Arap dünyasında Türkiye ve Bolton endişesi

Arap dünyasında Türkiye ve Bolton endişesi

Arap coğrafyasında geçen hafta Afrin sonrası gündeme getirilen 'Sincar operasyonu' ve John Bolton önemli tartışma konuları oldu.

Ali KARATAŞ

Geçen hafta Arap dünyasına iki “endişe” damgasını vurdu. Birincisi Türkiye’nin bölgede nüfuzunu genişletme çabası. Türkiye uzmanlığı ile bilinen Lübnanlı Akademisyen Muhammed Nureddin, Afrin’den sonra Irak’ta Sincar (Şengal) bölgesinin bir sonraki hedef olarak açıklanmasını yorumladı. Nureddin, Rusya’nın Türkiye’nin Batı ile ihtilaflarını kullanarak yeni bir strateji uyguladığına vurgu yaparak, “Birincisi; burada Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de savaş sonrası pazarlıklar var. Türkiye, müzakere masasında güçlü ve Irak ile Suriye’de doğrudan varolmak istiyor. En kötü ihtimalle iki ülke içerisinde köprü görevi görecek bir nüfuz şeridi olarak bulunmak istiyor. İkincisi; daha tehlikeli ve ilgilenilmesi gereken nokta ise Türkiye, 28 Ocak 1920’de kabul edilen ‘Misakı Milli’ metninin asıl sınırlar olduğunu her an hatırlatıyor. Türk liderler gözleri Halep’in üzerindeyken ‘Musul bize aitti’ demektedir” diye yazdı.

BOLTON, SAVAŞLARIN HABERCİSİ

Diğer bir tartışma konusu ise John Bolton’un ABD Başkanı Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanması oldu. Filistinli Yazar Abdulbari Atwan, Youtube’da yaptığı haftalık değerlendirme Bolton’un atanmasını “yeni çatışmaların ve savaşların habercisi” olarak yorumladı.

Suudi Şarkul Awsat gazetesinden Abdurrahman Raşid ise “Gerçekten de Bolton IŞİD, el Kaide; İran’da İslamcı kisvesine bürünen Velayet-i Fakih devletinden ve Hizbullah gibi Müslümanlardan kurtulmak istemekle birlikte Kim Jong-un’un liderliğindeki Kuzey Kore Hükümetine de karşı duruyor” diyerek atanması olumladı.


AFRİN’DEN SONRA SİNCAR

Muhammed NUREDDİN

ARAP Baharı olarak adlandırılan süreç başladığından bu yana Türkiye, “nüfuzunu genişletmek için” Arap bölgesine büyük çaplı bir saldırı başlattı. Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Tunus’da, Yemen’de ve Fas’da rejimleri değiştirmek için gece gündüz çalıştı. Başlangıçta Mısır ve Tunus’ta başarılı olurken diğerlerinde başarısız oldu. Fakat sonrasında “İhvan” iktidarının Mısır ve Tunus’ta düşmesiyle Türkiye’nin projesi başarısızlığa uğramış oldu. 2015’in sonlarında Rus uçağının düşürülmesinden sonra Moskova ile anlaşmazlıklar yüzünden büyük bir kırılma yaşandı. Türkiye büyük bir yenilgiye doğru yola çıktı. Özellikle Kuzey Suriye’deki topraklarda Kürtlerin ilerlemesi gerçekleşiyor, ABD  bu ilerlemeye destek veriyordu. Bu durum, Türk-Amerikan ilişkilerinde derin bir gerilime neden oldu.

RUSYA, BATI İLE ÇELİŞKİLERİ KULLANIYOR

Bu sahne Rusya ve Türkiye arasındaki normalleşmeden sonra güçlü bir şekilde değişti. Rusya, Türkiye’ye uyum sağlamak için böyle bir normalleşmeye ihtiyaç duymadı. Fakat Rus stratejisi, özellikle Recep Tayyip Erdoğan’a karşı askeri darbe girişiminden sonra “Türkiye’nin Batı ile ihtilaflarını istismar etmek” ile temsil edilen yeni zemine oturuyordu. Rusya’nın zemini uluslararası ilişkilerde bir değişiklik yapmak, Türkiye’yi NATO’dan çıkarmak ve imkanlar ölçüsünde Rusya’ya yakınlaştırmaktı. Rusya’nın bu zemini, Türkiye’nin gelişmeleri kullanmasına izin verdi. Rusya ile çıkarlar değiş-tokuş edildi. “Fırat Kalkanı” operasyonu, Suriye’nin kuzeyinde Carablus, Azez ve el Bab’a ve sonrasında Afrin’e girilmesi Rusya’nın yeşil yakmasıyla gerçekleşti.

Afrin operasyonu öncesinde Türkiye’nin açıklamalarında, gelecekte operasyonun genişleyeceği yer alıyordu. Bugün Afrin, sonrasında Menbic ve daha sonrasında Fırat Nehri’nin kuzeydoğusunda yer alan Kuzey Suriye yer almaktadır. Yani YPG’nin bulunduğu yerler. Daha sonrasında da PKK unsurlarlarının bulunduğu Kuzey Irak.

AMAÇ IŞİD DEĞİL SİNCAR

Irak Hükümeti, Başika kampından Türk güçlerinin çekilmesini talep ettiğinde Ankara, bu güçlerin IŞİD ile mücadele etmek için var olduğunu gerekçe göstererek talebi reddetti. Musul, Türkiye güçleri olmadan IŞİD’den temizlendikten sonra, Türk Dışişleri Bakanı, Bağdat’a geldi. “Başika’daki Türk üssü, Sincar PKK unsurların temizlenene kadar kalacak” dedi. Irak Hükümeti utangaçca çekincesini dile getirmesine rağmen bu ifadelere itiraz etmedi.

Afrin’in düşmesinden sonra Ankara, PKK unsurlarından temizlemek için Türk kuvvetlerinin “bir gece ansızın” Sincar bölgesine girebileceğini ilan etti. Ankara “bir gece ansızın” ibaresini Afrin ve Fırat Kalkanı operasyonundan önce de tekrarlamıştı. Bugün Ankara, aynı ifadeyi Sincar için yineliyor.

Eğer Türkiye, Suriye’de yeşil ışığa ihtiyaç duymuş ve Suriye’deki varlığı sayesinde Rusya bunu vermişse, Sincar’a girmesi için nasıl bir yeşil ışık verilecek? Merkezi hükümet buna hazır mı? Yoksa Türkiye, Sincar’da tek başına meydan okuyacak ve müdahale edecek mi?

TÜRKİYE’NİN İKİ ÖNEMLİ HEDEFİ

Aslında mesele daha da ileriye götürülebilir. Türkiye’nin Suriye’ye girmesi gibi Sincar’a da girmesi, milli güvenliğine tehdit olarak gördüğü “Kürt koridoru”nu kırmasıyla ilgili. Peki mesele burada bitecek mi? Kesinlikle hayır!

Birincisi; burada Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de savaş sonrası pazarlıklar var. Türkiye müzakere masasında güçlü bir el ve Irak ile Suriye’de doğrudan var olmak istiyor. Veya en kötü ihtimalle iki ülke içerisinde köprü görevi görecek bir nüfuz şeridi olarak bulunmak istiyor.

İkincisi; daha tehlikeli ve ilgilenilmesi gereken nokta Türkiye, 28 Ocak 1920’de kabul edilen “Misakı Milli” metninin asıl sınırlar olduğunu her an hatırlatıyor. Türk liderler gözleri Halep’in üzerindeyken sık sık “Musul bize aitti” demektedirler. Misakı Milli’nin çizdiği sınırlar Suriye’nin kuzeyini, İskenderun’u ve Halep’i kapsayarak Deyrizor ve ve Irak’ın kuzeyine ulaşmaktaydı.

TÜRKİYE’NİN EMELLERİ ARAP DÜNYASINI KAYGILANDIRIYOR

Türk ordusunun Irak ve Suriye’de Misakı Milli sınırları içerisinde yer alan sınırda adım adım ilerlemesinin gölgesinde ve her iki ülkede devletin zayıflığının ışığında asıl kaygı Arap dünasındaki Türk emelleri. Ama modern bir devlet inşaa edemeyip düşmanı heveslendirerek bunu kolaylaştırma sorumluluğu öncelikle ve her şeyden önce bize aittir.


JOHN BOLTON NEDEN ATANDI?

Abdulbari ATWAN

Aslında bu haftalık konuşmamda Hindistan’da katıldığım ve Ortadoğu’nun geleceği, terör ve önümüzdeki süreçte gelişmeleri konu alan konferansla ilgili konuşacaktım. Lakin John Bolton’un Trump’ın yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanması bütün planlarımı alt üst etti. Neden bu atamayla ilgili konuşmakta ısrarlıyım, çünkü bu atama, belki de  bölge ve dünya için birçok savaşın habercisi. Ben bu kişiyi tanıyorum ve onunla Londra’da BBC’de bir saat süren bir programa katıldım. Programda aramızda daha önce görülmemiş bir çatışma yaşandı. Bu adam Amerikalı milliyetçi bir siyonist. Buluşmamız ABD’nin Irak’a karşı Ocak 1991’de gerçekleştirdiği bombardımandan önce oldu.

Bolton; “Biz Irak’ı imha etme, Ortadoğu’ya hakim olmak niyetindeyiz. Kafasını kaldıranın kafasını kıracağız” demişti. Ben ona “Irak’ta ve bölgede büyük kayıplarınız olacak” dedim. Bana “Irak’a gideceğiz, Bağdat’a gideceğiz” dedi. Ben ona “Irak’a git, Bağdat’a git” dedim. Bakalım faturayı kim ödeyecek? ABD 5 trilyon dolardan daha fazla para kaybetti. 3 bin Amerikan askeri öldü ve 30 binden fazlası yaralandı. Hatta şu an bile ABD bu savaşın bedelini ödüyor.

Burada Irak’ı, Suriye’yi, Cezayir’i, Libya’yı, Mısır’ı ve bütün  bölgeyi İsrail’in çıkarına imha planları var. Trump ne yapıyor? Elinde bir mıknatıs, bir büyüteç var. Nerede Araplara, Müslümanlara, bölgeye karşı ve İsrail’in dostu birisi varsa onu arıyor onu kabinesine koyuyor.

John Bolton üç ana sebepten dolayı geldi.

Birincisi Kuzey Kore’yle görüşmelerle ilgili. Eğer bu görüşmeler başarısızlığa uğrarsa savaşla karşı karşıya kalabiliriz.  

İkincisi; Donald Trump önümüzdeki Mayıs ayında İran ile “Nükleer Anlaşma”dan çekilecek. İran’la çatışması, şiddetli darbeler vurması mümkün.

Üçüncüsü; yüzyılın anlaşması. Yüzyılın anlamasından ayrılacak. Bolton baştan beri nükleer anlaşmaya karşıydı.

Bolton İsraillileri, Yahudileri dünyadaki en büyük millet olarak görüyor. Filistin’de iki devletli anlaşmaya karşı. İsrail ne yapmak istiyorsa onu yapmaktan yana. Batı Şeria veya ondan ne kaldıysa belli şartlarla Ürdün’e vermek, Gazze’yi Mısır’a yöneltmek niyetinde. Bolton’un atanması nedeniyle İsrail’de kutlamalar var. Bu adam savaşlara, şiddete, ırkçılığa düşkün.


TRUMP’IN SAVAŞ KABİNESİ KİME KARŞI?

Abdurrahman RAŞİD
Şarkul Awsat

John Bolton, İranlı muhaliflerin toplantısında binlerce kişiye, “Gelecek yıl Tahran’da beraber kutlayacağız” dedi. Bu ifade toplantı salonunda yankılandı ama dışarıda ilgi görmedi. Çünkü söyleyen sadece eski bir büyükelçiydi. Onun bu ciddi ifadesi sadece İranlı muhaliflerin coşkusundan kaynaklı değildi, kendi kanaatinin de bir yansımasıydı. Üç yıl önce New York Times’ta kaleme aldığı ve çok ses getiren “Tahran’ı bombalayalım” adlı makalesindeki kanaatlerinin açık bir şekilde ifadesiydi.

İşte bu John Bolton, ABD Başkanı Donald Trump tarafından McMaster’ın halefi olarak ulusal güvenlik danışmanlığına atandı. Beyaz Saray kadrosuna katılmasıyla ekipteki asker kökenlilerin çoğunluğuna atfen Trump’ın muhalifleri kabineye “savaş hükümeti” adını taktı. Bolton’ın üstlendiği önemli görev, Soğuk Savaş’ın başlangıcında ortaya çıktı. Dışişleri Bakanı ve Savunma Bakanı’nın katıldığı önemli toplantıların başkanlığını yapıyor. Ulusal güvenlik danışmanının ofisi Beyaz Saray’ın başkanlık bölümünde yer alıyor ve kendisi bizzat Başkan’a güvenlik raporunu sunuyor.

Bolton, Rusya ve Çin’in yükselişe geçtiği ve İran ve Kuzey Kore gibi küçük güçlerin güvenliklerini, çıkarlarını ve müttefiklerini tehdit ettiği bu zamanda güçlü bir Amerika’ya inanan sert tutumuyla ünlü.

Bolton’ın muhalifleri kazanamayacaklarını bildiklerinden İran ve Kuzey Kore gibi konularda onunla tartışmak istemiyor. Dolayısıyla onu kişisel suçlamalarla karalamaya çalışıyor ve kendisinin ırkçı ve Müslüman karşıtı olduğunu söylüyor. Aslında bu açıklamalar medyada itibar suikastında kullanılan ifadeler. Gerçekten de Bolton IŞİD, el Kaide, İran’da İslamcı kisvesine bürünen Velayet-i Fakih devletinden ve Hizbullah gibi Müslümanlardan kurtulmak istemekle birlikte Kim Jong-un’un liderliğindeki Kuzey Kore Hükümetine de karşı duruyor.

Trump’ın muazzam baskısı İran’ın Irak, Lübnan, Suriye, Sudan ve Yemen’deki müttefiklerine karşı artacaktır. Yeni Amerikan yönetiminin Irak Hükümetinin İran’ın Bağdat’taki kurumlarına, kuvvetlerine, güvenlik ve mali kurum ve müesseselerine sızmasını önlemek için çaba sarf etmesi kuvvetle muhtemeldir. Keza; yeni yönetim, Hizbullah’ın gücünün azaltılması için Lübnan’a baskı uygulaması ve Müslüman Kardeşler gibi ideolojik grupları dizginlemesi de mümkündür.

Yine yeni yönetim yeni yetme ergenler gibi şımaran ve Türkiye ve İran’la ittifak kurarak ve beceriksiz politikalarıyla dört ülkeyi ve her şeyini kaybeden Katar’ın davranışlarını da durduracaktır. Bunların çok uzak bir zamanda gerçekleşeceğine inanmıyorum. Bunlar meğer düşündüğümden de yakınmış.

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Mart 2018 03:01
www.evrensel.net