Arap basını Türkiye seçimlerini nasıl yorumladı?

Fotoğraf: Savaş Güler/AA

Arap basını Türkiye seçimlerini nasıl yorumladı?

24 Haziran seçimleri Arap basınının da gündemindeydi. Gazeteler Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesini ve Ortadoğu'ya olası etkilerini irdeledi.

Türkiye’de aynı anda gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı ve Meclis Seçimleri, Arap basınında önemli bir yer işgal etti. Gazetelerde seçimlerle ilgili farklı değerlendirmeler yer aldı.

En kapsamlı değerlendirme ise Türkiye’yi yakından takip eden Lübnanlı Akademisyen Muhammed Nureddin’den geldi. Nureddin’in seçim sonuçlarıyla ilgili olarak ilk vurgusu, Türkiye’nin dünyadaki diğer örneklerden farklı olarak Erdoğan’a sınırsız yetki veren başkanlık sistemine girmesi oldu. Bir diğer dikkat çektiği nokta ise, AKP’nin yansıtıldığı gibi nihai bir zafer kazanmadığı ve oylarının geçen seçime göre yüzde 7 düşmesi oldu. Nureddin, MHP ile İYİ Partinin aldığı oylara ve AKP’nin içinde bulunduğu eğilime dikkat çekerek Türkiye’nin “radikal milliyetçi eğilim” tarafından yönetileceğini yazdı.

RAİ AL YOUM’DAN ERDOĞAN’A ÖVGÜ

Suudi basının amiral gemisi Şarkul Avsat gazetesinden Muhammed Rumayhi de seçimlerin MHP ile ittifak kurularak kazanılması üzerinden seçimlerdeki “milliyetçi” etkiye dikkat çekti. Arap dünyasında “direniş ekseni” olarak da adlandırılan İran-Suriye merkezli eksene yakınlığı ile bilinen Rai al Youm gazetesi ise, “Erdoğan’a verilen halk desteğinin Mustafa Kemal Atatürk’ün sahip olduğu halk desteğini geçtiği”ni ileri sürdü.

Rai al Youm  gazetesinin Erdoğan’a övgüsü seçimle de sınırlı kalmadı. Gazete, Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın ABD’nin İran’a karşı yaptırımlarına yönelik eleştirilerini başyazısında işledi ve Erdoğan’ı “İran’a karşı yaptırımlara karşı çıkan cephenin lideri” olarak nitelendirdi.

‘ERDOĞAN OTORİTER... MUHALEFET KRİZDE’

Seçimlerle ilgili diğer dikkat çekici değerlendirme Türkiye’de yaşayan Suriyeli gazeteci Hüsnü Mahali’den geldi. Mahali, Lübnan’da yayınlanan el Ahbar gazetesi için, “Seçimlerden sonra Türkiye: “Erdoğan otoriter... Muhalefet krizde” başlıklı bir makale kaleme aldı. Makalede cumhurbaşkanının seçimlerdeki zaferi sonrasında “otoriter iç politikalarına ve Suriye’deki politikasına devam etmekte tereddüt etmeyeceğini gösterdiğini” belirtti. Mahali,  “Muhalefet çevrelerinde de beklendiği gibi Türkiye Cumhurbaşkanı orduya, güvenlik, istihbarat ve yargı kurumlarına ve devletin bütün birimlerine daha fazla hakim olacak. Dikkat çekici olan şey bu kurumların, üyeleri Adalet ve Kalkınma Partisi’nden olan ideolojik kurumlara dönüşmüş olması. Çünkü kurumlarda çalışacakların seçimi, iktidardaki parti örgütleri tarafından doğrudan denetlenen sözlü sınavlar yoluyla yapılıyor” diye yazdı.

Gelişmeler karşısında muhalefetin ise iç tartışmalar yaşadığını da aktardı.

FAS’TA HALK HAREKETİNE AĞIR CEZA

Türkiye’nin iktidar partisiyle aynı adı taşıyan Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin iktidarda olduğu ve monarşi ile yönetilen Fas’ta mahkemeler, Rif bölgesindeki Hirat hareketinin liderlerine ve eylemcilerine ceza yağdırdı. Hareketin lideri Nasır Zefzafi ile üç saha liderinden her biri 20’şer yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Toplamda 308 seneye varan hükümleri protesto etmek için bir dizi kentte durma eylemleri düzenlendi. Bu karar, birçok siyasetçi ve insan hakları savuculurı tarafından “ağır ve abartılı” bulundu. Al kuds al Arabi başyazısında, hükümetin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Mustafa Ramid’in konuşmasına dikkat çekildi. Gazete bakanın “Yargının daha adil cezalar vereceği ve bölgedeki insanlarla yeni bir uzlaşı sağlayacağına” vurgu yapmasının, verilen cezaların adaletsiz olduğunu kabul ettiğini ifadesi olduğunu belirtti.

ARAP İSTİHBARAT ŞEFLERİ NEDEN MOSSAD’LA BULUŞTU?

Arap dünyasında haftanın önemli bir gelişmesi Ürdün’de İsrail’in meşhur istihbarat örgütü MOSSAD’ın katılımıyla istihbarat zirvesinin düzenlenmesi oldu. Arap medyasına düşen  haberlere göre, 17 Haziran’da Ürdün’ün Akabe şehrinde bir istihbarat zirvesi yapıldı. Zirveye MOSSAD şefi Yossi Cohen, Suudi İstihbarat Şefi Halid bin Ali Al-Humaydan, Mısır’dan Abbas Kemal, Ürdün’den Adnan Essam el-Jundi ve Filistin’den Majid Faraj katıldı.

Toplantı ABD Başkanı Donald Trump’ın kayınbiraderi ve Ortadoğu Danışmanı Jared Kushner ve Uluslararası Müzakereler Özel Temsilcisi Jason Greenblatt’ın talebiyle gerçekleşti. Toplantı gerçekleştiği sıralarda bu ikili bölgeyi ziyarete çıkmışlardı. Bu durum doğal olarak yakın zamandan ABD Elçiliğini Kudüs’e taşınması provokatif adımından başka hangi adımların atılacağı sorusunu akla getirdi.


Fotoğraf: Halil Sağırkaya/AA

BİRÇOK YÖNÜYLE TÜRKİYE SEÇİMLERİ

Muhammed NUREDDİN
Al Halic

Türkiye’de meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleri, çelişkili sonuçlar ve çoklu çıkarımlarla sona erdi. Parlamento seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin oluşturduğu “Cumhur ittifakı”  olumlu sonuçlar elde etmeyi başardı.

Lakin ayrıntılara girdiğinizde sahne biraz farklılaşmaktadır. AKP,  yüzde 42.5 alarak üç yıl önceki son parlamento seçimlerinden (yüzde 49.5 almıştı) yedi puan aşağı oy almıştır.  Bu büyük bir gerilemedir. Parti 600 kişilik parlamentoda sadece 295 sandalye kazandı. Bu rakam, AKP’nin parlamentoda salt çoğunluk veya 5’te 3 çoğunluğa ihtiyaç duyulan herhangi bir projede inisiyatifi yitirdiği anlamına geliyor. Bu durum oyların yüzde 11.1’ni alan MHP’ye ittifaka şiddetle ihtiyacı olduğunu gösteriyor.

Yüzde 10 barajını geçen Kürt tarafı yani HDP, 67 milletvekiliyle AKP ve CHP’den sonra üçüncü merkez olarak Erdoğan karşısında hâlâ zor bir figür.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan rakiplerine büyük fark atarak ilk turda kazanmada zorlanmadı. Erdoğan oyların yüzde 52.5’ni aldı. Bu rakam 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı rakama yakın.

Ancak seçimler aşağıdaki işaretleri yansıttı;

1. Seçimler, Erdoğan’ın 16 yıldır iktidarda olmasına rağmen hâlâ rakiplerinden çok daha güçlü olduğunu teyit etti. Anayasaya göre Türkiye, beş yıl daha “Erdoğancılıkla” birlikte yaşayacak.

2. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı zaferi daha önceki seçimlerde kazandığı zaferlerden tamamen farklı. Çünkü “başkanlık sistemi”ne dayanan yeni siyasi sistem, dünyadaki herhangi bir başkanlık sisteminde bulunmayan mutlak yetkiler vermektedir. Bütün kurumları, memurları, askeriyeyi (Erdoğan) eline almaktadır. Başbakanlığı ortadan kaldırmakta ve meclisin rolünü ciddi biçimde zayıflatmaktadır.

3. Sonuçların analizi, MHP’nin yüksek bir destek seviyesine ulaştığını gösteriyor. AKP ile ittifaka giren MHP aldığı yüzde 11.1 ile beklenmeyen yüksek bir oran aldı. Muhalefette olan ve MHP’den bölünen İYİ Parti oyların yüzde 10’nu aldı. İkisi birlikte yüzde 20’ye tekabül etmektedir. Bu, gelecekteki Türkiye politikalarının hem içeride hem de yurtdışında “radikal milliyetçi eğilim” tarafından yönetileceği anlamına gelmektedir.

4. AKP özünde bu eğilimden uzak değildir. Parti daha fazla oy alabilmek için Suriye ve Irak’ta özellikle Cerablus, Afrin ve Kandil Dağında Kürtlere karşı askeri operasyonları kullanarak “milliyetçiliğe oynamış” ve bunda başarılı olmuştur.

5. Bu durum, Erdoğan’ın ülke içindeki ve dışındaki Kürtlere karşı “katı politikalarını sürdüreceği ve Kürt sorununun çözümünün uzak olacağı” beklentilerine yol açmıştır.

6. Erdoğan, şüphesiz bölgesel ve uluslararası oyuncular açısında muhatap alınacak Türkiye’nin tek lideridir. İktidarın öngörülebilir bir gelecekte değişeceği gözükmemektedir. Erdoğan’ın Rusya ve İran gibi mevcut müttefikleriyle Suriye ve Irak’taki taleplerinin düzeyini yükseltmek için kullanacağı durum budur. Ya da ABD ve Avrupa gibi nispeten gergin stratejik müttefikleriyle de aynı şekilde hareket edecektir.

Türkiye’nin meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleriyle yüz yılı doldurmayan parlamenter sisteminin yerini, “Türk kimliği”ni yeniden şekillendirmek için Erdoğanlı bir başkanlık sistemi aldı. Fakat herkes tarafından bilinir ki çok ırklı, dinli ve mezhepli toplumlar mutlak bir başkanlık sistemine uygun değildir. Bu nedenle Erdoğan’ın zaferinin Türkiye’ye sosyal, politik ve ekonomik istikrar getireceğine olan inanç yanlıştır.


TÜRKİYE VE İRAN’A KARŞI YAPTIRIMLAR

Rai al Youm
Başyazı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Kasım’ı İran’a karşı sert ekonomik yaptırımlar başlatma tarihi olarak belirledi. Yaptırımların en önemli maddesi İran’dan petrol ithalatının engellenmesi. Ancak az sayıda Avrupa ve Asya ülkesi yaptırımlara bağlı kalacak gibi gözüküyor. Çin, Hindistan ve Rusya gibi ülkeler tarafından etkilenen büyük çoğunluk buna karşı çıkıyor.

Bu yaptırımlara karşı en hızlı isyan Türk yetkililer tarafından Cumhurbaşkanlığı Resmi Sözcüsü  Dr. İbrahim Kalın tarafından açıklandı. Kalın, ülkesinin ABD tehditlerine boyun eğmeyeceğini ve gelecek sene teslim edilecek S-400 füzelerinden vazgeçmeyeceğini vurguladı. İran’dan petrol ithali yasağı getirecek ABD yaptırımlarına uymayacağını ve ekonomik çıkarlarına göre hareket edeceğini, İran’ın sınır komşusu ve önemli bir ticaret ortağı olduğunu ifade etti.

Bazı Asya ve Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin örneğini takip etmesi ve İran petrolünü ithal etmeye devam etmesi pek uzak bir ihtimal değildir. Bunların başında günlük 600 bin varille en çok  petrol satın alan Çin geliyor. Çin’i günlük 450 varille Hindistan, 250 bin varille Güney Kore ve 200 bin varille Türkiye takip ediyor.

İronik şekilde, dört Avrupa ülkesi İran petrolü ithal ediyor. İtalya günlük 180 bin, Fransa 110 bin, Yunanistan 100 bin, İspanya 70 bin varil alıyor. Bunlara ek olarak Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), petrol ihraç etmesine ve günlük 3 milyon varil üretmesine rağmen 100 bin varil ithal etmektedir.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Fransa, İtalya ve Almanya, ABD’nin geri çekilmesine rağmen İran’ın nükleer anlaşmasına bağlılıklarını sürdürecekleri ve Tahran’dan petrol ithalatına devam edecekleri sözü verdiler. Bu ithalatlar için “dolar” yerine “avro” para birimini bir alternatif olarak kullanılacaklar. Fakat Fransa’nın Total Oil ve otomobil üreticisi Peugeot gibi Avrupa devleri, ABD yaptırımlarını önlemek için İran pazarlarından çekilme adımları atmaya başladı.


 

FAS’TA RİF HAREKETİNE ONLARCA YIL CEZA

al Kuds al Arabi
Başyazı

Fas'ta Rif hareketi meselesi, yargının 53 eylemciye ve hareketin liderine karşı sert cezaları duyurmasıyla yeni bir döneme girdi. Nasır Zefzafi ve yoldaşlarından üçü 20 yıl hapse mahkum edildi, diğer sanıklar 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırıldı.

Duruşmada birçok olumsuzluk yaşandı. Sanıklar ve savunma avukatları duruşmalara katılmayı reddetti. Bu eylemenin nedeni, kendilerine karşı yapılan suçlamalara karşı gerçek adaletin gerçekleşeceği ümidinin olmaması.

Bu bağlamda, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakan Mustafa  Ramid’in konuşması dikkat çekiciydi. Bakan, “Yargının daha adil cezalar verileceği ve bölgedeki insanlarla yeni bir uzlaşma sağlayacağı”na dair büyük umutları dile getirdi. Bakanın “daha adil yargılamalar” konusundaki konuşması, bu kararların adaletsiz olduğunu varsayması anlamına gelir. İlerleme ve Sosyalizm Partisi Genel Sekreteri Nabil bin Abdullah ise hükümetin  “Yumuşama atmosferini yükseltmeye katkıda bulunmayacağını” belirtti.

Hükümetin bakanları bu hükümler hakkında böyle konuşuyorsa, insan hakları aktivistlerinin durumu “hukukun katli” olarak görmelerine, “yargının bağımsız olmadığına” ve adil yargılama şartları bulunmadığına dair vurgulamalarına şaşırmak mı gerekir?

Bazı insanlar durumu, Fas’ın geçen yüzyılın altmışları ve seksenlerinde yaşadığı “mermi yılları”na geri dönüş olarak görüyorlar. Rif bölgesi, o olayların en büyük kurbanlarından biriydi. O dönem aynı zamanda ülkede hak ihlallerinin, kayıpların ve işkencelerin yaşandığı bir dönemdi. Faslıların kalplerinde acı bir etki bıraktı ve ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasını da etkiledi.

Gerçekten de Ekim 2016’dan bu yana Rif bölgesi halkı, geçmişte yaşadıkları ve günümüzün süregelen adaletsizlikleri nedeniyle girdikleri protestoları sebepsiz değildir. Siyasi açıdan sağlam toplumlarda (siyasi) elitlerin, protestoların çıkış nedenlerini bulmak için hareket etmeleri ve hatalarını gözden geçirmeleri gerekir.

Fas’taki güvenlik güçlerinin geçen yüzyıldaki “mermi yılları”nda olduğu gibi şiddetli baskı araçlarını kullanmadığı doğrudur. Lakin ortaya çıkan durum barışçıl halk protestosu kapılarını kapattı. Olumsuz protesto biçimlerinin önünü açtı. Fas’ta “el Mahzen”nin (Faslıların kral, bürokrasi, askeriye ve zenginler sınıfından oluşan tabakaya verdikleri ad) sembolü olan şirketleri boykot etmeleri gibi.

Siyasi elitler krizlerle baskıyla baş etme zamanının geçtiğini, bu tutumun mahkumlar kadar hakimlere de zarar verdiğini ne zaman öğrenecekler?

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Temmuz 2018 13:07
www.evrensel.net