Pervin Buldan, Süleyman Soylu'nun tehdidini doğruladı

HDP Eş Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli basın toplantısı düzenledi. Buldan, Süleyman Soylu'nun kendisini arayarak tehdit ettiğini doğruladı.

HDP Eş Genel Başkanları parti meclisi toplantısına verdikleri arada basına açıklama yaptı. Ağrı’da AKP müşahidinin öldürülmesi üzerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kendisini arayarak tehdit ettiğini doğrulayan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Herkes haddini bilecek” dedi. Buldan, olaya dair gerçeklerin açığa çıkarılarak, sorumluların bulunması gerektiğin söyledi.

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli, 24 Haziran seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere basın toplantısı düzenledi. 24 Haziran seçimleri sonrasında toplanan Parti Meclisine verilen arada yapılan basın toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 24 Haziran seçimlerine ilişkin, “Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan bir seçim sürecinde yarış içinde olduk. Demokratik ve meşru koşullarda bir seçimi ne yazık ki yapmadık” dedi. HDP’nin seçim sonuçlarını, OHAL koşullarında ve Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olduğu bir dönemde önemli bir başarı olarak değerlendiren Buldan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu seçimin kazananı ve kaybedeni var: Kazanan HDP olmuştur. Tüm baskılara rağmen parlamentoya 67 milletvekili sokmuştur. İnsanlar bize ‘HDP’siz bir parlamento ve Türkiye istemiyoruz’ demişlerdir. Bu nedenle seçimin başında beri bizlere destek olan herkese ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. AKP-MHP koalisyonumun hakim olduğu bir dönemde bize büyük bir sorumluluk ve görev düşüyor.”

‘SOYLU SİZE YAŞAMA ŞANSI YOK DEDİ’

Buldan, İçişleri Bakanı Soylu’nun kendisini aradığına ilişkin haberlerin sorulması üzerine yaşanan süreci anlattı. Buldan, İçişleri Bakanı Soylu’nun dün sabah kendisini aradığını belirterek, Ağrı Doğubeyazıt Yanyurt köyünde AKP müşahidi bir kişinin infaz edildiğine ilişkin iddiaları gündeme getirdiğini ve yaşanan olaydan HDP’yi sorumlu tuttuğunu söyledi.

Buldan, “Soylu bu konuşma ile bizi hedef almıştır. Bunu reddediyoruz. Partimiz yaşanan olayda gerçeklerin açığa çıkarılmasını her zaman savunmuştur. Tıpkı Suruç’ta olduğu gibi partimiz hedef gösteriliyor. Kimler tarafından yapılmışsa derhal ortaya çıkarılmalıdır. Bu olayı şiddetle kınıyoruz” dedi. Soylu’nun kendisine “Size bunun haddini bildireceğiz. Sizlere artık yaşama sansı yok. CHP’ye mi gidiyorsunuz nereye gidiyorsanız gidin” dediğini aktaran Buldan, ülkenin üçüncü büyük partisinin böylesi bir öfke ve bu tür suçlamalarla insanların gözünde karalanmasına izin vermeyeceklerini kaydetti. Buldan şunları söyledi: “AKP bu ülkeyi böyle mi yönetecek? Bizlere oy veren insanlara bu ülkeye barış getirme sözü verdik. Düşüncesi, ideolojisi ne olursa olsun, bir insanın öldürülmesini kabul etmiyoruz. Bu tehdidi de kabul etmiyoruz. Herkes haddini bilecek. Süleyman Soylu da haddini bilecek. Bir İçişleri Bakanı’nın görevi sorumluları bulmaktır”.

‘OY VERENİN DE, TEREDDÜT EDENİN DE MESAJINI ALDIK’

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli de HDP'nin seçim sonrası değerlendirmelerinde ortaklaştığı metni açıkladı. HDP’ye oy verenlerin de tereddüt yaşayanların da mesajını aldıklarını belirten Temelli, seçim sürecindeki baskı ve ihlallere dikkat çekti. Temelli, “Dünya siyaset tarihinde ilk defa bir cumhurbaşkanı adayı seçim çalışmalarını hapiste sürdürmüştür” dedi.

1 Kasım seçimleriyle karşılaştırıldığında 715 bin fazla oy aldıklarına dikkat çeken Temelli, Kürt illerinde ise istenen oy düzeyine erişilemediğini söyledi. Buna HDP’ye yönelik baskıları gerekçe gösteren Temelli, ancak bunu bir mazeret olarak kabul etmediklerini söyledi. HDP’siz barış, demokrasi ve çoğulculuk olamayacağını ifade eden Temelli, HDP’ye oy verenlerin aynı zamanda güçlü bir parlamenter demokrasiye, yargının bağımsızlığına, yerel demokrasiye oy verdiklerini söyledi. HDP’nin bir amacının da tek adam rejiminin kurumsallaşmasını geriletmek olduğunu dile getiren Temelli, bu hedefe ulaşılamadığını belirtti. Temelli, buna karşın sandığın, faşizmin kurumsallaştırılmasını meşrulaştıramayacağını söyledi.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli'nin okuduğu basın metninde şu ifadeler yer aldı:

  1. Öncelikle tüm seçmenlerimize, il ve ilçe örgütlerimize, üyelerimize, Genel Merkez yönetimimize, bileşenlerimize ve ittifak güçlerimize, bizlere dayanışma duygularıyla oy verenlere, demokratlara, kadınlara, gençlere, cezaevlerinde rehin tutulan vekillerimize, belediye eş başkanlarımıza ve üyelerimize, 26. Dönem vekillerimize ve vekil adayı olarak çalışan arkadaşlarımıza, dünyanın her yerinde HDP’ye gönül vermiş olanlara yürekten teşekkür ediyoruz. Bizlere oy vermemiş olan, ama seçimin sağ salim yapılması için mücadele etmiş olanlara, Suruç gibi provokasyonlar ve seçim ortamını terörize etme girişimleri karşısında sağduyuyu elden bırakmamış herkese de teşekkürler.
    Bizler, HDP’ye oy verenlerin mesajlarını aldık ve beklentilerini boşa çıkarmayacak bir siyasi hatla mücadelemize devam edeceğiz. Bu seçimlerde türlü nedenlerle bizlerden oylarını esirgeyenlerin veya tereddüt yaşayanların da mesajlarını aldık; eksik ve zaaflarımızı bir an önce gidererek onların gönüllerini ve desteklerini kazanmak doğrultusunda çabalardan geri durmayacağız.
    Çok özel bir teşekkür de bütün baskılara, zorluklara, ablukalara rağmen fedakarca çalışan ve çabalayan, zulme hayır diyen, boyun eğmeyen, dik duran başta Kürt halkı olmak üzere tüm Türkiye halklarımızadır. Onlar demokratik siyaset konusundaki kararlı duruşları ve ısrarlı davranışlarıyla, büyük bir demokrasi sınavını başarıyla tamamlamışlardır.
  2. 24 Haziran seçimleri OHAL gölgesinde, adil ve eşit olmayan koşullarda, demokratik meşruiyeti bulunmayan bir ortamda yapılmıştır. Seçime katılım oranı demokratikliğin veya meşruiyetin karinesi olamaz. Bu süreçte AKP Genel Başkanı Erdoğan ve partisinin bütün temsilcileri HDP’nin baraj altında bırakılması, demokratik siyasetten tasfiye edilmesi için parası, sivil ve asker bürokratı, kaymakamı ve valisiyle devletin bütün imkanlarını pervasızca kullanmışlardır. İktidarın sesi ve borazanı olan medyada ağır ambargo uygulanmıştır, HDP’nin sözü topluma ulaşmasın diye elden gelen yapılmıştır.
    Tüm bunlara rağmen HDP barajı aşmıştır. HDP, hem oy oranı hem de parlamento içi dağılım açısından Türkiye’nin üçüncü partisi olmuştur. HDP’nin demokratik siyasetten tasfiye edilmesi, sandığa gömülmesi girişimleri ve bir bütün olarak çöktürme planı durdurulmuş ve boşa çıkarılmıştır. HDP etrafında örülmeye çalışılan tecrit çemberi kırılmış, bir eşik aşılmıştır.
  3. Cumhurbaşkanı adayımız Selahattin Demirtaş, tamamen eşitsiz ve adil olmayan koşullarda, cezaevinden sürdürdüğü seçim kampanyasına, kendisine karşı yürütülen tüm kara propagandaya rağmen 3’üncü sıraya yerleşmiş; halkın sevgisine ve güvenine sahip olduğunu bir kez daha göstermiştir. Dünya siyaset tarihinde ilk kez bir Cumhurbaşkanı adayı kampanyasını bir hücreden ve siyasi rehine olarak sürdürmüştür. Keyfilik ve hukuksuzluk sona erdirilmeli, yaklaşık 4,5 milyon oy almış olan Demirtaş derhal serbest bırakılmalıdır.
  4. Sayısal verilere dair ilk değerlendirmelerimizin ortaya koyduğu tablo, önümüzdeki günlerde neler yapmamız gerektiğine dair bizlere ışık tutmaktadır:
    Kasım 2015 seçimleri ile karşılaştırıldığında, toplamda oy artışımız 725 bindir. İstanbul ve İzmir’de 7 Haziran 2015 seviyesinin üzerine çıkılmış ve HDP 3’üncü parti olmuştur. Keza diğer batı metropollerinde ve illerinde de ya 7 Haziran’ın ya da 1 Kasım’ın üzerinde sonuçlar alınmıştır. 1 Kasım’da vekil kaybettiğimiz Antalya ve Kocaeli’nde bu kayıp telafi edilmiş, ilk kez vekil çıkardığımız Hatay’da büyük bir başarıya imza atılmıştır. Hala HDP’nin bir Türkiye partisi olamadığı iddiasında bulunanlara bu tabloya bakmalarını salık veririz.
    Aynı şekilde oluşan parlamento bileşimine kadın temsiliyeti açısından da bakmalarını öneririz. Ortada apaçık erkek egemen bir tablo vardır. Bunun tek istisnası kendi grubu içinde eşit temsile tam ulaşamamış olsa da 26 kadının parlamentoya girmesini sağlayan HDP’dir. Bu konuda eşit temsil hedefine ulaşamamanın bir eksiklik olduğunun farkındayız ve önümüzdeki dönem bu konudaki çalışmalarımızı derinleştireceğiz.
  5. Ancak üzülerek belirtelim ki, Kürt illerinde istenen düzeye erişilememiş ve 120 bin civarında bir oy kaybımız olmuştur. Bu sonuç ağır baskılardan, sandık taşımalardan, zorunlu göçlerden, yüksek orandaki geçersiz oylardan, parti çalışmalarının ve müşahitlerimizin engellenmesinden, il-ilçe yöneticilerimizin ve üyelerimizin sürekli tutuklanmalarından, devletin idari ve askeri bütün yapılanmasıyla ve derin kollarıyla Cumhur İttifakı ve özellikle MHP lehine seçimlere müdahale etmesinden kaynaklanmıştır.
    Ancak bu olumsuzlukları bir mazerete dönüştürecek değiliz. Herşeye rağmen bu bölgede daha başarılı bir sonuç elde edememiş olmamızı kendi eksiğimiz olarak görmekteyiz. Buna dair değerlendirmelerimizi tamamlayıp, yanlışlarımızı ve eksiklerimizi aşma, halkımızın eleştirileri doğrultusunda kendimizi düzeltme konusunda kararlıyız.
  6. Seçim sonuçları da göstermiştir ki, Türkiye halkları HDP’nin yer almayacağı bir parlamentonun olamayacağına, gerçek bir demokrasi ve adalet mücadelesinin HDP’siz yürütülemeyeceğine dair inançlarını oylarıyla teyit etmiştir. HDP’siz barış olmaz, demokrasi olmaz, yeni yaşam olmaz, çoğulculuk olmaz denmiştir.
    Oyların sadece HDP’ye değil, HDP’nin değerlerine ve demokrasi mücadelesine verildiğinin bilincindeyiz. HDP’ye oy verenler aynı zamanda güçlü bir parlamenter rejime, güçlü bir yerel demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına, OHAL’siz bir ülke yaşamı mücadelesine de açık ve net bir destek vermişlerdir. HDP, bu desteğin hakkını vermek ve Türkiye’nin 150 yıllık demokrasi mücadelesinin birikimini omuzlamak için elden geleni yapmaya devam edecektir.
  7. HDP’nin bu seçimlerdeki bir hedefi de tek adam rejiminin kurumsallaşmasını engellemekti. Ne yazık ki bu hedefe ulaşılamamıştır. Bu sonuçta Millet İttifakı’nın demokratik muhalefetin gelişmesi konusundaki ürkek ve kaygılı tavrının rolü büyüktür. Ancak şu çok açık ki, Türkiye gayri meşru faşizmi ve tek adam rejimini kurumsallaştırarak değil ancak demokrasi mücadelesinin birikimini daha ileriye taşıyarak yolunu açabilir. Sandık hiç bir şekilde faşizmi meşrulaştırmanın aracı haline getirilemez.
    Türkiye’de demokrasi, barış, adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesini önümüzdeki dönemde büyütmek, cumhuriyeti demokratikleştirmek, demokratik ulus mücadelesini geliştirmek bizlerin sorumluluğu ve görevidir. Bütün il ve ilçe örgütlerimizle, üyelerimizle, dostlarımızla, demokrasi güçleriyle, bileşenlerimiz ve müttefiklerimizle, vicdan sahibi tüm yurttaşlarımızla ve demokrat insanlarla birlikte bu görevi yerine getirme mücadelesini sürdürme kararlılığındayız.
  8. Şu ana kadar eksikleri ve yetmezlikleri de olsa başarılı bir şekilde yürütülen seçim kampanyasını aslında kesintiye uğratmadan ve Mart 2019’daki yerel seçimlere bağlayarak başka biçimlerde sürdürmeyi önümüze koyuyoruz. En ufak bir hatanın bile çok büyük kaybettirdiği faşizan baskı koşullarında yaşadığımızı asla unutmadan hassas, duyarlı ve örgütlü davranmanın hayati olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.
    Demokratik toplumsal muhalefet kendisine güvenmeli; karamsarlığa kapılmadan ve geri çekilmeden, kendi iç dayanışmasını pekiştirerek yeni hedeflere kilitlenmelidir. Seçim süreci iyi bir sinerjiyi açığa çıkarmıştır, hiç kimsenin bunu heba etme hakkı yoktur. Bu motivasyon doğru politikalarla ve kararlı adımlarla sürdürülebilir. Demokratik toplumsal muhalefetin gücünü ortak ilkeler temelinde birleştirmesi Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözülmesi açısından elzemdir.
  9. HDP’ye oy verenler biliyor ki, bugüne kadar hep direnerek ve mücadele ederek var olduk, bundan sonra da varlığımızı direnerek sürdüreceğiz. Başta Kürt halkı olmak üzere tüm halklar ve demokratik güçler yeni dönemin toplumsal muhalefetini ve tek adam rejimine karşı mücadeleyi sürdüreceklerdir. Yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplayan, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran, denge ve denetleme mekanizmalarını etkisiz kılan, yargıyı taraflı ve bağımlı hale getiren, tüm demokratik hak ve özgürlükleri iktidarın amaçları doğrultusunda çiğneyen keyfi ve kuralsız bir rejim kabul edilemez.
    AKP, hem doğuda hem de batıda kaybettiği 2 milyondan fazla oy nedeniyle Meclis çoğunluğunu yitirmiştir. AKP, artık bir azınlık yönetimine ve bir koalisyona mahkumdur. Öte yandan 16 yıllık AKP iktidarının bilançosu aslında derin bir toplumsal, kültürel, kentsel, ekolojik yıkım yaratmıştır. Şimdi de bir iktisadi krizin eli kulağındadır. Halklarımıza yeni bir kemer sıkma paketinin dayatılması çok muhtemeldir. HDP, ağır faturanın işçilere ve emekçilere çıkarılması yeltenişlerine karşı mücadeleyi öncelikli gündemlerinden biri olarak görmektedir.
  10. Tek adam rejimini değiştirecek bir ittifak anlayışı ve güç dizilişi geleceğin demokratik gelişmelerinin adımlarını oluşturacaktır. HDP olarak aktif ve cesur bir rol ve misyon üstlenmek konusunda kararlıyız. Nereden gelirse gelsin hiçbir tehdide boyun eğmeyeceğiz. Demokratikleşme ve toplumsal sorunların çözümü konusunda geliştireceğimiz politikalar ile bunu sağlayacağız.
    Bu bağlamda HDP, demokrasi blokunun ön saflarında yerini alacaktır. HDP, faaliyetleri ve mücadelesi ile AKP’nin yaratmaya çalıştığı korku imparatorluğuna karşı cesareti ve umudu büyütmüştür. Demokrasi ve barış mücadelesinin inşa gücü ve lokomotifi olmuştur ve gelecekte de olacaktır. HDP, umudun ve demokratik geleceğin adresidir ve teminatıdır.

‘HUKUKLA TARİF EDİLECEK BİR YANI YOK’

Tutuklu avukatlar için devam eden Adalet Nöbeti’ni örgütleyenlerden Avukat Kemal Aytaç, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’a yönelik tehditlerini gazetemize değerlendirdi. Aytaç şunları söyledi: “Bu İçişleri Bakanı değil, diktatörün maşası. Ağzına söylüyor. Tehdit ediyor. Bunu sadece Pervin Buldan’a HDP’ye değil. Kısa bir sürece önce, Diyarbakır Barosu’nu tehdit etti. İçişleri Bakanın böyle  partileri, parti başkanlarını, baro başkanlarını, tehdit etmesi, suçlaması, akılla izah edilebilir bir durum değildir. Varsa bir şikayeti hukuk yoluna başvurulur. Zaten burada hukuk değil, amaç korku salmak. Toplumu susturmaya yönelik. Bu uzun süreden beri sürdürülen bir politika. Ama bu kadar pervasız, bu kadar kaba, nobran ve faşist bir yaklaşım gösteriyor Süleyman Soylu. Belki bu konuda özel görevlendirilmiş... Bunu anlamak mümkün değil. Bunun kabul edilmesi mümkün değil. Dolayısıyla şiddetle kınıyoruz. Bunun hukukla tarif edilecek bir yanı da yok. İçişleri bakanın görevleri belli. (İstanbul/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 27 Haziran 2018 20:05
www.evrensel.net