan çoğulcudur. Kabile, bölgeselcilik, etnik köken ve mezhepçilik bu çoğulculuğun belirgin bir bölümünü temsil ediyor. Dış dünyanın bu çoğulculuğun temellerinde anlamadığı çok şey var.


SUDAN MUHALEFETİ, EYLEMLERİNİ ARTTIRDI

al Arab

Sudan’da muhalefet partileri ve Sudanlı Profesyoneller Birliği geçtiğimiz cuma günü, Başkan Ömer Beşir’in rejimi devrilene kadar ülke genelinde gösteri yapmak ve protesto etmek için “intifada şehirleri, köyleri ve mahalleleri” haftası başlattığını duyurdu.

Muhalefetin ortak açıklamasında, Pazar günü (dün) Sudan’ın başkentinin kuzeyinde, Kuzey Hartum’da “Şehitler Yürüyüşü” düzenleneceği belirtildi. Buna ek olarak açıklamada, “Perşembe günü başkent Hartum’da ve bir dizi Sudan kentinde ‘Özgürlük ve Değişim’ yürüyüşü gerçekleşecek” denildi.

Profesyoneller Birliği, Sudan Temyiz İttifakı, Ulusal Uzlaşma İttifakı ve Muhalif Federal Birlik tarafından yayınlanan ortak açıklamada, Sudan halkını rejim devrilene kadar gösterileri devam ettirmeye çağrıldı.

Sudan, geçtiğimiz on yıllarda bu hızda ve bu süreklilikte bir protesto hareketine tanık olmadı. Önceki hareketler, güvenlik güçleri tarafından hızla bastırıldı. Bunların sonuncusu geçen yıl ocak ayında patlak verdi.

Analistler, protestoların devamını öfke birikimlerinin ve mevcut rejimin politikaları üzerindeki gerginliğin doruk noktası olarak açıklıyorlar.


BİNLERCE FİLİSTİNLİ BÖLÜNMENİN SONA ERMESİ İÇİN GÖSTERİ YAPTI

Al Halic

Gazze ve Ramallah’ta binlerce Filistinli cumartesi günü 11 yıldan uzun bir süredir devam eden Filistin’in bölünmesine son verilmesini ve artan iç gerginliğin durdurulmasını istedi.

Gösteriler, beş sol gurubun ittifakı olan Filistin Demokratik Birliği’nin çağrısıyla Gazze ve Ramallah’ta eş zamanlı olarak düzenlendi.

Gazze’deki gösteriye katılanlar Filistin bayrakları ve iç bölünmeyi kınayan pankartlar taşıdılar ve uzlaşma ve ulusal birliğin sağlanması çağrısında bulundular.

Ramallah merkezindeki Manara kavşağındaki göstericiler, el Fetih’ten ve Hamas’tan bölünmeyi derhal sona erdirmelerini ve birliği sağlamalarını istediler. “Halk bölünmeye son vermek istiyor” ve “Halk özürlüklere güvence istiyor” gibi Ulusal birlik ve siyasi tutuklamaların durdurulması çağrısında bulunan sloganlar attılar.


EL MÜSTAKBEL GAZETESİ SADECE İNTERNETTE YAYINLANACAK

Daily Star

Lübnan'da günlük olarak yayınlanan el Müstakbel gazetesi yayın müdürlüğü, gazetenin baskısının durdurulacağını ve 1 Şubatta sadece internette yayınlanmaya başlanacağını duyurdu.

Açıklamada, bu adımın “Lübnan ve dünya genelinde tanık olunan basın endüstrisindeki dönüşümlerin” ve “Satış ve gelirlerdeki düşüşün” ardından geldiği belirtildi.

El Müstakbel, eski Başbakan Refik Hariri tarafından 1999 yılında kuruldu. Lübnan’daki basın, hem dijital çağa uyum sağlamak için mücadele ettiğinden hem de ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldığından yıllardır krizde.

Geçtiğimiz Eylül ayında 1959’da yayına başlayan el Anwar gazetesi, Haziran ayında 1946’da kurulan Suudi el Hayat’ın Lübnan ofisi ve Mart 2016’da ilk baskısından 42 yıl sonra As-Safir gazetesi de dahil olmak üzere bazı Lübnan gazeteleri maddi zorluklar nedeni ile son yıllarda kapılarını kapatmıştı.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

CHP PM Üyesi Kılıçaslan: HDP ile ittifak milli görevdir

SONRAKİ HABER

Marmara'da sıcaklıklar mevsim normallerinin 1 ila 3 derece üzerinde olacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa