16 Kasım 2018 14:16

İtina ile itibarsızlaştırılır ve korku salınır!

Aralarında Prof. Dr. Betül Tanbay ve Prof. Dr. Turgut Tarhanlı'nın da olduğu isimlerin gözaltına alınması ne anlama geliyor? Fatih Polat yazdı.

Fotoğraf: Betül Tanbay/Turgut Tarhanlı

Paylaş

Fatih POLAT

Osman Kavala’nın iddianamesinin tutuklanmasının üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen hazırlanmamış olması tartışılırken, çağrılsa her birinin gideceği bilinen bilim insanlarının sabaha karşı evleri basılarak gözaltına alınmaları ve operasyonun Osman Kavala soruşturmasıyla açıklanması bitmeyen bir korku ikliminin güne dair pratiği olarak karşımızda. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün yayımladığı basın bilgi notunda gözaltına alınanlar, “Osman Kavala ile hiyerarşik bir düzen içinde hareket etmekle” suçlanırken, “Gezi Parkı olaylarını derinleştirmek ve yaygınlaştırma” amacından söz ediliyor.

Gezi ne zaman oldu? 2013 yılında. Yani 5 yıl önce. Gözaltına alınanlar kimler? Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı. Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku dersleri veren Tarhanlı aynı zamanda Türkiye İnsan Hakları Vakfı ile Helsinki Yurttaşlar Derneği Kurucularından. Gözaltına alınanlardan Prof. Dr. Betül Tanbay, Türk Matematik Derneği’nin ilk kadın başkanı, Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi ve Avrupa Matematik Topluluğu’nun da başkan yardımcısı. Gözaltına alınan diğer isimler de, yaşanan akademisyen kıyımından sonra giderek zayıflayan üniversitelerde Türkiye’nin geleceği açısından bu ülkenin ihtiyacı olan öğrencileri yetiştirecek az sayıda bilim insanları arasında yer alıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın, ‘Tersine beyin göçü’ programıyla Türkiye’ye gelecek araştırmacılara 1 milyon liralık başlangıç ödeneği ve aylık 24 bin lira burs verileceğini açıklamasının ardından, ülke üniversitelerinde kalarak bilim üretmeye devam etmeye çalışan, alanının seçkin bilim insanlarının bu biçimde gözaltına alınması bir Türkiye klasiği. Aslında bakıldığında beş yıl öncesine ait Gezi sürecine sık sık atıf yapılarak atılan bu adımlar, daha çok bugüne ve geleceğe dair mesajlar içeriyor. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, Gülen Cemaati ile de ilgisi olmadığı bilinen pek çok dernek ve ‘sivil toplum örgütü’ KHK ile kapatılırken, iktidarın çeşitli ihlal pratiklerine dair önemli raporlar hazırlayan insan hakları kurumlarının temsilcileri operasyonların hedefi oldu. Uluslararası Af Örgütü’ne baskı ve ardından insan hakları kurumlarının temsilcilerinin bir toplantı halinde bulundukları sırada gerçekleşen ‘Büyükada’ baskını. O zaman iktidar medyasında atılan manşetlerle üretilen düşmanlaştırma senaryoları hatırlansın. Sonuçta insan hakları örgütü temsilcileri serbest kaldılar ama geriye de, onlara ve onların şahsında iktidarın çeşitli alanlardaki ihlallerine odaklanan insan hakları kurumları ile daha geniş bir kesime ilişkin ‘gözümüz sürekli üzerinizde’ mesajı kaldı.

‘Yerli ve milli’ bir iktidar söylemini sürekli diri tutmaya ilişkin olarak sistemli bir biçimde belli kesimlerin çeşitli ‘tehdit’ sıfatlarıyla yaftalanıp düşmanlaştırıldıkları bir yönetme düsturunun otomatiğe bağlandığı bir dönemdeyiz. Çalışma koşullarına isyan ettikleri için tutuklanan İstanbul Havalimanı işçilerinin WhatsApp yazışmaları ile suçlanmaları da aynı kriminalleştirme ve ‘suç imal etme’ yönteminin örnekleriydi. Ülkenin geldiği hal öyle ki, sanki sınır kapısından girişte yukarıda bakanların görebileceği şunların yazılı olduğu bir tabela asılı: “Canımızı sıkan itina ile itibarsızlaştırılır, itina ile korku salınır.”

ÖNCEKİ HABER

25 Kasım Antalya Kadın Platformu: Sokağa, eyleme, özgürleşmeye

SONRAKİ HABER

2019 YKS sonuçları açıklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa