Arap Coğrafyasında geçen hafta: Suriye’de süreç nereye doğru gidiyor?

Fotoğraf: Flickr

Arap Coğrafyasında geçen hafta: Suriye’de süreç nereye doğru gidiyor?

Suriye’deki gelişmeler, geçtiğimiz haftada Arap basının öncelikli gündemi olmaya devam etti.

Ruze Cendeli, Ekim ayında gazetemiz için kaleme aldığı makalesinde, Arap devletlerinin ve Arap Birliğinin diplomatik ilişkiler başta olmak üzere Suriye ile bağın yeniden kuracağı saptamasında bulunmuştu. Gelişmeler tam da bu yönde ilerliyor. Makalenin kaleme alınmasından üç hafta sonra milletvekillerinden oluşan yüksek düzeyde bir Ürdün heyeti, Şam’ı ziyaret ederek Esad’la buluştu. Suriye ile ilişkilerini yeniden tesis eden diğer bir ülke ise Suudi Arabistan’a yakın müttefiki Birleşik Arap Emirlikleri. Arap dünyası bakımından hemen her konuda önemli misyonlar üstlenen Mısır başta olmak üzere diğer Arap ülkelerinin de benzer bir sürece girmeleri ve çok uzak olmayan bir zamanda Suriye’nin 2012’de çıkarıldığı Arap Birliğine geri alınması bekleniyor.

AYNI POLİTİKANIN FARKLI YÜZLERİ ABD VE TÜRKİYE

Lübnanlı akademisyen Muhammed Nureddin de el Haliç’te yer alan makalesinde Suriye’deki normalleşme sürecine dikkat çekti. Nureddin; Suudi Kralı Salman bin Abdülaziz’in Şura Konseyi’nde yaptığı bir konuşmada Suriye’de siyasi bir çözüme ulaşma, mültecilerin dönüşü ve terör örgütlerinin ayrılışının ihtiyacından söz ettiğini aktardı. Ancak yazar ABD ve Türkiye’nin tarihin tekerleğini geri döndürmek için çaba içinde olduğu görüşünde. Nureddin, “Açıkça gösteriyor ki Suriye’deki Türk politikaları Amerikan politikalarının diğer yüzüdür. Her ikisi de ülkeyi doğrudan ya da dolaylı olarak hakimiyet altında tutmak istiyorlar” dedi.

ASTANA 11: GARP CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK

Astana görüşmelerinin 11’incisi geçtiğimiz hafta gerçekleşti. Görüşmelerde kayda değer bir gelişme sağlanamazken, Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik vurgular öne çıktı. BM Suriye özel temsilcisi De Mistura, yeni anayasa komisyonun oluşturulması ile ilgili gelişmeyi yeterli bulmazken, Muhalefet heyeti ABD ve Suriye Demokratik Güçlerinin doğu Fırat’taki faaliyetlerinden rahatsızlığını dile getirdi. Suriye iktidarının hedefinde ise Türkiye’nin Suriye’deki varlığı ve İdlib’ten farklı illere gerçekleştirilen saldırılar vardı. 


ŞAM, ARAPLARLA İLİŞKİLERİNİ YENİDEN KURMA YOLUNDA

Ruze CENDELİ

Daha önce 22 Ekim’de Evrensel’de yayınlanan makalemde Ortadoğu’nun siyasi haritasının geleceği noktasında bazı saptamalarda bulunmuştum. Gelişmelerin, Suriye hükümeti ile diplomatik ilişkilerin yeniden canlandırılmasına doğru ilerlediğini tespit etmiştim. Suriye’nin aynı zamanda 2012’de kaybettiği Arap Birliğindeki koltuğunu yeniden alacağı öngörüsünde bulunmuştum. Bugün Arap delegasyonları Şam’a açıkça ve aleni bir şekilde akın etmeye başladı. Süreç, Şam’ı ziyaret eden Ürdün Parlamentosu heyetiyle başladı. Heyet ticaret, sanayi ve hizmet faaliyetleri alanında ilişkileri kapsayacak birkaç gün süren bir ziyaret gerçekleştirdi. 

ŞAM’DA ÜRDÜN PARLAMENTOSU HEYETİ

Ziyaretten önce Ürdün haber ajansı Petra, milletvekili içeren üst düzey Ürdün heyetinin iki ülke arasındaki “parlamenter işbirliğini güçlendirmeyi tartışacaklarını” bildirmişti. Ürdün’ün “Amman” sitesinin ziyaretten önce belirttiği gibi, heyet Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, hükümet başkanları ve Halk Meclisi ile görüştü. Suriye-Ürdün ilişkileri, iki tarafın anlaşmaya varmasıyla Şam’ın Dera’yı herhangi bir çatışma olmadan almasından sonra gelişti. Şam’ın iki ülkeyi birbirine bağlayan “Nasib sınır kapısını” Ürdün’e teslim etmesiyle de görüşmelerde büyük ilerleme sağlandı. Ziyarete katılan Ürdün milletvekili Kays Ziyadin, Sputnik haber ajansına yaptığı açıklamada delegasyonun görüşmelerinin “ilişkilerin yeniden ısınmasına” odaklandığına baştan dikkat çekmişti. 

Mısır ile de benzer bir gelişme bekleniyor. Mısır elçiliğinde maslahatgüzar olan Muhammed Salim, Şam ve Kahire arasındaki ilişkilerin yakında yeniden tesis edileceğini ima etti. Salim Suriye-Mısır ilişkilerini “iyi” olarak nitelendirdi.

BAE ŞAM’A YÖNELİYOR

Öte yandan Suriye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden tesisi iki tarafa yakın Arap kaynaklar tarafından teyit edildi. İlişkilerde ilk aşama; iki ülke arasında görüş alış verişi, ticari ilişkilerin etkinleştirilmesi üzerine başladı. Bu ilişkilerin önümüzdeki yılın başlarında ticari düzeyde aktif hale gelmesi bekleniyor. Yakın bir zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerin kapsamlı bir şekilde geri dönüşünün önü açılacak.

SUUDLARIN SIKINTISI

Ancak Suudi Arabistan, Şam ile ilişkileri yeniden kurmak için diplomatik olarak hazırlanmamış gibi görünmüyor. Bunun nedeni Kaşıkçı’nın öldürülmesi meselesi. Bu olayın Suudi dış ilişkilerine en belirgin etkisi, Yemen’de oldu. Suudi Arabistan’ın üç yıldan fazla bir süredir Yemen’e karşı yürüttüğü savaşın meşruiyetine karşı sesler yükselmeye başladı. Diğer yandan Suudi Arabistan, Batı’yı kızdıracak herhangi bir adımı atamaz hale geldi. Şam ile ilişkilerin düzelmesini erteleyecek diğer bir gelişmede taslak uygulanabilir olmasa da, raporların işaret ettiği ABD’nin Fırat’ın doğusunda Suudi güçleriyle bir askeri kuvvet kurma projesi.

SURİYE ARAP BİRLİĞİ YOLUNDA

Şam’ın Arap Ligi’ndeki koltuğuna geri dönme yolu açık görünüyor. Tunus’ta Mart ayında yapılacak zirvede, Suriye’nin katılmasına karşı çıkan tek ülke, muhalefetin bir bölümünü destekleyen Katar oldu. Ancak Katar’ın kendisi, Suudi liderliğindeki koalisyon tarafından terörizmi desteklediği ithamının ardından Arap Ligi’ndeki üyeliği dondurulmakla tehdit ediliyor. Şam’ın müttefiklerinin Arap ligindeki koltuğunu yeniden almasına yönelik artan uluslararası baskılarına ek olarak Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenen “Akdeniz diyalog konferansında” yaptığı açıklamada, “Arap Birliği, Suriye’nin çözüm çabalarını desteklemede çok önemli bir rol oynayabilir. Bu örgütün Suriye’yi üyelikten çıkarmasının büyük bir hata olduğunu düşünüyorum. Ve öyle görünüyor ki, Arap dünyası artık Suriye’yi Arap ülkeleri ailesine geri göndermenin öneminin farkında” demişti.

Fotoğraf: VOA


SURİYE; TÜRKİYE İLE AMERİKA ARASINDA

Muhammed Nureddin /
Al Haliç

Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz, Şura Konseyi’nde yaptığı bir konuşmada Suriye’de siyasi bir çözüme ulaşma, mültecilerin dönüşü ve terör örgütlerinin ayrılışı ihtiyacından söz etti. Ancak aynı zamanda dikkat çeken şey Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in Suudilerin pozisyonunu örtülü bir şekilde hoş karşılanması.

Suriye ile Suudi Arabistan arasında ne gibi gelişmeler olacağını teyit etmek mümkün değil. Ancak son iki yıldır Halep’in kurtuluşundan bu yana Suriye’deki olayların seyri krizin bir dönemeçte olduğu veya meydandaki gelişmelerin sonuna gelindiği yönünde. Bu durum öncelikle Suriyeliler tarafından üzerinde anlaşılan bir çözüme katkıda bulunacak.

Ama denklemin değişmiş olmasına ve yeniden bir yedi senenin başlatılmasının mümkün olmamasına rağmen, iki taraf hala tarihin tekerleğini geri döndürmek için mücadele ediyor.

Bunlardan ilki, Arap dünyasında genişlemiş Osmanlı projesi bir bütün olarak çöken Türkiye’dir. Türkiye, kendisine bağlı örgütler vasıtasıyla Mısır, Tunus, Libya, Suriye ve Irak’ta egemen olmada başarısız olmasının ardından Suriye ve Iraklı komşularına geri döndü. 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bölgeyi imtiyazlı terörist bir bölge olarak görüyor. Eğer Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu bölge Türkiye’nin elinde kalsaydı “terör bölgesine” dönüşmeyecekti. Bu bahaneyle Erdoğan, tüm bölgeyi işgal etmek ya da yerel araçlarla İskenderun’dan, İdlib’e, Afrin’e ve Cerablus’a Türk nüfuzu yaratmak oradan da Kuzey Irak’a ulaşmak istiyor. 

İkinci taraf ise; Fırat’ın kuzey doğusunda askeri olarak mevcut olan ABD ile beraber nispeten onunla birlikte olan Fransa, İngiltere, Hollanda ve YPG’dir. Washington, modern Suriye tarihinde herhangi bir etkiye sahip olmadığından Suriye krizinin Fırat’ın kuzey doğusunda ve Suriye’de bir etki alanı yaratması fırsatından istifade ediyor. 

Kürtler ve Şam arasındaki müzakereleri kolaylaştırmak yerine onları engellemek için çalıştı. Hatta Kürtleri, PKK’nin önde gelen üç liderine üç milyon dolarlık para ödülü koyarak tehdit etti. Suriye’ye istikrara kavuşma planları yapmaktan ziyade Washington, Kürt silahlı grupların Suriye’ye geçmemesi gerekçesiyle Türkiye sınırında kontrol noktaları kurarak Fırat’ın kuzey doğusunda ve Menbic’te silahlı varlığını arttırıyor. 

Açıkça gösteriyor ki Suriye’deki Türk politikaları Amerikan politikalarının diğer yüzüdür. Her ikisi de ülkeyi doğrudan ya da dolaylı olarak hakimiyet altında tutmak istiyorlar. Açgözlülükleri ve politikaları sadece fitne ve bölünmeye hizmet ediyor. 

Tek talep edilen yabancı güçlerin çekilmesi ve Suriyelilerin kabul edeceği mümkün olan en kısa sürede bir siyasi çözümü formüle etmektir. Koşullar normale dönmeli ve Suriye dosyası, tüm tarafların bir şantaj ve sömürü aracı olarak kullanılmasından çıkmalıdır.

Fotoğraf: TSK


ASTANA 11: ‘MÜZAKERELER RUTİN VE YENİ BİR ŞEY YOK’

Al Ahbar

Astana toplantılarının 11. turu geçtiğimiz Perşembe Kazakistan’ın başkenti Astana’da sona erdi. Toplantının sonuç bildirgesinde, Suriyeli halkın normale dönmesine yardımcı olmak için her seviyedeki istişarelerin yoğunlaştırılmasının gereği vurgulandı. Kazakistan Dışişleri Bakanı Hayrat Abderrahmanov, Astana sürecinin “Suriye’nin birliğini ve bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumayı hedeflediğini” belirtti. IŞİD’in ve el Nusra terörist gruplarının ortadan kaldırma çabalarının sürdürülmesinin gereğine işaret etti. Suriye’de terörizmle mücadele bahanesiyle yeni gerçeklikler yaratma girişimlerinin ve Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü baltalamayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlerin reddedilmesine vurgu yaptı. Sonuç bildirgesinde, İdlib ve çatışmalardan arındırılmış bölgeyle ilgili anlayışın tam olarak uygulanmasına yönelik kararlılık yinelendi. Astana sürecinin bir sonraki turunun Şubat ayında yapılacağı vurgulandı.

DE MİSTURA: DERİN ÜZGÜNLÜK

BM’nin Suriye özel elçisi Stephane de Mistura, Astana toplantısının Anayasa Komisyonu’nun kurulmasıyla ilgili 10 aydır devam eden çıkmazın üstesinden gelmek için somut bir ilerleme kaydetmediği için derin bir üzgünlük içinde olduğunu söyledi. De Mistura’nın ofisi tarafından yapılan bir açıklamada, gözaltına alınanlarla ilgili ön ve sınırlı bir hareketinin olduğu belirtildi. Bu hayati insani meselenin Suriyeliler arasında yaygın bir endişe yarattığına işaret edildi.

MUHALEFET HEYETİ ‘SDG’DEN’ ENDİŞELİ

Astana muhalefet delegasyonunun Başkanı AhmedTohma, görüşmelerin bu turundaki müzakerelerin Anayasa Komitesinin ilerleyişi ile sonuçlandığını ve çatışmalar için siyasi bir çözüme doğru ilerlemenin temelini oluşturabileceğini söyledi. Tohma, yaptığı basın toplantısında Fırat’ın doğusunda ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun ve onun müttefiki Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) eylemleriyle ilgili kaygılarını dile getirildi. Suriye topraklarının birliğini koruma ihtiyacının herkes tarafından üzerinde anlaşılan bir nokta olduğunu vurguladı.

SURİYE HEYETİ: ANKARA’NIN YAPTIĞI ŞEY ‘SALDIRGANLIK’

Suriye delegasyonu başkanı Beşar Caferi toplantının; “İdlib’deki mevcut duruma ve Türk tarafının Soçi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirememesine” odaklandığını söyledi. Caferi, “Türk tarafının Soçi Anlaşması’na uymaması, İdlib’deki terör örgütlerinin Halep, Hama ve Lazkiye’yi füzelerle hedeflemesine ve sivilleri hedef almaya devam etmesine neden oldu” dedi. Caferi Suriye topraklarına yasadışı yollardan giren Türk rejiminin Suriye’nin kuzeybatı bölgesinde yayıldığı alanların parametrelerini değiştirdiğine işaret etti.

Fotoğraf: Abkhazian Network News Agency/Wikimedia Commons(CC BY-SA 3.0)

Son Düzenlenme Tarihi: 02 Aralık 2018 16:15
www.evrensel.net
ETİKETLER SuriyeABD