30 Aralık 2018 04:24

İdeolojik kamusal alanın inşası: Agoralarını yitiren kent

Cihan Uzunçarşılı Baysal yazdı: İmal edilmiş, yapay bir Osmanlı kültürü, mimariden giyim kuşama, oyuncaklara, objelere gündelik yaşama sızıyor.

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Cihan UZUNÇARŞILI BAYSAL

Otokratik yönetim, kamusal alanı, yasaları, yasakları, düzenlemeleri ve güvenlikçi rejimiyle denetimi altına alırken farklı görüş ve yaşam tarzlarına da kapatmakta. Buna karşın, kendi ideolojik kamusal alanını kurarak hegemonyasını tahkim etmekte ve makbul vatandaşlarından oluşacak yeni bir ulus inşa etmekte. ‘Yeni Türkiye-Hedef 2023’ ile amaçlanan İslamcı-Osmanlıcı tek tipçi bir devlet yapısının ve yeni bir ulusun inşa sürecini kentsel kamusal alanlar ve gündelik yaşam üzerinden de okumak mümkün.

Erdoğan’ın 1994’te İstanbul Belediye Başkanıyken telaffuz ettiği “O  bölgeye gelen kişi bir defa o merkezi gördüğünde bir İslam kentinde olduğunu anlayacak” hayali gerçekleşiyor. Taksim Cami, ülkenin en önemli agorasını kendi avlusuna dönüştürerek yükseliyor. Tamamlandığında mekanın kolektif hafızasının sıfırlanması start alacak. Protestoların, eylemlerin, hak, özgürlük taleplerinin, şenliklerin, kutlamaların kamusal alanının dini bir mekana dönüştürülüşüyle buradaki kelam da eylem de eskisi gibi olamayacak. Yeni AKM’nin içerisine oturtulan cami kubbesi formundaki yarımküre tam karşısındaki camiyi yansıtmakta. Nazım ve Brecht’in yerlerini Ertuğrul ve Fatih’e, balenin de mehtere bırakacağını öngörebiliriz. Kamusal mekanlara oturan dini mekanlar, iktidarın ideolojisini kentsel mekana nakşederken, hegemonyasını da konsolide etmekte. Galatasaray Meydanı, demokratik hak, özgürlük talepleri ve barışçıl gösterilere kapatılan Taksim Meydanı-İstiklal Caddesi bölgesinin gasbedilmeyen tek kamusal mekanıydı. Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta buluşmasında polis zoru ve şiddet kullanılarak buraya da el atıldı. Annelerin her hafta düzenli eylemleriyle temellük ettikleri meydan zaman içinde farklı grupların kullanımıyla kitleselleşip kamusallaşmış, bir agoraya dönüşmüştü; bugün bariyerlerle çitlenmiş, TOMA, akrep ve çevik güçlerle askerileştirilmiş bir kentsel mekan. Kamusal mekanların çeşitli yöntemlerle yasaklanmaları, kitlelere kapatılmaları, kamusal alandaki farklı ve muhalif kimlikleri, fikirleri, yaşam biçimlerini yasaklamanın, dışlamanın elverişli bir yöntemi.

Kentin hemen her yerinden görülen Çamlıca Tepesi’ndeki mega cami, “bir İslam kentinde olduğumuzu” gözümüze sokmakta. Türk İslam eserleri müzesi, sergi ve konferans salonları ve ihtisas kütüphanesiyle bu bir mega külliye; çevresindeki yürüme yolları ve seyir teraslarıyla da bir rekreasyon ve sosyalleşme mekanı. Benzer şekilde, ortalarında camileri olan millet bahçeleri, yeşil alanlarla halkı buluştururken camilerin etrafında kontrollü, güdümlü bir kamusallık örmekte. Hangi yayınların -dolayısıyla düşünce ve bilgilerin- içeri girip girmeyeceğini denetleyen ve muhalif veya farklı yayınlara kapılarını kapatan millet kıraathaneleri de diğerleri gibi toplum mühendisliğinin sinsice gerçekleştirildiği yeni sosyalleşme mekanları. Nitekim, gençlerin sosyalleştiği, politikleştiği halk meclisleriyle sivil toplum örgütlerinin kapatıldığı Diyarbakır’da ‘‘...millet kıraathanesi, gün boyu gençlerle dolup taşıyor’’.(1) Öte yandan, sol, zerdüştlük, alternatif Kürt tarihi ve devrim üzerine kitapların satıldığı kitapçının yerine kurulan kıraathanede kitapların çoğu İslami içerikli: ‘‘Gençler yanlış yola sapmasın diye sunulan kitaplar kısıtlanmış... dünya klasikleri ve İslami kitaplar konmuş” (2)

Toplum mühendisliği, imajı ve gösteriyi öne çıkartan festivaller, kutlamalar, törenler gibi etkinlikler ve anıtlar, müzeler hatta objelerle gündelik yaşamın hemen her alanına sızmakta. 18-21 Ekim’de Dicle Kkent Meydanı’nda düzenlenen Diyarbakır Gençlik Festivali’nde, İstanbul’un önemli meydanlarını devasa okçu heykelleriyle donatan Okçular Vakfı dahil Türkçü İslamcı vakıflarla dernekler ağırlıktaydı. Vakıf, misyonunu ‘‘Başta okçuluk… atasporlarının…kavranması ve kültürel bir bilinç olarak benimsenmesi…’’ olarak açıklarken vizyonunu ‘‘…medeniyetimizin bütün unsurlarından miras aldığımız değerleri yaşatmak, bu değerleri kuşanmış, ruhen ve bedenen sağlıklı nesiller yetiştirilmesi…” diye tanımlıyor. Eğitim sisteminde imajın ve gösterinin öne çıktığı alan olan spor/beden eğitimi, totaliter-otoriter skaladan rejimlerin elinde elverişli bir ideolojik araç. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”  şiarından “…miras aldığımız…değerleri…kuşanmış, ruhen ve bedenen sağlıklı nesiller yetiştirilmesi…” misyonuna toplum mühendisliği sürüyor. Vakfın faaliyet listesinde, Kuran-ı Kerim kurslarının yanı sıra Fetih Kupası, Malazgirt 1071 Anma Töreni gibi Osmanlıcı-İslamcı etkinlikler yer almakta.

Bu bağlamda dinci otokrasi toplumu sürekli bir fetih-fatih bandında tutarak hegemonyasını konsolide ediyor. 1453 Fetih Müzesi’nde her ziyaretçiyle Bizans yeniden fethedilirken, Miniatürk ulusal gururu okşuyor. İmal edilmiş, yapay bir Osmanlı kültürü, mimariden giyim kuşama, oyuncaklara, objelere gündelik yaşama sızıyor. İstanbul Kitapçılarında satılan “fetih ateşinizi alacak” yap-bozlarla satranç takımları, Fatih-fetih anahtarlıkları, tepsileri… Gündelik yaşamın her anında ve her yerde bize fetih coşkusunu yaşatıyor! Kitleselleşen, şatafatlı gösterilere dönüşen fetih yıl dönümleri “Yeniden Diriliş / Yeniden Yükseliş” sloganlarıyla kutlanırken, tavanı cami kubbelerinden, kontrol kulesi Türk-İslam sanatında Allah’ı simgeleyen lale formundan esinlenmiş mega havalimanından Yeni Türkiye inşa ediliyor. ‘Yeni Türkiye-Hedef 2023’ün dayanakları mega projelerle (3) iç, dış düşmanlara, bizi kıskanan Batı’ya kafa tutuluyor; atalarımıza ve şanlı geçmişimize layık olunuyor: “Dedesi karadan gemi yürüttü, torunu denizin altından tren yürüttü.” Öte yandan projelerin talanları, talancıları, mega doğa, çevre ve yaşam katliamları, fetih atmosferinin büyüsünde kaybediliyor.

Kentsel kamusal mekanlar, İslamcı-Osmanlıcı ideolojik kamusal alana uyumlu biçimde yeniden tanzim ya da  inşa edilirken, meydanlardan, müzelere, kıraathanelere, bahçelere, kentsel mekan üzerinden toplum mühendisliğiyle, otokrasi kendi makbul vatandaşlarını yaratıyor. ‘Hedef 2023-Yeni Türkiye’ gerçekleştirildiğinde,1923’de kurulan Cumhuriyet’ten rövanş alınmış olacak. Gidişatı okuyup, demokrasinin yeniden tesisi için elzem, başta agoralar, kentsel kamusal mekanlarımızı nerelerden ve nasıl yeniden inşa edeceğimize, demokratik kamusallıkları nerelerden öreceğimize kafa yormanın zamanları gelmedi mi?

1 Figen Güneş,‘‘Diyarbakır’da genç olmak’’, taz gazete, 5.11.2018.

2 age.

3 Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi sayfası

 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

‘Dilediğin kadar değil, direndiğin kadar...’

SONRAKİ HABER

EMEP: Bolivya’da ABD destekli darbeyi kınıyoruz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa