Kentlerdeki organize sanayi bölgeleri

Kentlerdeki organize sanayi bölgeleri

ODTÜ'den İlayda, kent içerisindeki alanlarda işçi ve kapitalistin nasıl mekânsal olarak ayrıştığını anlatıyor.

İlayda BİLGEN

ODTÜ

Organize Sanayi Bölgeleri ile ilgili ilk bilinçli uygulama; 1896 yılında İngiltere’nin Manchester kenti yakınlarında kurulan “Trafford Park” uygulamasıyla gerçekleştirilmiştir. Fikrin ilk ortaya atılışı ise Amerika’da ortaya çıkmış fakat uygulamaya 1899 yılında başlanmıştır. Bu uygulamaların amacı, kapitalistlerin altyapı sanayi arsası gereksinmelerinin karşılandığı bölgeleri inşa eden özel firmaların kar elde edebilmesini sağlamaktır.

ABD ve İngiltere bir kenarda dursun, Türkiye gibi ülkeleri konu alan sanayi alanları çalışmalarında ise “tek tip kapitalist firma” varsayımları yatıyor. Bu ülkelerin sanayi alanları için yer seçiminde bu varsayımın kullanılması hatalı bir başlangıç noktası olur. Çünkü gelişmekte olan ülkelerde birden fazla kapitalist üretim türü ve dolayısıyla birden fazla kapitalist firma tipi vardır.

Kapitalist gelişmenin değişik düzeylerini yansıtan zanaat dükkânları, imalathaneler ve fabrikalar, niteliksel olarak farklı oluşumlar olsalar da, bir tek ve aynı olgunun, sanayide kapitalist üretimin değişik görüntüleridir. Kar hepsinin çekici gücüdür ve kar haddini arttırmak ve yatırımlarını genişletmek amacıyla teknik ve toplumsal boyutlarda değişiklikler yaparlar. Sanayi alanlarının büyüme ve gelişmesinde kapitalistin kar ve gelişimini hızlandıran bir etmen olarak yer seçiminin oldukça önemi bulunmaktadır. 

KAPİTALİST İÇİN “İYİ BİR YER”İN KRİTERİ NEDİR?

Burada bahsettiğimiz iyi bir yer tarifi o fabrikalarda çalışacak işçi ve emekçi kesimlerinin refah bir yaşam süreceği alan değil kapitalistin, kentin çeperindeki ucuz arazi fiyatları bulunan bölgelere düşük maliyete fabrikasını kondurmasıdır. Kent merkezlerinde üretim ve tüketim ilişkisinin oldukça yoğun ve sürekli olduğunu hesaba kattığımızda kapitalistin talepleri arasında kent merkezine konumlanmak yatıyor olsa da arazi fiyatlarının yüksekliği ve kapitalizmin önemli bir noktası olan kar marjını arttırmaya, ucuza mal etmeye engel olduğu için de kapitalist kent merkezinden uzaklaşma eğilimi gösterir. Organize sanayi bölgelerinin kentin dışında bir alana yerleştirilmesi hem kapitalistin karını sağlarken hem de fabrikanın bulunduğu çevreye verdiği zararlardan dolayı kentlilerin bu zarardan daha az etkileneceği alanlar seçilmiş olur.

FABRİKANIN YER SEÇİMİ İŞÇİYİ ETKİLİYOR MU?

Evet, günde 10 saat çalıştığı bir fabrikanın kentin çeperinde bulunuyor olması işçiye iki seçenekten birini seçmek zorunda bırakıyor. Birincisi, fabrikanın yakınında yerleşim alanı var ise oraya yerleşmek ya da gecekondu tipi yapılaşmalar ile fabrikanın yakınında bulunan bir alana ev yapmasıdır. Bugün kentlerin planlama anlayışında merkezler; etrafında ticari, sosyal, kültürel yapıların yoğunlaştığı, kentlilerin ihtiyaçlarını karşılamak, kültürel faaliyetler gerçekleştirmek amacıyla geldiği bir alan olması ve kentin çeperlerine uzakta kalması itibari ile işçiyi fabrikanın içi dışında, çevresine de hapsetmektedir. Ayrıca fabrikanın çevresinde işçinin yaşadığı alana kötü etkileri içerisinde, insan vücuduna zararlı gazların salınımı, yakında bulunan doğal alanlara atıkların salınması, dolayısıyla doğal alanların tahribatı ve buna dair önlemlerin yalnızca organize sanayi bölgelerini kentin dışında bir alana yapılmasıyla kalıyor olması işçinin yaşadığı kent içinde “kentli” sayılmadığının da bir göstergesidir. Bu durumun bir diğer örneği ise İngiltere’de merkezi iş alanı olarak tarif edilen ticari fonksiyonların yoğunlaştığı alanların hemen yanında işçiler sağlıksız yaşam koşulları içerisinde kirli havayı soluyarak yaşıyorken kapitalistlerin, fabrikalarından uzak alanlara giderek çitlerle çevirili evlerinde temiz havayı solumasıdır. İşçi yalnızca kötü koşullar altında yaşamakla kalmıyor, merkezden uzakta yaşadığı için insanın yeniden üretimini sağlayan sosyal, kültürel faaliyetlerden uzak, en temel ihtiyaçları olan eğitim, sağlık gibi hizmetler için ise yaşadığı alandan bir başka yere gitmek zorunda kalıyor, kentliyi kentten soyutlayan fabrikalarla çevrili mahallesinde yaşamak zorunda kalıyor. İşçi için ikinci seçenek ise fabrikanın uzağında olan ve düşük fiyatlı konutların bulunduğu bir bölgeye yerleşmesidir. Günlük 10 saatini fabrikada çalışarak geçiren işçi gününün geriye kalan zamanının önemli bir kısmını da yolda harcayarak kapitaliste gününün yalnızca 10 saatini değil, yolda geçirdiği zamanı da harcamaktadır.

ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİYLE BURSA

Bursa’da, organize sanayi bölgeleri, diğer kentlere oranla ayrı bir önem taşıyor. Bu durumun sebepleri ise Bursa’nın tarihsel süreç içerisinde çoğunlukla ticaretin yoğun olduğu şehirlerden biri olması ve Marmara bölgesi ile doğrudan ilişkiye sahip olması dolayısıyla ticaret yollarının üzerinde bulunan bir kent olması ve bugün halen sanayi kenti olma niteliğini devam ettirerek kentin içinde ve çeperlerinde 8 adet organize sanayi bölgesi bulundurmasıdır. Bu durum bize doğal olarak işçi emekçi kesimlerinin de yoğunlukta yaşadığı bir kent olduğunu gösteriyor. Peki, Bursa bu özelliğini mekânsal olarak nasıl yansıtıyor? Organize sanayi bölgelerinin çevresinde gecekondulaşma ile işçiler barınma ihtiyacını asgari düzeyde karşılayacak yapılar yapmış, kaçak olması sebebiyle altyapı, ulaşım, sağlık, eğitim gibi birçok hizmetten uzakta yaşıyorlar. Fabrika çevrelerindeki tarımsal alanların bile atık maddeler ve azot gazlarının salınımından dolayı oldukça etkilendiğini ve toprağının kuruduğunu hesaba katacak olursak o bölgede yaşayan işçilerde gırtlak kanseri, solunum yolu kanseri gibi hastalıklar oluşmaktadır. Fabrikada çalışan işçiler zaten bu hastalıklara maruz kalma riski yaşıyorken, bir de az kazandığı ücretini yol parasına vermek istemeyen işçi fabrikanın yakınına yerleşerek daha zor koşullar altında yalnızca çalışmaya değil aynı zamanda yaşamaya da çalışıyor.

Tüm bu durumlar bize kent içerisindeki alanlarda işçi ve kapitalistin nasıl mekânsal olarak ayrıştığını ve sömürünün yalnızca fabrika içinde değil, yaşadığı mahalledeki altyapı eksikliğinden tutun da soluduğu havaya kadar var olduğunu gösteriyor.

 

 

 

 

 

www.evrensel.net