Fırat'ın doğusunda ne oluyor?

Fotoğraf: Müslüm Etgü/AA

Fırat'ın doğusunda ne oluyor?

IŞİD ilk kez SDG'nin elinden iki köy aldı. İsrail'in diplomatik atakları sürerken FKÖ 30’uncu toplantısında önemli kararlar aldı.

Ali Karataş

Ruze Cendeli, bu hafta ne Arap basınında ne de uluslararası medyada yer almayan bir gelişmeyi gazetemize değerlendirdi. IŞİD uzun bir aradan sonra ilk kez Deyr Ez-Zour’un kırsalında bulunan al-Sousse ve al-Bagouz köylerini Suriye Demokratik Güçlerinin (SGD) elinden geri aldı. Cendeli, çatışmalarda SGD’ye bağlı yüzlerce kişi öldürüldüğünü ve  bir çok yaralının olduğunu da yazdı. Cendeli IŞİD’in varlığının, terörle mücadele için oluşturulan Uluslararası ittifakın Suriye topraklarındaki mevcudiyetini sağlayan tek gerekçe olduğuna dikkat çekerek, ABD’nin liderlik ettiği ittifakın elinde fırsat olmasına rağmen bulunduğu bölgede IŞİD’i tamamen temizlemediğine vurgu yaptı.

FKÖ’DEN ÖNEMLİ KARARLAR

Geçtiğimiz hafta Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Merkezi Meclisinin 30’uncu toplantısını Ramallah’ta gerçekleştirdi. Lübnanlı yazar Muhammed Nureddin, Konseyin uzun zamandan beri ilk kez önemli kararlar aldığını yazdı. Ağırlığını el Fetih’in oluşturduğu konsey, “Başkenti Kudüs olan ve 4 Haziran 1967 sınırlarını temel alan bağımsız Filistin devletini tanıyana kadar İsrail Devletinin tanınması kararını” askıya almaya karar verdi. Konsey ayrıca ekonomik olarak ayrılmanın yanı sıra “İsrail” ile güvenlik koordinasyonunu durdurma kararını da verdi.

İSRAİL’İN DİPLOMATİK ATAKLARI

ABD’nin konsolosluğunu Kudüs’e taşıdığı, Filistin’e yardımlarını kestiği ve İsrail’in son kalan toprakları da gasbetme girişimlerini sürdürdüğü bir süreçte İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu diplomatik ataklarına devam ediyor. Son  olarak Netanyahu, Cumartesi günü ABD’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Dışişleri Bakanı Samih Şükri, İstihbarat Başkanı Halid Fevzi ve Cumhurbaşkanlığı Ofis Müdürü Tuğgeneral Abbas Kamil’in de bulunduğu bir görüşme gerçekleştirdi. Toplantıda Sisi; Filistin sorununda uluslararası referanslara uygun adil ve kapsamlı çözüme ulaşmak amacıyla Mısır, Filistin ve İsrail tarafları arasındaki müzakereleri sürdürme çabalarına verdiği önemi vurgulamış. Ama alandaki gelişmelere bakıldığında bu görüşmeler Filistin’in boynundaki ilmiği daha fazla sıkmaktan başka bir işe yaramadığı ortada. 

NETENYAHU’NUN UMMAN ZİYARETİ

Netanyahu’nun diğer diplomatik atağı ise geçtiğimiz hafta bir Körfez ülkesi olan Umman Sultanlığına gerçekleştirdiği ziyaret. Ziyaret Umman’ın davetiyle gerçekleşti. Şark ul Avsat gazetesinde ziyareti değerlendiren Emel Abdulaziz Hezzani, Umman’ın bölgede etkili olan ana taraflarla (Körfez ülkeleri, İran ve İsrail) iyi bir ilişkiye sahip tek Arap devleti olarak tanımladı.Hezzani, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşinin geçen hafta Umman’ın başkenti Maskat’a yaptığı ziyaretin resmi televizyon kanalları tarafından yayınlanmasının nadiren görülen bir sahne olduğunu ifade etti. Hezzani makalesinde bu ziyaretin amacıyla ilgili olarak “Umman, Arap girişimi projesine ya da yüzyılın anlaşmasına göre Filistin-İsrail sorununu çözmeyi mi hedefliyor? Yoksa Umman, benzeri görülmemiş ABD yaptırımlarının yürürlüğe girmesine bir hafta gibi bir süre kala İran’ın yararına bir arabuluculuk yapmayı mı amaçlıyor?” sorularını sordu.


IŞİD YENİDEN BÜYÜYOR ABD KÂĞITLARI YENİDEN KARIYOR

Ruze CENDELİ

Son haftalarda  Fırat’ın doğusuna “çokça çöl kumu ve hayal kırıklığı” taşındı. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Deyr Ez-Zour’un kırsalında bulunan al-Susa ve al-Bağuz köylerini IŞİD’ten almıştı. Lakin kısa bir süre sonra IŞİD, kum fırtınalarından ve Uluslararası Koalisyonun yokluğundan yararlanarak iki köyü yeniden geri aldı. Demokratik Suriye Güçlerine bağlı yüzlerce asker vahşice öldürüldü ve cesetleri parçalandı. Çatışma sırasında onlarcası da yaralandı.

IŞİD YENİDEN CANLANIYOR

IŞİD’in son dönemdeki genişlemesinden en büyük çıkarı ABD sağlıyor. Geçtiğimiz yıl koşullar ABD önderliğindeki uluslararası ittifaka IŞİD’e saldırmasına ve varlığını tasfiye etmesine imkan sağlamasına rağmen, Koalisyon Irak-Suriye sınırındaki Deyr Ez-Zor’un kırsalındaki bir bölgeye operasyon düzenlenmedi. Beklenen kum fırtınası, Koalisyon güçlerinin kurtarılan köylerde görev yapan kuvvetleri desteklememesi için gerekli bahaneyi sağladı. Yüzlerce Suriyeli savaşçı hayatını kaybetti.
Bu gün IŞİD’in varlığı, terörle mücadele için oluşturulan Uluslararası İttifakın Suriye topraklarındaki  mevcudiyetini sağlayan tek gerekçe. ABD’nin Suriye’deki özel elçisi “James Jeffrey” ülkenin doğusuna vuran kum fırtınalarını işaret ederek SDG’nin çekilmesinin sadece geçici bir önlem olduğu söyledi.

Fotoğraf: Halil Fidan/AA

AMERİKAN ENDİŞESİ

Ayrıca, Türk ordusunun Ayn alArab (Kobani) kentinde başlattığı askeri operasyonlar konusundaki kaygısını dile getirerek, ülkesinin Suriye’deki müttefiklerine desteğini süreğini  vurguladı. Hemen akabinde perşembe günü Menbic’te, Türkiye ile ABD arasındaki ilk ortak devriye düzenlendi. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, “Türk Silahlı Kuvvetleri ve ABD Silahlı Kuvvetleri arasında müşterek birleşik devriyelerin başladığını, devriyelerin Suriye’nin Münbiç kentinde Yol Haritasında belirlenen hedeflere ulaşana kadar devam edeceğini” bildirdi.
Jeffrey, Birleşik Devletler’in Suriye’deki hedeflerini,ülkesinin Paris’teki büyükelçiliğinde açıklamıştı. Hedeflerini IŞİD’in ortadan kaldırılması, İranlı güçlerin ve onları destekleyen milislerin çıkarılması ve 2254 sayılı BM karar temelinde Suriye’de siyasi bir sürecin kurulması ile sınırlandırmıştı. Suriye’deki İran’ın varlığının sona ermesi, siyaseten ABD’nin önceliğinin zirvesinde.
Gelişmeler karşısında Suriye Demokratik Konseyi, izleyici pozisyonunda olan Suriye hükümetini uluslararası düzeyde yasal sorumlulukları üstlenmeye çağırdı. Şam’daki hiç bir yetkili,Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyini bombalanması hakkında resmi bir açıklama yapmadı.
Birçok siyasi krizle dolu uluslararası fırtınalar,Suriye iktidarı ile muhalefet arasında Cenevre’de müzakere sürecinin kesintiye uğraması, anayasa komisyonunda uzlaşamama ve BM Suriye elçisi Staffan de Mistura’nın istifası sunduğu koşullar ışığında yakın vadede vizyonu bulanıklaştırıyor.


FİLİSTİNLİLER NEYİ BEKLİYOR?

Muhammed Nureddin/al Halic

Geçen Pazar ve pazartesi günleri boyunca Ramallah’ta Filistin Kurtuluş Örgütünün (FKÖ)  Merkezi Meclisinin 30’uncu toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda İsrail’le uzlaşma süreci ve Filistin’in durumu her yönüyle tartışıldı.Birçok Filistinli grubun boykot ettiği toplantıların sonunda El-Fetih’in yönettiği Konsey, daha önce görülmemiş bir dille karakterize olan bir bildiri yayınlandı.

FKÖ’DEN ÖNEMLİ KARARLAR

Uzun zamandan beri Konsey ilk kez “başkenti Kudüs olan ve 4 Haziran 1967 sınırlarını temel alan bağımsız Filistin devletini tanıyana kadar İsrail Devleti’nin tanınması kararını” askıya almaya karar verdi. Konsey ayrıca ekonomik olarak ayrılmanın yanı sıra “İsrail” ile güvenlik koordinasyonunu durdurma kararını da verdi. Konsey farklı isimlerle anılan sözde “Yüzyılın Anlaşması” nın reddedildiğini de ifade etti.

İfadenin sahiplerinin alanda, diplomaside veeylemde ciddiyetleriyle ilgili herhangi bir analiz veya yorumun dışında bu yüksek ton, 1993 Oslo Anlaşması’ndan bu yana karanlık bir tünele giren Filistin davasının yürüyüşünde önemli bir dönüm noktasıdır. O süreçten bu yana Batı Şeria’da arazi yavaş yavaş erozyon ile eridi. Ayrıca Oslo anlaşması, böyle bir amacı olmamasına rağmen Siyonist yerleşimin yayılması ve genişlemesini de kolaylaştırdı. Böylece İsrail’in Batı Şeria’da 1948’de Filistin’i yutmak senaryolarını neredeyse tekrarladı.

İNGİLTERE VE ABD’NİN MİSYONU

Araplara ve Müslümanlara karşı komplolarda mızrak ucu ve yılanın başı Britanya’dan söz etmeden Filistin hakkında konuşamayız. Bugün yüz yıl sonra, zehirli yılanın hikayesi başka bir ülkeyle tekrarlanıyor. ABD son zehrini,“Kudüs’ü gasbedici varlığın başkenti sayarak” verdi. İngiltere’nin İbrani devletini kurmasında olduğu gibi ABD, Filistin meselesini tamamen ortadan kaldırılması için çalışıyor.

Filistin davasındaki komplocular, Filistin halkının damarlarındaki özgürlük, ayaklanma ve onur kanını kurutmak istiyorlar. Filistinliler ne kadar taviz verirlerse versinler, Yahudiler ve diğerleri onları kabul etmeyecekler. 

Düşmanla barışçıl yollarla yüzleşmenin yararsızlığı, son yirmi yılda net bir şekilde ortaya çıktı. Özellikle Siyonist proje, dünyadaki diğer tüm sömürgeleştirme projelerinden doğal olarak farklı olduğu için.

Filistin Merkez Konseyi’nin ifadesi, liderlerinin veya üyelerinin başarısızlığını ortadan kaldırmaz. Davanın sahipleri, davanın kardeşleri ve davanın halkı neyi bekliyor?


MASKAT’IN FARKLI YAKLAŞIMI NE ANLAMA GELİYOR?*

Emel Abdulaziz Hezzani/Şark ulAvsat

Tutum ve açıklamalar noktasında Umman politikasında görülen sessizliğe ve dikkate rağmen aslında Umman, bölgede etkili olan ana taraflarla (Körfez ülkeleri, İran ve İsrail) iyi bir ilişkiye sahip tek Arap devletidir. Umman’ı aynı durumu benimsemeye çalışan diğer devletlerden farklı kılan şey; siyasi egemenliğini gizlemeden, dolandırmadan ve kimseyi haklı görmeden açık, net ve resmi bir şekilde uygulamasıdır. 

Maskat; Yemen savaşı, Filistin sorunu ve İran’a yönelik ekonomik yaptırımlar gibi temel meselelerde arabuluculuk rolünü gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Yemen savaşı, Filistin sorunu ve İran’a yönelik ekonomik yaptırımlar sahadaki en önemli üç meseledir. Maskat, söz konusu rolde ister başarılı isterse başarısız olsun bu durum, Umman politikasının uluslararası ilişkilerde yasaklanmış ya da kabul edilmiş meseleler hakkında farklı bir görüşe sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu kapsamda Umman, Körfez ülkelerinin çoğunun doğrudan düşmanı olan İran’a karşı birçok Körfez ülkesinden farklı bir tutum sergiliyor. Fakat Maskat, Umman’a yardım eden ve Umman’ın istikrarına katkı sağlayan Şah Muhammed Pehlevi döneminden bu yana bu ilişkiye tarihi bir ilişki olarak bakıyor. 

Fotoğraf: Kremlin Sarayı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşinin birkaç gün önce Maskat’a yaptığı ziyaret, Umman’ı diğer ülkelerden farklı kılan özel fotoğrafın bir parçasıdır. Resmi televizyon kanalları, söz konusu ziyareti yayınladı. Bu, nadiren gördüğümüz bir sahneydi.

İsrail’le ilişki kurmak, problemin özünü teşkil etmiyor. Bu ilişki, de facto bir durum olup Ortadoğu’nun bir parçasıdır. Umman’ın İsrail Başbakanı’na Maskat’ı ziyaret etmesine yönelik çağrısıyla ilgili birçok söylenti ortaya çıktı. Umman, Arap girişimi projesine ya da yüzyılın anlaşmasına göre Filistin-İsrail sorununu çözmeyi mi hedefliyor? Yoksa Umman, benzeri görülmemiş ABD yaptırımlarının yürürlüğe girmesine bir hafta gibi bir süre kala İran’ın yararına bir arabuluculuk yapmayı mı amaçlıyor?

Filistin meselesiyle ilgili olarak ABD’nin ya da Avrupa’nın arabuluculuğunu kabul ettiğimiz gibi Arap arabuluculuğunu da kabul edebiliriz. Filistin meselesinin Maskat’ın Netanyahu’yla olan gündeminin bir parçasını teşkil ettiğini varsaysak bile ortaya atılan barış projesi ne olursa olsun hedeflenen müzakerelerde esas rolü Mısır oynayacaktır. Suudi Arabistan, Kudüs’ün durumuyla ilgili nihai çözümü kabul etmede temel bir role sahiptir. Fakat Arap ya da Arap olmayan herhangi bir tarafın barış konusunda atacağı bir adım, kabul ve takdir edilmeye devam edecektir.

İsrail Başbakanı’nın eşsiz ziyaretinin, bölgenin içinde bulunduğu hassas bir zamanda gerçekleştiğini göz ardı etmemiz mümkün değildir. Sanki İran, son zamanlarda yapılan açıklamalardaki başarısız sakinleştirme girişimlerinin ve Washington’la müzakereye hazırlanmasının ardından Umman arabuluculuğuyla ABD’nin dikkatlice düşünmesini istiyor. Hatta İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Pensilvanya’daki son saldırıda ölen Yahudiler için dua etti.

Umman Sultanlığı, istediğini dost olarak seçebilir ve herhangi bir siyasi sürece ortak olabilir. Fakat başka bir devletin milli güvenliğine dikkat etmek, ayırt edici bir çizgi olarak kalmaya devam edecektir.

* Şark ul Avsat gazetesinden kısaltılarak alınmıştır.

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Kasım 2018 08:36
www.evrensel.net
ETİKETLER Suriye