Erdoğan'ın açıkladığı AKP manifestosu: Derinleşen sorunların itirafı

Fotoğraf: Evrensel

Erdoğan'ın açıkladığı AKP manifestosu: Derinleşen sorunların itirafı

Siyaset Bilimci Akademisyen Deniz Yıldırım, Erdoğan tarafından açıklanan AKP'nin seçim manifestosunu Evrensel'e değerlendirildi.

Çağrı SARI
İstanbul

 
AKP 24 Haziran seçimlerindeki stratejisini “Erdem, irade ve cesaret” kavramları üzerine şekillendirirken, “Adalet” kavramının üzerinde özellikle durulması dikkat çekti. Siyaset Bilimci Akademisyen Deniz Yıldırım, AKP’nin ülkede siyasal, sosyal ve ekonomik kutuplaşmayı daha da arttırdığını, ülkeyi OHAL ile yöneten, yargıyı siyasallaştıran ve her alanda adaletsizlikleri derinleştiren ana aktör haline geldiğini söyledi. Yıldırım, AKP’nin “Kendisi muhalefetteymiş gibi davranmayı ve bu sorunları kendileri yaratmamış da gelince çözecekmiş gibi bir iklim oluşturmayı sürdürmek” dışında bir seçeneği kalmadığına işaret etti. Bu nedenle de adalet kavramını kullanmaya ihtiyaç duyduğunu ifade etti.  Ülke ekonomisinin önemli bir krizin eşiğinde olduğuna dikkat çeken Yıldırım, AKP’nin günden güne yükselen döviz kuruyla borcu da katlanan tüccarı, sanayiciyi ve ithalata dayalı bir ortamda sofrasına aldığı her şey sürekli zamlanan çalışan halkın çoğunluğunu yanında tutmak zorunda olduğunu söyledi. Bu nedenle ekonomik düzenlemeye gidileceğine dair maddeler açıkladığını ifade eden Yıldırım, 16 yıldır iktidarda olan iktidarın bu manifestosunu “Derinleşen sorunların da itirafı” şeklinde niteledi.

AKP KENDİSİ MUHALEFETTEYMİŞ GİBİ

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hafta sonu büyük bir törenle açıkladığı seçim manifestosunda, silah üretiminde artış, faizlerin ve enflasyonun düşürülmesi, Kanal İstanbul gibi projelerin yapımına devam edilmesinin yanı sıra savaş planları mevcut. 16 yıldır iktidarda olan AKP’nin bu manifesto ile “Yeni olan bir şey sunmadığı” tartışılıyor. Gazetemize değerlendirmelerde bulunan Akademisyen Deniz Yıldırım  AKP’nin kuruluş sürecinde iki temel vaadi olduğunu anımsattı; adalet ve kalkınma. Bu iki kavramın “yeni” hareket olduklarını ilan eden AKP’nin ülkede siyasal, sosyal ve ekonomik kutuplaşmayı daha da arttırdığını söyledi. Yıldırım AKP’nin yeniden adalet kavramını kampanyasının temel merkezine almasındaki ihtiyacı şöyle anlattı: “OHAL ile yöneten, yargıyı siyasallaştıran ve her alanda adaletsizlikleri derinleştiren ana aktör haline geldiği bir süreç yaşanıyor. Dolayısıyla nesnel şartlar gereği AKP’nin adındaki adalet kavramı etrafında yarattığı ideolojik seferberlik farklı toplumsal kesimler nezdinde ‘adaleti temsil’ imajı aşınmaya başladı. İkinci gelişme de buna bağlıydı. Muhalefet, özellikle de CHP, belki de bu kopuşu iyi okuyarak Adalet kavramı etrafında yeni bir hegemonik blok inşa etmeye başladı ve Adalet Yürüyüşü, mitingi ve ardından da kurultayını gerçekleştirdi. Bütün bunlar, nesnel ve öznel süreçlerin toplamı bakımından ele alındığında, Adalet kavramının AKP’nin tekelinden koparıldığı ve hatta AKP’nin adaletsizlikle özdeş hale gelmeye başladığı yeni bir döneme işaret ediyor. Sanıyorum Erdoğan da bunu kavrıyor, fakat geri çevirecek bir hamle yapamayacağı için, yapabileceği tek şey kendisi muhalefetteymiş gibi davranmayı ve bu sorunları kendileri yaratmamış da gelince çözecekmiş gibi bir iklim oluşturmayı sürdürmek”

SORUNLARI KOMPLOLARA BAĞLIYORLAR

Manifestoda enflasyonun düşmesi, faizlerin indirimi gibi konuların da yer almasına ilişkin Yıldırım, şöyle dedi:  Ülke ekonomisi özellikle çalışan, emekçi sınıflar açısından önemli bir kriz eşiğinde. Kapitalist kriz denilince herkes krizi sermaye dolayısıyla gelen bir olgu olarak işaretliyor. Kuşkusuz bu doğru, birikim rejimi krizlerinden de bağımsız değil. Fakat emekçi sınıflar açısından zaten bir kriz var ve giderek derinleşiyor. İşsizlik, zamlarla birlikte hayat pahalılığı artıyor ve elbette Saray etrafında kümelenen siyasal inşaatçılık kadrolarının lüks hayatlarıyla halkın çoğunluğunun hayat koşulları arasındaki uçurum büyüyor. Yani sadece sosyal yardımlara dayalı bir patronaj stratejisinin yetmeyeceği dönem bu. Bakın borçlar ve işsizlik yüzünden her gün ülkenin farklı bir şehrinden bir protesto, bir kendini yakma girişimi haberi geliyor. Medyadaki büyük tekelleşme, aşağıda halkın içinde yaşanan krizlerin üstünü örtmek için tam da. Hal böyle olunca, bu ekonomik gidişle ilgili bir şey söylemeleri gerekiyor. Ya “Biz hata yaptık, 16 yıldır iktidardayız, bizim yüzümüzden böyle oldu” diyeceksiniz. Ki bu seçimde iktidarı kaybetmek demek. Ya da hep yaptıkları gibi sorunları kendi dışınızdaki gelişmelerle, komplolarla, dış güçlerle, hainlerle açıklayarak bir şekilde faşizme yaklaşarak politikleştireceksiniz. İkincisini yapıyorlar, yapacaklar. Yani “Faiz lobisi var”, “Kredi kuruluşları yine büyük oyun oynuyor” türü kampanyalarla. Günden güne yükselen döviz kuruyla borcu da katlanan tüccarı, sanayiciyi ve ithalata dayalı bir ortamda sofrasına aldığı her şey sürekli zamlanan çalışan halkın çoğunluğunu yanında tutmak zorunda. Fakat böyle dönemler, ideolojinin ekonominin gerisine düşmeye başladığı dönemler; işler iyi giderken seçmenler ideolojiyi, kendi pozisyonunun iyiliği üstünden bir meşrulaştırma çerçevesi olarak kabul ediyor. İşler ekonomik olarak kötüye gitmeye başladığında, kendisine sunulan ideolojik çerçeveden fazlasını istemeye başlıyor. AKP’nin bu seçimdeki asıl krizi, tüm ideolojik aygıtlara sahip olduğu bir dönemde bu ikinci seçeneğe uygun bir iktisadi yanıt geliştirememekten kaynaklanacak gibi.

İKTİDARIN İNANDIRICILIK SORUNU VAR

Manifestoda sunulan tüm vaatlerin, 16 yılda bu iktidarın bizzat kendisi tarafından yaratılan ya da derinleştirilen sorunlarla ilgili olduğuna işaret eden Deniz Yıldırım, “Dolayısıyla halka çözüm sunmak amacıyla yazılmış gibi görünen bir manifestoyla 16 yılda hangi sorunları yarattıklarını da ilan etmiş oldular. Bu açıdan olumlu. Asıl mesele şu: bu kadar sorun karşısında gerçekten bir çözüm yaratabilirler mi? Hayır. Çünkü hikaye bitti. Bu zamana kadar bir şekilde “Şunlar engelliyor, bunlar engelliyor” diyerek ilerlediler. Fakat şimdi her şey, tüm devlet, medya ellerinde. 16 Nisan’da tüm yetkiyi istediler, zorla aldılar. Partimin başına geçersem çift başlılık biter, koalisyonlar da olmaz’ dedi Erdoğan, partisinin başına geçti, ne sorunlar çözüldü ne de koalisyonlar bitti. Tablo, iktidar için ciddi bir inandırıcılık sorunu dönemine işaret ediyor” dedi.  Deniz Yıldırım manifesto ile iktidar kanadındaki hazırlıksızlık görüntüsünün arttığını savundu.

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Mayıs 2018 07:07
www.evrensel.net