Sistemin fay hattı kırıldı

Görsel: Pixabay

Sistemin fay hattı kırıldı

'Ticaret savaşlarını, emperyalist kapitalist sistemin tıkanıklığının bir sonucu olarak görmeliyiz.'

Ticaret savaşlarını, emperyalist kapitalist sistemin tıkanıklığının bir sonucu olarak görmeliyiz.

Şöyle ki, 2008 yazında kapitalizmin merkezinde, ABD’de patlayan ekonomik kriz aslında yerleşik sistemi sarstı. “Durdurulamaz küreselleşme süreci yaşıyoruz. Duvarları yıkın, sınırları kaldırın. Sermayeye ve malların serbestçe dolaşımını sağlayın”, “Küreselleşme sürecinde, devletler ekonomiye müdahale gücünü kaybediyor” hikayesi yerle bir oldu. Krizden sonra sermaye hareketlerinde merkeze dönüş yaşanınca, dünya ticareti gerileyince, başka hikayeler duymaya başladık. Artık ‘serbestleşme’ değil ‘korumacılık’ kelimesi öne çıkıyor. Ticaret savaşları bu yeni hikâyenin orta yerinde duruyor. Şimdi 2008’den bugüne uzattığımız yolun ayrıntılarına bakalım... Dünya ekonomisi (Mal ve hizmet üretimi) 60 trilyon dolar... Balon ekonomi ise (kâğıt üzerinde) dünya ekonomisinin 10 katı. 2008’de bu kumarhane ekonomisi krize girdi.

NELER OLDU?

Kırılan fay hattı Suriye’de dünya güçlerini karşı karşıya getiren dünya savaşı büyüklüğünde bir savaşı tetikledi. Ukrayna-Rusya arasındaki kriz ve Kırım Referandumu’nun batının istediği sonuçlarla çıkmaması, petrol üzerinden Rusya’ya ambargoyla şekil buldu. AB, Rusya ile ara bulmaya çalışınca AB ve ABD arasındaki vesayet savaşı alevlendi. Bir Alman otomotiv firmasına emisyon üzerinden kesilen cezalarla başlayan, ABD’li yazılım şirketlerine vergi incelemesiyle devam eden ve süregelen bir süreç yaşandı. Ardından İngiltere, AB’den çıkma kararı alarak AB içinde bir kırılma yarattı. Sonrasında ABD gerilimi hep artırdı. ABD’de Trump, seçimleri “Önce Amerika” sloganıyla kazanmıştı; Çin’den gelen malların ABD sanayisinde yıkıma yol açtığını, işsizliği artırdığını savunuyordu. Ardından ABD güvenlik belgeleri; ekonomik, teknolojik ve siyasi alanda, Çin’i birinci rakip olarak saptadı. ABD; Çin, Meksika, Kanada ve Avrupa Birliği gibi üç ekonomik merkezin demir çelik ve alüminyum ürünlerine yüzde 25 ve yüzde 10 oranlarında gümrük vergisi koydu. Trump yönetimi, otomotiv ürünlerine, yüzde 20’ye ulaşabilecek ithalat vergileri koymaya hazırlanıyor; hem de ulusal güvenlik gerekçesiyle. (AB’yi vuracak) ABD’den, Avrupalı şirketlere “İran’a yatırım yapmayın yoksa ceza alırsınız” baskısı geldi. ABD Başkanı Donald Trump’ın 34 milyar dolarlık Çin ürününe yönelik tarifeleri 6 Temmuz’da devreye girdi. ABD’ye benzer misilleme gelirse ve ticaret savaşları derinleşirse bunun küresel ticaret üzerinde 2 trilyon dolarlık kayıp yaratacağı konuşuluyor. Bu korumacılık önlemlerinin ABD ekonomisinde işsizliği azaltacağını söylemek kolay değil. ABD üreticisi için demir çelik maliyetleri artacak, özellikle tarım ürünlerini hedef alan AB yaptırımları, ABD çiftçisinin durumunu daha da zorlaştıracak. ABD’den çıkan doğrudan yatırımlar (ABD’li firmaların başka ülkelerdeki yatırımları) düşecek vs.

BU TİCARET SAVAŞI NEDEN?

Kapitalist sistem sallandıkça, ABD’nin de hegemonyası sallanıyor. ABD de hegemonyasının kırılıp çok kutuplu bir dünyanın oluşmasına izin vermek istemiyor aslında. Sermaye akımları serbestleşmesini sağlayacak liberal ticaretin kontrolcüsü Dünya Ticaret Örgütü, siyasi sınırları belirleyecek garantör Birleşmiş Milletler, oyundan çıkanı tekrar oyuna dahil edecek ekonomik reçeteyi yazacak Uluslararası Para Fonu (IMF), oyuna yardımcı, geride kalanları toparlayacak olan Dünya Bankası, zoru ve gücü temsil edecek olan NATO.

Sistem çalıştı. Ta ki 2008 krizine kadar. Şimdiki kurulu düzenin kurumlarının etkisi azaldı. Sistemin tepesindeki ABD’nin durduğu zemin sallandı. Yerleşik sistem sallanıyor ve çatırdıyor. Şimdi sistemin hegemonik gücü Batı korumacı, Doğu (Çin) serbest sistem savunucusu... Çelişki mi? Sistem sallanıp çatırdarken keskinleşen süreçten en az hasarla çıkmak gayesi taşıyor. Aslında geleceğin ekonomik, bağlantılı olarak siyasi kavgası veriliyor. Geleceğin dünya ekonomisinde kimlerin söz sahibi olacağının mücadelesi yaşanıyor. ABD gücünü zor ile korumaya çalışıyor. Süreci okumadan “ticaret savaşı” demek meseleyi sulandırmaktır. Bu ticaret savaşlarının arkasında, kapitalizmin doğası gereği içerdiği çelişkilerin bir sonucu olan aşırı üretim sorunu var. Bu sorunun artık, finansal araçlarla, neo-liberal önlemlerle, ötelenemez düzeyde ağırlaşmış olması var. Büyük güçler, kendi ülkelerindeki kapasiteyi ve istihdamı korumak için krizin yıkımını ihraç etmeye çalışıyor. Bunun da siyasi kamplaşmaları, askeri karşılaşmaları beraberinde getirmesi kaçınılmaz. Bir de Lenin’i hatırlamak lazım. “Emperyalizm barış değil günün sonunda çatışma ve savaş getirir” tespiti yapan Lenin’i. Küreselleşme ile barış ve refah masalları anlatanlara bugün Lenin’in tezlerini çarpmanın vakti. Kapitalist krizi anlamak için Marksizmin, emperyalizmin niteliğini anlamak için Lenin’in yol göstericiliği şart!

www.evrensel.net
ETİKETLER emperyalizm