29 Ekim 2018 04:17

İstanbul yeni havalimanında işçiler cezaevinde, Hükümet şovda

600’e yakın işçiyi gözaltına alan, 37 işçiyi tutuklayarak cezaevine koyan iktidar, bugün şaşalı bir gösterişle 3. havalimanının birinci etabını açtı.

Fotoğraf: İnşaat-İş

Paylaş

Vedat YALVAÇ
İstanbul

Kötü çalışma koşullarına ve iş cinayetlerine karşı biriken öfkelerini 14 Eylül’de eylem yaparak gösteren binlerce işçinin üzerine polis ve jandarma gönderen, 600’e yakın işçiyi gözaltına alan, 37 işçiyi tutuklayarak cezaevine koyan iktidar bugün şaşalı bir gösterişle 3. havalimanının birinci etabını açtı.

Bugüne kadar 38 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği, binlerce işçinin yaralandığı, yüzlerce işçinin sakat kaldığı “dev proje”deki sorunların halen devam ettiğini belirten işçiler, işçilerin taleplerini görmeyen hükümete ve patronlara tepkili. 3. havalimanı işçileri, “3. havalimanının Firavun’un kölelere yaptırdığı Mısır piramitlerinden bir farkı yok. Köle gibi bizim sırtımızdan yaptıkları bir tarihi eser var. 12 eylül sürecini şu an havalimanında yaşıyoruz. Askeriyenin polisin silahları altında çalışma koşullarını sürdürüyoruz” diyor.

AÇILIŞ İÇİN YEMEKHANELER KALDIRILDI

Sorunlarının halen devam ettiğini söyleyen bir işçi, “Açılış yapılacak diye yemekhaneleri kaldırdılar. Sadece bir çadırda yemek veriyorlar. Alternatif yemekhaneler yapmışlar, servis koymuşlar ama kimsenin haberi yok.  Herkes yemekhane arıyor. Birçok insan aç kaldı. Bu yüzden de o bir tane çadırın önünde 1 kilometrelik yemek kuyrukları oluşuyor. Bodrum katta bir yer hınca hınç doluyor. Orada yemek yemek için bir dünya zulme katlanıyor herkes. Öyle bir başıbozukluk, düzensizlik var. Biz düzen istedikçe tamamen düzensizlik baş gösterdi. Servisleri bir nebze düzelttiler. Onun dışında barınma, beslenme, iş güvenliği, maaşların tam yatması gibi hiçbir sorun çözülmedi. Hükümete yakın televizyonlarından bakarsak havalimanı çok güzel, her şey dört dörtlük. Gel içimize gir gör ne durumdayız. Yani cezaevi şartları buradan daha iyidir” diye konuştu.

İŞÇİNİN SESİNİ JANDARMAYLA, POLİSLE KISTILAR

Bugün yapılacak açılışın yetişmesi için işçiler üzerinden yoğun bir baskı kurulduğunu aktaran bir başka işçi, “Bizi her gün akşam 21.00’e kadar mecburi çalıştırdılar. Sabahlara kadar çalışıp, sabah da yine işbaşı yapan çok sayıda işçi biliyorum. Zaten bu yüzden iş kazaları ölüme sonuçlanıyor. Bir ara düzene girmiş gibi oldu ama 15 gündür her şey aynısı, değişen hiçbir şey yok. Hatta şimdi eskisinden daha kötü. Herhangi bir iş güvenliği zaten yok. Yani seni ölüme bırakıyorlar. İşçilerin ücretleri yine bir kısmı bankadan bir kısmı elden verilmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günler eylem yapan arkadaşlarımızı da görmüşsünüzdür. Bir kısmı bankaya yattı ama elden verilen kısım halen verilmiş değil. Öte yandan işçinin sesini jandarmayla, polisle kıstılar. Her gün ayrı ayrı uygulamalar yapılıyor burada. Tek istedikleri dışarıya bilgi gitmesin. Hadi orada verilen kart neyse onun dışında da ne zaman girip çıksan jandarma kimlik soruyor. Sadece insanları medyalarıyla kandırarak bir açılış yapacaklar. İnsanca koşulların olmadığı bir yeri çok güzelmiş gibi gösterecekler. Buna da çoğu insanımız kanacak.”

PATRONLARIN BİRLİĞİ VAR İŞÇİLERİN BİRLİĞİ YOK

Bir çıkış yolu aradıklarını belirten bir işçi, “Yani işçiler bir güç arıyorlar. Güvenebildikleri bir güç olsa işçiler arkalarından gidecek. Çünkü bayağı bayağı bıçak kemiğe dayandı artık. Her yemekhane sırasında isyan çıkıyor. Bu ne rezilliktir diyor. Hemen başına jandarma birikiyor. Yemekhane sorununu çözmüyorlar, isyanı bastırıyorlar” diye konuştu. İşçi arkadaşlarına seslenen bir başka işçi ise şöyle konuştu: “Bizim örgütlenmemiz lazım. Bizim birlik olmamız lazım. Patronlar birlik istediklerini yapıyorlar bizim de birlik olmamız lazım. Başta kendi sendikam İYİ-SEN’e ya da başka sendikalara üye olabilirler. Çünkü şu an bizim birliğimiz önemli. Patronların birliği var işçilerin birliği yok.”

KÖLE GİBİ BİZİM SIRTIMIZDAN YAPILMIŞ BİR TARİHİ ESER

Eylemler sonrası hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkarılan Yalçın isimli işçi ise, “3. havalimanının Firavun’un kölelere yaptırdığı Mısır piramitlerinden bir farkı yok. Köle gibi bizim sırtımızdan yaptıkları bir tarihi eser var. Bu halka hizmet değil. Bir eser bırakmak için insanları köle gibi çalıştırdıkları bir yapı. Ben işimden oldum ve neden işimden olduğumu da bilmiyorum. İşime son verildi ve hiçbir açıklama da yapılmadı. Telefonla arayıp işine son verdik dediler” diye konuştu.

ARKADAŞLARIMIZ SİLAHLARIN GÖLGESİNDE ÇALIŞIYOR

Dev-Yapı-İş’te yürüttüğü sendikalaşma nedeniyle eylemler öncesinde çıkarılan Cemal Özder ise olayların 14 Eylül’de yapılan eylemler sürecine tesadüfen gelinmediğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Biz oradaki yaşam koşullarının yetersiz olduğunu, oradaki çalışma koşullarının hiç iyi olmadığını defalarca gündeme getirdik. Biz oraya aylarca emek verdik. Ben 9 ay 10 gün çalıştım. Biz ölümler olmasın, işçilerin insanca yaşam koşulları düzelsin diye sesimizi duyurmaya çalıştık. Biz onların kendi çıkardıkları yasaların uygulanmasını istedik. Biz onlardan köşk saltanat şatafat istemedik. Onlar da TOMA’larla, Akrep’lerle, koçbaşlarıyla odalarımızı kırarak, arkadaşlarımızı tutuklayarak bizi susturmak istediler.”

Şu anki çalışma koşullarına dikkat çeken Özder, “12 eylül sürecini şu an havalimanında yaşıyoruz. Askeriyenin, polisin, silahların gölgesinde çalışma koşulları sürdürüyor arkadaşlarımız. Maalesef çalışma alanlarının her yerinde polis asker 7/24 orada” diye konuştu. İGA’nın CEO’su Kadri Samsunlu’nun özür dilemesini hatırlatan Özder şöyle devam etti: “Özür dilemek suçu kabul etmektir. Şu ana kadar yalnızca 6 arkadaşımız bırakıldı, diğer arkadaşlarımız neden bırakılmıyor? Ne yapmışlar, ne suç işlemişler? Bir sendikaya üye olmak veya siyasi partiye üye olmak bu ülkede suçsa biz bu suçu işlemeye devam edeceğiz. 3. havalimanı direnişi ciddi bir çığır açmıştır, işçi sınıfına cesaret vermiştir, inşaat işçileri olarak bizler de hiçbir koşulda susmayacağımızı orada da haykırdık. Biz öle öle ölümlerin bedelini ödeye ödeye bu çığlığı çoğaltacağız, bu ölümleri durduracağız. Bizim birlik olmaktan başka çaremiz yok.”

‘İŞÇİLERİN HAKLARINI GASBEDENLER ŞOV HAZIRLIĞINDALAR’

3. havalimanı inşaatı başladığı günden bu yana birçok problem ve sıkıntı yaşandığına dikkat çeken İYİ-SEN Genel Başkanı Ali Öztutan şunları söyledi: “Hem iş cinayetlerinin yoğun olduğu bir şantiye hem de sömürü, kölelik koşullarının hakim olduğu bir yer. Bugün bir açılış gerçekleştiriliyor. Şimdi bu açılışla başka bir şey gösterilmeye çalışılacak. ‘Türkiye büyüyor, Türkiye gelişiyor’ diyecekler. Ancak Türkiye’nin büyümesi ve gelişmesi olarak anlatılan hikaye Türkiye’deki başta inşaat işçileri olmak üzere tüm emekçilerin ağır sömürü koşulları altında yaşamlarını kaybetmesi uğruna bu yapılar yükseliyor. Bu yapılar yükselirken de işçilerin haklarının verilmediği bir tablo var. Bir yanda inşaat işçilerinin yaşadığı ağır sömürü koşulları bir yandan da renkli gösterişli bir açılış... İşte Türkiye’de dünyanın en büyük havalimanlarından birini yapıyorsun ama o havalimanını yapan inşaat işçisine servis temin etmiyorsun, barınmasını, beslenmesini sağlamıyorsun, ücretini ödemiyorsun... Böyle bir tablo var. Başta 3. havalimanı olmak üzere bütün yapılar inşaat işçileri üzerinden yükseldi. Ama haklarını alamadılar, sömürü ile karşı karşıya kaldılar. Onların haklarını gasbedenler şimdi bir şov hazırlığındalar.”

İKTİDAR AÇILIŞI TAKINTI HALİNE GETİRDİ

İnşaat-İş Sendikası Yönetisici İsmail Karaduman ise 3. havalimanın işçi mezarlığına dönmesi ve işçi haklarının sömürülmesinin yanı sıra bir de güvenlik önlemlerinin yetersizliği nedeniyle insanların can güvenliğini tehlikeye sokan bir açılışın yapıldığına dikkat çekti. İktidarın 3. havalimanın açılışını takıntı haline getirdiğini belirten Karaduman, “İlla biz burayı açacağız diyorlar. Bir taraftan sömürü halen devam ediyor. Ki açılış için işçiler uzun zamandır günde 16 saat çalışmaya zorlanıyorlardı. İçeride çalışmayı sürdüren üyelerimizin söyledikleri de o kadar hızlı yapıyoruz ki işi, duvar çökebiliyor diyor. Elektrik tesisatı döşeyen çok da sağlıklı iş yapmıyoruz burada arıza çıkabilir diyor. İktidarın bu hırsı nedeniyle gerek işçiler gerekse orayı kullanacak yolcular tehlikeye atılıyor” dedi.

GETİRİSİNDEN ÇOK GÖTÜRÜSÜ OLUR

Dev-Yapı-İş Genel Sekreteri Nihat Demir de şöyle konuştu: “Sonuçlarını değerlendirmeden yapılanın, getirisinden çok götürüsü olur. Genelde bir başkası için veya gösteriş amaçlı olan ama kişinin kendine geri tepen kahramanlıklardır. Kahramanlığın sonu hüsran olur. Bütün bu cinayetler bu tutuklamalar bu ucuz kahramanlıktan gelir. Tabi ki bu böyle bitmeyecek. Ne yazık ki çok ölümler getirecek, çok kazalar olacak çünkü ihmaller kahramanlık ve gösteriş yüzünden gözardı ediliyor. İhmal büyüyor, büyüdükçe kazalar ve ölümler de büyüyor. Bu açıdan hepimizi daha korkunç facialar bekliyor. Uçuşların iniş ve çıkışları, havanın coğrafi olarak kötü olması, havaalanına giden araçların yolda kalmasından tutun, kazalara kadar birçok problemler olacak. Biz sendika olarak bütün bu katliamların takipçisi olmaya, demokratik çerçevesinde hesabını sormaya yeminliyiz. Bu hukuksuzluklara karşı son derece titiz, fedakarca davranacağız. Ölümlerin sorumluları hesap verene dek mücadelemizi sürdüreceğiz.”

İSİG: BUGÜNE KADAR TESPİT ETTİĞİMİZ 38 ÖLÜM VAR

İnşa edilmeye başlandığı 2013 yılından bugüne kadar 38 işçinin ölümünü tespit edebildiklerini ifade eden İşçi Sağlı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Genel Koordinatörü Murat Çakır, “Ancak bunun dışında da birçok ölüm olabilir. Açıkçası bilmiyoruz. İki tane süreç var. Bir hafriyat süreci var, bir de iç şantiye süreci var. Özellikle hafriyat sürecine dair ölümler soru işaretli. Çünkü o döneme dair bilgilerimiz çok kısıtlı” diye konuştu. Bu büyüklükte bir inşaatın bitmesi için 2023 yılının dahi çok erken bir tarih olduğuna dikkat çeken Çakır şöyle devam etti: “Ancak bir yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaş gününe yetişecek deyip hızlandırdılar, sonra bir deneme uçuşu yapacağız dediler, şimdi de bugüne yetiştirmek için hızlandırdılar. Her tarafı falsolu bir inşaat. Çalışma koşulları, çalışma saatleri, barınma, beslenme, işçi ölümleri, en basit önlemlerin dahi alınmaması, birbirine benzer iş cinayetlerinin yaşanması... Burada korunan kollanan bir durum var. Sonuçta iktidarın yaptığı bir proje ve onun döneminde yükselen şirketler tarafından yapılıyor. Bu yüzden de zaten görmezden geliniyor pek çok şey. Hızlandırılan hiçbir işten hayır gelmez. Bir şeyi zamanında sağlam yapacaksın. Bu 3 günlük işi 1 güne sığdırmak yani. Yetiştirmeye çalıştıkları alan için bile çok fazla mesaiye kalınıyor. Dolayısıyla bunların hepsi iş yükünü artıran çalışmayı hızlandıran ve doğal olarak iş kazalarını, iş cinayetlerini meydana getiren olaylar.”

