04 Haziran 2018 02:24
Son Düzenlenme Tarihi: 03 Haziran 2018 22:33

Suriye’de yeni çatışmalara doğru

Geçtiğimiz hafta Suriye’de yaşanan gelişmeler, Suriye meselesinin uzun bir süre daha gündemden düşmeyeceğinin habercisi.

Suriye’de yeni çatışmalara doğru

Fotoğraf: VOA

Paylaş

Ali KARATAŞ

Suriye’de geçtiğimiz hafta yaşananlar, Suriye meselesinin uzunca bir süre gündemden düşmeyeceğinin habercisi. Dera bölgesinden başlayalım. Suriye ordusu Dera’ya tank ve füzelerle donatılmış 40 bin askeri yığarak operasyona hazırlanıyor. Buna karşılık Dera’da ABD tarafından desteklenen 15 bine yakın ÖSO milisi mevcut. Konuyu baş yazısında değerlendiren Rai al Youm gazetesi, Rusya Dışişleri Bakanı  Lavrov’un Suriyeli olmayan güçlerin Dera ve Kuneytra’dan çekilmesi gerektiği yönündeki açıklamasını eksik buldu. Bu yaklaşımı “İsrail’in bakış açısına teslim olmak” olarak değerlendirdi. Yazıda “aynı ilkenin bütün Suriye toprakları boyunca Türk ve Amerikan kuvvetlerinin çekilmesini de içermelidir” denildi.

SDG HEDEFTE

Suriye Ordusunun ileriki dönemde operasyon yapması muhtemel diğer bir bölge ise Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) kontrolündeki bölge. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Rusya al Youm (RT) televizyonuna verdiği mülakatta, önümüzdeki süreçte çatışmanın Suriye’nin kuzey doğusunda özellikle Amerika’nın desteklediği Suriye Demokratik güçleriyle olacağını söyledi. Bu bölgede Rakka, Kamışlı, Haseke ve Deyr ez Zor’un  geri alınacağını belirtti. Bu açıklamalar ABD Savunma Bakanlığının ve Pentagon’un tepkisini çekti ve bu bölgelere yaklaşan herhangi bir Suriye gücünü vuracağını açıkladı.

Suriye ile ilgili diğer bir gelişme ise oldukça ilginç. ABD Başkanı Trump, Suudi Arabistan’dan Suriye’deki askerlerini ve ittifak içinde olduğu Kürt ve Arapları finanse etmesini istedi. Al Kuds al Arabi gazetesi ortaya çıkan bu yeni durumla beraber Kürtlerden beklenenin “sınırları İran’dan korumak ve Türklerle meşgul olmak” olduğunu yazdı.

İRAN’DAN GERİ ADIM

Bölgede diğer bir gelişme İran’ın Yemenle ilgili görüşmeye hazır olduğunu açıklaması ve Suriye’de bazı bölgelerde olmayacağını belirtmesi. Al Arabiya Televizyonunun eski genel yayın yönetmeni Abdurrahman Raşid, Şark al-Avsat gazetesindeki makalesinde İran’ın bu açıklamasını Suudi destekli hükümet güçlerinin, İran destekli Husiler için önemli bir liman şehri olan el-Hudeyde’ye doğru yavaşça ilerlemesine bağladı. Raşid, Amerika’nın ilişkilerde normalleşme için İran’a sunduğu 12 şart arasında üç ana talep olduğuna dikkat çekti. Bu talepleri “Yemen’den Suudi şehirlerini hedef alan türden balistik füze üretiminin durması, ABD’nin müttefiklerini hedef alan savaş bölgelerinden yani Suriye, Yemen ve Lübnan’dan çekilmesi ve son olarak da Irak’ın içişlerine karışmaktan vazgeçmesi” cümlesi ile özetledi.

ÜRDÜN GREVLERLE SARSILIYOR

Coğrafyanın fakir ülkelerinden Ürdün, geçtiğimiz hafta yükselen vergiler ve gelen zamlar yüzünden sokak gösterileri ve grevlerle sarsıldı.

Ülke; geçen Çarşamba günü ticaret dernekleri, işçi sendikaları, tüccarlar, toptancılar ve hatta irili ufaklı süper marketlerin de içinde yer aldığı yaygın gösterilere, grevlere ve protestolara tanık oldu. Jordantimes gazetesi, konuyla ilgili başyazısına “Gelir vergisi kanunu için yanlış zaman” başlığını kullandı. Öfkenin, hükümet çevrelerinin bir kısmı hariç hiç destek görmeyen gelir vergisi yasa tasarısına karşı olduğunu belirtti. Sadece birkaç gün önce, Economist İstihbarat Biriminin Amman’ı dünya genelinde pahalılık sıralamasında 28. Arap ülkeleri arasında ise en pahalı Arap şehri olduğuna dikkat çekildi.


SURİYE-ÜRDÜN SINIRI ISINIYOR

Başyazı/ Rai al Youm

İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman, Moskova’nın güneybatı Suriye’deki duruma karşı niyetlerini öğrenmek, Suriye ordusunun bu bölgeyi geri alması ve Ürdün’e sınır kapılarının açılmasına yönelik planlarını görüşmek için yarın Moskova’ya uçacak. Burada krizde yer alan iki ana kesim arasında askeri yığınakta bir yarış var. Bir tarafta tanklar ve “Golan 1000” füzeleriyle donatılmış 40 bin askerden oluşan Suriye Ordusu, diğer tarafta Dera’da Amerika tarafından desteklenen Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve müttefiklerinden oluşan 15 bin kişiye yaklaşan kuvvet. Ayrıca ÖSO’nun Kuneytra bölgesinde de iki binden fazla gücü mevcut.

Ürdün hükümeti; başkent Amman’da Rusya’nın, Ürdün’ün ve Amerika’nın katılımıyla üçlü toplantı önerisinde bulundu. Toplantının amacı;  gerilimlerin ortadan kaldırılması ve siyasi bir çözüm aramak, askeri çatışmayı önlemek ve yüz binlerce mültecinin Ürdün sınırı tarafına akmasını engellemek.

Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Mihail Bogdanov’un açıklamalarına göre Moskova, üçlü toplantı önerisini memnuniyetle karşıladı. Lakin Liberman, ev sahibine şartlarını kabul ettiremezse bu toplantının toplanması mümkün değil.

Bir anlaşmaya ulaşılmasını engelleyen ana sebep, Suriye’nin güneyinde İran güçlerinin varlığıyla temsil ediliyor. İran; İsrail, Rusya ve Amerika’nın talep etmesi durumunda bütün kuvvetlerini çekeceğini açıklamasıyla bu engel kaldırıldı.  

Suriye Ordusunun Halep, Deyr ez Zor, Hums’ta gerçekleştiği gibi  güneybatıda yeniden kontrolü ele almasına ve bütün silahlı militanların bu bölgeden çıkarılmasına muhalefet etmek İsrail ve ABD’nin hakkı değildir. Özellikle İran bahanesi ortadan kalktıktan sonra.

Lavrov’un Suriyeli olmayan güçlerin Dera ve Kuneytra’dan çekilmesi gerektiği yönündeki açıklaması, eksiktir. İsrail bakış açısını teslim olmaktır. Aynı ilkenin bütün Suriye toprakları boyunca Türk ve Amerikan kuvvetlerinin çekilmesini de içermelidir.

Biz Rusya’nın, İran-İsrail savaşı yaşanması durumunda Suriye’deki kazanımlarını kaybetmek istemediğinin farkındayız. Lakin bu durum,“Golan Tepelerini ve bütün Filistin’i” işgal edenin patron olacağı ve şartlarını bölgeye dayatacağı anlamına gelmez.

Rusya yönetimi büyük askeri ve siyasi başarılarını korumak istiyorsa, Sadece Suriye’de değil bütün Ortadoğu’da ve İslam dünyasında İsrail’in emirlerine karşı çıkması gerekir.


ARABİSTAN SURİYE’DEKİ AMERİKAN, KÜRT VE ARAP ASKERLERİN SPONSORU

Başyazı/Al Kuds al Arabi

Suudi Arabistan; ABD başkanı Donald Trump’ın “Kürt milislerin mali yükleri üstlenmesi veya çekilme” tehditlerine yenik düştü. Suudiler; Amerika’nın Suriye sahasını hasımlarına İran’a, Rusya’ya, Türkiye’ye ve tabi ki Suriye iktidarına terk edeceği konusunda ikna oldu.

Suudi Arabistan ve BAE’nin; ABD tarafından finanse edilen ve silahlandırılan bazı Kürt liderlerle Rakka’da görüşmesiyle gerçek bir müdahalenin başladığını gördük. Bu durumun alışılmamış hibrit bir anlaşmaya yol açtığı açıktır. Amerika’nın donattığı Kürtler ve aşiretlerden müttefikleri Suudi Arabistan’ın sorumluluğunda oldu. Ya da Kürtlerden ve Araplardan beklenen; sınırları İran’dan korumak ve Türkleri kovmak yada bu askeri denklemle meşgul olmaları için yeni Suudi yönetimiyle anlaşmak. Yeni siyaset bu.

Suriye’de 2011’de devrim patlak verdiğinde PKK tarafı rejimin lehinde pozisyon aldı. İdeolojik gerekçeler de hazırdı. Türkiye’den liderlerin büyüttüğü parti, çatışmanın daha büyüğünün onlara sınırları korumak için Türkiye sınırında Kamışlı’da geniş toprakları teslim eden Suriye rejimiyle değil,Türk devletiyle olduğunu düşünüyorlardı. Böylece isyankar Kürtler, kardeşlerinden uzak tutulacaktı. Esad rejimi onları kullandı. Lakin onlar aynı zamanda küresel rüzgarın kendi lehlerine akışıyla da bir Kürt devleti kurmak için yoğun çaba harcıyorlardı. Suriye muhalefetinden bazı kısımlarının desteklenmesi planı başarısız olunca, Kürtler Amerika’nın favori tercihi ve IŞİD’e karşı mücadelede onların araçları haline geldi. Bu durum, Türkiye ile olan stratejik ilişkilere rağmen gerçekleşti.  

Suudi müdahale olayı imkansız bir karikatür gibi görünüyor. Krallık ağır mali ve askeri yük altındadır. Yemen’de kanlı ve maddi ve beşeri olarak pahalı bir savaş yürütmektedir. Trump’ın Kürt güçlerine ödeme yapmaya zorlaması, Arabistan’ı parayı vermesine rağmen emirleri Amerika’nın verdiği bir sponsor yapar. Ama Kürt güçleri ve onun zayıf Arap tarafı, görünürde bağlı olunana bağlı ve memurun memuru durumuna düşürecektir.


İRAN, YEMEN İÇİN MÜZAKEREYE AÇIK!

Abdurrahman Raşid
Şark al-Avsat

Meşru Yemen güçlerinin, isyancılar için önemli bir liman şehri olan el-Hudeyde’ye doğru yavaşça ilerlediği bir zamanda Tahran, Yemen için müzakere çağrısında bulunuyor.

İran Dışişleri Bakan Vekili Abbas Arakçi, Washington’un nükleer anlaşma, balistik füze yapımı ve bölgedeki etkinlikle bağlantılı olan taleplerini kabul etmediklerini belirti. Ancak Yemen konusunda müzakereye hazır olduklarını açıkladı.

İran hükümeti, Washington’un taleplerini şeklen uygulamaya çalışıyor. Yemen için müzakereye yanaşıyor zira İttifakın ilerlemesi ve Husilerin hızla kayba uğramasıyla kaybedilen bir kart haline geldi. Suriye’de İran’ın geri adım attığını görüyoruz. Şam’ın etrafındaki Filistinli Yermük kamplarını yıkmak suretiyle elde ettiği son üstünlüğünden sonra söyledikleri ile çelişkili olarak güneye doğru ilerlememeyi vaadediyor. Milislerini Ürdün hizasındaki Dera tarafına çekeceğini duyurmuştu. Geri adım attı ve İran’ın Amman Büyükelçisi, ülkesinin hiçbir zaman Ürdün’e ve hatta İsrail’e yakın bölgelerde bulunmadığını ve bulunmayacağını açıkladı. Bu elbette geçtiğimiz iki haftada İsrail bombardımanı yüzünden uğradığı kayıplar ve Rusya’nın hava korumasından vazgeçerek aldığı yeni tutumun sonucudur.

Şu çok açıktır ki İranlılar, güce, anlaşmalar ve uluslararası kaidelerden çok daha fazla önem veriyor. Eğer müttefikleri hızlı bir şekilde kayba uğramasaydı ne Yemen için anlaşmayı kabul edecekti ne de Doğu İsrail ve Kuzey Ürdün’den uzak bir yerde mevzilenmeyi.

Yani demem o ki, bir sonraki aşamada Tahran’ın ABD’yi ikna ederek yaptırımları durdurmak veya hafifletmek ve nükleer anlaşmayı yenilemek için bir taviz cümlesi kurmasını beklemeliyiz.

Amerika’nın İran’a sunduğu 12 şart arasında üç ana talep var: Yemen’den Suudi şehirlerini hedef alan türden balistik füze üretiminin durması, ABD’nin müttefiklerini hedef alan savaş bölgelerinden yani Suriye, Yemen ve Lübnan’dan çekilmesi ve son olarak da Irak’ın içişlerine karışmaktan vazgeçmesi. Bu üçü, İran’ın dış siyasetinin dayanaklarına büyük oranda bir meydan okumayı temsil ediyor.

Görüyoruz ki İran’ın politikası, öncelikle kaybettiklerini satmaya dayalı. Husilerin yenilgileri onu taviz vermeye mecbur bırakacak. Suriye’ye gelince, Tahran için vazgeçemeyeceği kadar değerli. Zira oradaki savaşa milyar dolarlar yatırım yaptı. Çok sayıda komutanını ve milislerini kaybetti. Çekilmesi durumunda 80’lerde kurulduğundan bu yana en az 30 milyar dolar masraf yaptığı Lübnan’daki etkinliği tehlikeye girecek. İran, Lübnan’ı ABD ve İsrail’e karşı bölgesel denge politikasında temel direk olarak görüyor.

İran, Suriye’ye sıkıca tutunuyor ve onu, Irak ve Lübnan’daki etkinliğini korumak ve ABD ve İsrail’e karşı müzakerelerde elini güçlendirmek için bölgesel anlamda stratejik bir dayanak olarak görüyor. İran’ın yaptırımların uygulanması felaketini önlemek için görüşlerini ortaya atması ve Umman, İsviçre ve Fransa gibi aracılara mesajlarını taşıtması gerekir. Mısır, Amerika’nın oraya alternatif güçler gönderme çağrısını reddetti. Diğer bir ihtimal, İran’ın Suriye’den tamamen çekilmeye razı olmasıdır. Ama üç senenin ardından, rejimin askeri ve güvenlik güçlerini iyileştirdikten sonra…

Yemen’e gelince, Tahran’ın ateşkes görüşmeleri için şu iki talebini yinelemesini uzak bir ihtimal olarak görmüyoruz: Husilere, hükümet ve mecliste büyüklüğü ile ters orantılı bir yer ayrılması ve ağır silahlarla korunması. Bu ikisi, Yemenliler ve İttifak ülkeleri tarafından kesin bir şekilde reddediliyor.

ÜRDÜNLÜLER ZAMLARA VE GELİR VERGİSİ YASASINA KARŞI SOKAKLARA DÖKÜLDÜLER

Middle-east-online

Yüzlerce Ürdünlü, fiyat artışlarına ve kamu borcunu düşürmek için IMF tarafından tavsiye edilen gelir vergisi yasa tasarısına karşı cumartesi günü art arda üçüncü kez başkent Amman’da gösteri yaptı. Çarşamba gününden bu yana Protestolar ülkeyi sarsıyor. Sendikaların çağrısı üzerine hükümetin istifasını talep eden yüzlerce kişi Amman sokaklarına hakim olurken diğer şehirlerde de gösteriler yapıyor.

Geçtiğimiz hafta hükümet ülkenin vergi tabanını genişletmeyi ve her yıl hazine için 300 milyon dinar (420 milyon dolar, 360 milyon avro) almayı hedefleyen gelir vergisi yasa tasarısını kabul etti. Tasarı henüz parlamento tarafından onaylanmadı.

Bu tasarı Amman’ın, 2016 yılında Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) 723 milyon dolarlık üç yıllık bir kredi limiti sağladığından beri yapılan bir dizi ekonomik reformların en sonuncusudur.

Ekonomik ve mali reformları destekleme amaçlı kredinin, Ürdün’ün kamu borcunun GSYİH’nin yüzde 94’ünden 2021 yılına kadar yüzde 77’den azaltılmasına yönelik uzun vadeli hedefi bulunuyor. Ekonomik ve finanssal reformları desteklemeyi amaçlayan kredi, Ürdün’ün kamu borcunu GSYİH’nin yüzde 94’ünden 2021’e kadar yüzde 77’ye düşürmeyi hedefliyor.

IMF web sitesinde “Bu, ekonomik büyümeyi ve kademeli mali konsolidasyonu desteklemek için yapılan reformlarla başarılacak” deniliyor. Ocak ayından bu yana yoksulluk ve işsizliğin kavurduğu 9,5 milyonluk bir ülke olan Ürdün’de fiyatlar son yıllarda sürekli arttı.

Perşembe günü hükümetin, Cuma günü yakıt ve elektrik fiyatlarını artıracağını duyurması ülke genelinde protestolara yol açtı. Daha sonra Kral II. Abdullah kararı dondurdu.

Ancak Cuma gecesi, hükümetin istifasını talep eden yüzlerce protestocu Amman’daki başbakanlık ofisinin çevresindeki sokaklara geri döndü. Bazı göstericiler arabalarıyla yolları kapatırken diğerleri ise “Ürdün halkı diz çökmeyecek” yazılı dövizler taşıdı.

Protestolar, 1980’lerin sonlarında yükselen gıda fiyatlarına karşı ölümcül isyanlarla sarsılan kuzeyde Irbid ve Jarash, doğuda Zarka ve güneydeki Maan da dahil olmak üzere birçok şehri vurdu.

ÖNCEKİ HABER

Hakkari'de füze saldırısı: 3 asker hayatını kaybetti

SONRAKİ HABER

Zimbabve’de ölümlerin sorumlusu polis ve asker

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa