‘IŞİD Ağları’ kitabı: Ne olduğunu unutmayalım diye...

Fotoğraf: Evrensel

‘IŞİD Ağları’ kitabı: Ne olduğunu unutmayalım diye...

Meltem Akyol, Doğu Eroğlu’nun İletişim Yayınlarından çıkan 'IŞİD Ağları, Türkiye’de Radikalleşme, Örgütleme, Lojistik' kitabına ilişkin yazdı.

Meltem AKYOL

*2016’ı Ağustos’uydu, 20’si... Antep’te bir düğün vardı. Belki hiç haberimizin olmayacağı bir Kürt düğünü... Çoluk çocuk, genç yaşlı toplanmış yüzlerce kişinin ortasında patladı bomba. Davul zurna seslerinin yerini çığlaklar, ağıtlar aldı. Çoğu çocuk 56 kişi hayatını kaybetti, 100’e yakın kişi de yaralandı. Kimse o düğünü unutamadı... Saldırının planlayıcısı IŞİD’li Mehmet Kadir Cebael’di.

*10 Ekim Ankara Katliamı’nın yaşandığı gün kanaldaydık, canlı yayında... 7 Hazian’dan 1 Kasım’a giden süreçte artan çatışmalara ve savaş kışkırtıcılığına rağmen ‘Barış’ diyen onbinler Ankara’da toplanmıştı. Daha darbe girişimi yaşanmamış, kanalımız bir KHK ile kapatılmamıştı. Patlama haberi geldiğinde yayındaydık, saat 10.05’ti, görüntüler, fotoğraflar... Bir yandan da telefonlar geliyordu, çocuklarına-eşlerine-babalarına ulaşamayanlar arıyordu, ‘ulaşamadık, sağlar mı’ diye. 103 kişi hayatını kaybetti o gün, 500’ün üzerinde kişi yaralıandı... O gün o meydanda barış sloganlarının yerini ağıtlar, sloganlar aldı. Saldırının iki failinden birinin adı Yunus Emre Alagöz’dü.

*2015’in 20 Temmuz’uydu... IŞİD’in Kobane’ye saldırılarına karşı, SGDF’li gençler çocuklara oyuncak götürmek için yola çıkmışlardı. Urfa’nın Suruç ilçesinde bir araya gelmiş, açıklama yaptıktan sonra da malzemelerini götüreceklerdi. Saat 12 civarıydı, açıklama yaparken patladı bomba... 33 kişi hayatını kaybetti, 100’e yakın kişi de yaralandı. Hiç gitmedi gözümüzün önüden; ne giderken çektikleri fotoğraflar, ne de o patlama anı... Saldırının faili Abdurrahman Alagöz’dü...

 *2015’i Haziran’ıydı. HDP Diyarbakır’da final mitingi yapıyordu, kalabalık büyüktü, çoşkuluydu. Canlı yayındaydık, seçimden önceki bu en kalabalık mitingi an be an vermekti planımız... Saat altıya beş dakika vardı. Patlama oldu, önce anlamadık, sahneden anonslar devam ediyordu... Sonra anlaşıldı bombanın patladığı... Yaralılar tahliye ediliyor, miting alanı yeni saldırı olur ihtimali ile boşaltılıyordu.. Her şey canlı yayında oluyordu... 5 kişi hayatını kaybetti o saldırıda, 100’den fazlası yaralandı... Saldırının faili Savaş Yıldız ve Orhan Gönder’di...

BİR ‘UNUTMAMA’ KİTABI

Bu saydıklarım IŞİD’in Türkiye’de gerçekleştirdiğı kanlı saldırılardan sadece dördü. 10 bombalı saldırı gerçekleştirdi IŞİD Türkiye’de... 300 kişi hayatını kaybetti, 1000’e yakın kişi de yaralandı...

Bu can acıtıcı rakamları unutmayalım diye yazdım buraya... Olur da aklımızdan çıkarsa diye... Faillerini-planlayanları da bilerek ekledim üstüne.. Ve bir kitaptan bahsedeceğim size... Bir ‘unutmama’ kitabından... Doğu Eroğlu’nun İletişim Yayınlarından çıkan “IŞİD Ağları, Türkiye’de Radikalleşme, Örgütleme, Lojistik” kitabından...

Yukarıda saydığım eylemleri gerçekleştiren Türkiye IŞİD’inin hangi çevrelerde, nasıl özgütlendiğini, hangi argümanları kullandığını, hangi ilişkiler ağı üzerinden genişlediğini etraflıca ele alıyor kitap. Evvela hakkını teslim edelim, çok iyi çalışılmış bir gazetecilik kitabı. Ankara’nın, Suruç’un, Diyarbakır’ın dava süreçlerinde bir kısmını avukatların çabasıyla gördüğümüz gerçekleri derli toplu önümüze seriyor. IŞİD’lilere nasıl yol verildiğini, nasıl örgütlenmesine ses çıkarılmadığını, sınır geçişlerini, dinlemeleri... 2 yıllık bir çalışmanın ürünü kitap. 2014’ten itibaren, IŞİD’in nasıl örgütlendiğini bazen devlet kaynaklarından -dava dosyaları, iddinameler, dinleme kayıtları- bazen görüşülen cihatçılar ya da cihatçıların yakınlarından, bazen de görgü tanıklarından örnekleriyle anlatıyor Eroğlu. Zaman zaman teknik-belki akademik olsa da anlatım, IŞİD’in Türkiye’de ‘tahminlerin ötesinde imkan bularak’ örgütlendiğini gözler önüne seriyor.

NE OLDU DA İŞİD BU KADAR ÖRGÜTLENDİ?

Ankara’da, İstanbul’da, Antep’te, Adıyaman’da ve Konya’da  ‘Ne oldu da İŞİD bu kadar örgütlendi’ sorusuna da yanıt arıyor Eroğlu. “IŞİD Türkiye’de akrabalık ve arkadaşlık ağıyla yayıldı” tespini etraflıca inceleniyor. Hangi argümanların kullandığını, bunların nasıl etki bulduğu. Ankara Hacıbayram’da örneğin, İŞİD’e katılım motivasyonlarının maddi kazanç elde etme hevesinin, arınma ve günah çıkarma duygusunun -özellikle suça bulaşmış ve uyuşturucu kullanan kişiler için ‘pisliklerden arınıp ve cennete gidebilmek için cihada katılma’- etkili olduğu gösteriyor kitap. Tabii en önemli gerekçelerden birinin de kentsel dönüşüm nedeniye eğitime katılamama olduğunu... Daha doğru ifadeyle kamu hizmetlerinin yarattığı boşluğun farklı radikal örgütlerce nasıl doldurulduğu.

Yoksul gençler, ara işlerde çalışıp geleceğe dair umudunu kaybedenler, hapse girip çıkmış, bu nedenle doğru dürüst iş bulamayanlar... Eğitimliler... Kürt üşmanlığının önemli bir gerekçe oduğunun da altını çizmek gerekyor. Eroğlu bunun IŞİD’e katılanlaın bir bölümünün ortak motivasynu oluğunu örnekleri ile anlatıyor. Maddi kazanç elde etme aslın hemen her merkezde geçerli, Antep’i ayaralım, ama yalnız bununla açıklanamayacağını gösteriyor Eroğlu bize... Yani sadece para kazanmaya giden eroinmanlar falan değil bu adamlar... Eroğlu, tüm gerçekliği ile önümüze seriyor olan biteni.

GÖRDÜLER, DUYDULAR, TAKİP ETTİLER AMA...

Tüm bunlar yaşanırken ‘kamu görevlilerinin ne yaptı’ğı da kitabın yanıt aradığı en temel sorulardan biri. Yaşanan katliamların hiçbirinde, şimdiy değin, tek bir kamu görevlisi yargılanmadı, hatta doğr dürüst soruşturulmadı bile. Ankara katliamı davası sonuçlandı, katliamcılara ceza verildi ancak sorumluluğu olan kamu görevlilerinnin yanında dahi geçilmedi. Suruç’ta, Diyarbakır’da, Antep’te de öyle... IŞİD’e katılanların sınırı nasıl rahatlıkla geçtikleri, bazen polis kontrolüne yakalandıkları halde nasıl serbest bırakıldıkları örnekleri ile yer alıyor kitapta. Bazılarının gidip İŞİD saflarında bir süre savaştıktan sonra geri geldiğini de göryoruz, yarı zamanlı cihatçılık yani... Kamu görevlilerinin sorumluluğunun sınır geçişleri ile olmadığının da altını çiziyor Eroğlu. Radikalleşme aşamaları, örgütlenmeleri, düzenlenen toplantılar... Selefi-cihatçı örgütlenmelerin yaşandığı mahallelerdeki insanların neredeyse tüm şemaları ortaya koyarak anlattığı faaliyetler, toplantıların düzenendiği mekanlar, örgütlenme ağları, nedense! devletin gözünden kaçmış. Üstelik burada bahsi geçenlerin önemli bir bölümünün el-Kaide ile bir biçimde ilişkileri olan, hatta Pakistan’a Afganistan’a savaşmaya gitmiş isimler olduğu düşünüldüğünde, izlendikleri, telefonlarının dinlendiğini de ekleyelim. Bunların nasıl engellenmediği de ayrıntıları ile hatırlatıyor kitap bize. Başlerken isimlerini özellikle zikrettiğim faillerin-planlayıcıların nasıl faaliyetler içinde olduğu, bazen aileler şikayetleri ile, bazen dinlemelere takılan konuşmalarla öümüze seriliyor. Ve nasıl elerini kollarını sallayarak gezdiklerini de...

ŞİMDİ O CİHATÇILAR NE YAPIYOR?

Erdoğlu yukarıda sıralayabildğim ve buraya sığdıramayacağım kadar şeyin 2 yıl bounca Türiye’de nasıl organize edildiği aktarıyor. Üstelik bir biçimde cihatçı örgütlerle ilişkilenmiş kişi sayısı, ne yaptıkları, nasıl bir hazırlık içinde olduklarının da etkin biçimde sorgulanmadığını vurgulayark. Olası bir küresel cihat hareketi ile karşılaşıldığında bu hücrelerin ne yapacağı sorusu da orta yerde duruyor. Şimdi İdlib operasyonu konuşulurken Türkiye’ye bir cihatçı akını yaşanabileceği endişesi de bu soruya eklendiğinde bunun önemli bir gündem olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Yani çok söyleynecek söz var elbet ama gerisi kitaba kalsın... Bakınız derim...

Son Düzenlenme Tarihi: 16 Eylül 2018 08:00
www.evrensel.net