SÜREÇ TÜMÜYLE HUKUK DIŞI UYGULAMALARLA DOLU

14 Eylül’de yapılan eylemler sonrası yaşanan gözaltı ve tutuklamalara ilişkin bilgi veren işçilerin avukatlarından Songül Beydilli de şunları söyledi: “Şu çok açık; özellikle gözaltına alınmalardan sonraki süreç tümüyle hukuk dışı uygulamalarla dolu. Dosyadaki delillere baktığınızda işçilerin kendi aralarında sorunların çözümü için bir araya gelmek için kurdukları whatsapp gruplarının suç gibi gösterildiği, yine bu yürüyüşlerde slogan atanların, cep telefonu ile görüntü alanların suçlu gösterildiği bir durum var. Gözaltına alınan işçiler, işveren temsilcilerinin katıldığı sorgulardan geçti. Jandarma karakollarında bekletilen işçilerin, günlerce İstanbul Barosunun girişimlerine rağmen valinin emri olduğu gerekçesiyle bizlerle görüşmelerine izin verilmedi. Yani mevcut yasa anayasa kurallarına göre işçilerin iş bırakma, gösteri ve yürüyüş hakları olduğu halde bunlar bir suç gibi gösterilerek tutuklanmalarından söz ediyoruz. Halen ortada bir iddianame yok. Tutuklamalara gerekçe olarak tüm işçilere belli suçlamaların yöneltildiği ama hangi suçu, hangi işçi, hangi fiili ile işlemiş... Bunun dahi açıklanmasına ihtiyaç duyulmadığı bir soruşturma sürecinden söz ediyoruz. Tutuklamaların hukuka dayalı bir tutuklama olduğunu düşünmüyoruz. Yargının etki altına alınmasıyla alınan bir karar olduğunu düşünüyoruz. Şu anda iddianamenin yazılmasına başlanacağı söyleniyor. Açıkçası biz merak ediyoruz bu iddianamenin nasıl olacağını.”

5 SENDİKACI İLE 26 İŞÇİ HALEN TUTUKLU

İşçilerin iş cinayetleri, yetersiz beslenme, barınma, ulaşım sorunları nedeniyle 14 Eylül’de başlattığı eylemler sonrası şantiye alanı ve işçilerin kaldığı kamp alanı jandarma ve polis tarafından kuşatılarak 600’e yakın işçi gözaltına alınmış, daha sonra da 32 işçi ile birlikte 4 İnşaat-İş Sendikası yöneticisi ile Dev-Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut tutuklandı. Bugüne kadar 6 işçi serbest bırakılırken 5 sendikacı ile 26 işçinin tutukluluğu devam ediyor.

EKSİK HER YOLCU İÇİN HAZİNEDEN 20 AVRO ÇIKACAK!

3 Mayıs 2013’te düzenlenen ihaleyi 22 milyar 152 milyon avro ve KDV teklifiyle Limak-Cengiz-Mapa-Kolin-Kalyon konsorsiyumu kazanmıştı. 3. havalimanının ilk safhasının tamamlanabilmesi için 5 şirketin kurduğu İGA’ya 1 milyar avro ilave kredi tahsis edildi. Projenin başından beri İGA’nın kullandığı kredi tutarı 5,5 milyar avroya çıktı. İhalenin şartnamesine göre Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü tarafından İGA’ya senelik 100 milyon yolcu garantisi verildi. Söz konusu sayının altında kalan her yolcu için Hazine, İGA’ya 20 avro ödeyecek.

Bülent Falakaoğlu: Yeni havaalanı: Anıt değil teşhir vitrini!

İ. Sabri Durmaz: 3. havalimanını kim yapıyor?

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Kot fabrikasında 5 işçi kimyasaldan zehirlendi

SONRAKİ HABER

TÜSAD: KOAH ülkemizde ciddi bir tehditken termik santrallare ek süre verilmemeli

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa