Dönemin demini tutmaya başladığımızda

Dönemin demini tutmaya başladığımızda

Kalabalık oluşur da sohbet olmaz mı? Başladık sırası ile geride bıraktığımız bir dönemin demini tutmaya.

Akasya ÇETİN
İstanbul

Ara tatilde olmanın verdiği rahatlıkla güneşli günü görünce koşturmadan aheste aheste liseli ve üniversiteli gençler olarak mahallemizin çayı taze, poğaçası pamuk gibi olan uğrak yerimizde bir araya geldik. Bu kalabalık oluşur da sohbet olmaz mı? Başladık sırası ile geride bıraktığımız bir dönemin demini tutmaya.
Ve tabii Murat aldı yine ilk sözü. Zaten bizim Murat’a yeter ki “Nasılsın?” de. Eteğindeki bütün taşları dökmeye her an hazırdır. Üniversiteyi bu sene kazandı Murat, ara tatil dolayısıyla da İstanbul’a ailesini ve arkadaşlarını, yani bizi görmek için geldi. Söze başlıyor, pür dikkat açtık gözlerimizi.

KULÜPLERİN HALİ MALUM

“Güncel gelişmeleri takip ettiğim için üniversitelerin durumundan haberdardım, açıkçası neyle karşılaşacağımı da az çok biliyordum, o yüzden de büyük bir beklentiyle gitmedim. Ama az da olsa insanın içinde o tatlı heyecan oluyor ‘Acaba nasıl bir ortam?’ diye, işte o yüzden beklentilerim karamsarlık olarak algılanmasın.” diyerek başladığı sözüne kulüplerin aktif olmadığından yakınarak devam ediyor Murat. Birkaç tane aktif olan kulübün tümünün iktidar propagandası ve Kürt öğrencilere yönelik baskıcı politikalar ürettiğini belirtiyor. İleri, aydın, üreten gençlere yeterli imkanın verilmediğini, cemaat yapılanmasının önünün açıldığını da ekliyor. Böylesi bir ortamda bahar şenlikleri engellenince öğrenciler olarak bir araya gelmeye karar verdiklerini de anlatıyor Murat.

“SÜREKLİ REKABETE İTİLİYORUZ”

Sohbetimizde lise öğrenimi gören arkadaşlar Murat’a “Abi bize dersten kaçabiliyor musun üniversitede sen onu söyle? Peki kaçınca aileyi arıyorlar mı?” diye sorunca Murat sohbetin rotasına şuradan devam etti: “Her beş üniversite mezunundan birisi de işsiz. Ama bu derslere girmiyoruz diye değil kardeşim. Sürekli bir rekabet halinde olmak durumundasınız. Liselerde sınavda birbirimizi elerken üniversitede iş hayatı için bir yarış halindeyiz. Kendini geliştirirsen iyi yerlere gelirsin, herkesin söylediği şeydir ama bunun imkanını bile para sağlıyor yoksa yok, o da zaten bizde yok!” 

“CEBİMİZDEKİ PARANIN NEREYE GİTTİĞİ MEÇHUL”

Sohbete Ezgi kendi üniversitesinden bağlanıyor. “Şimdi OHAL’deyiz biliyorsunuz ve OHAL dolayısıyla üniversiteler üzerindeki baskı giderek artıyor. Zaten bunun yansımalarını Murat’ın bahsettiği kadarıyla somut olarak görüyorsunuz. Bu açıdan bakıldığında da bize de artık okula gidip derslere girip ders çalışmaktan başka bir şey kalmıyor. Üniversite, üniversite olma içeriğinden tamamen uzak hale geliyor.” diyerek sözlerine başlıyor Ezgi. Aramızdaki liseli arkadaşlara seslenerek “Üniversitede sizi nelerin beklediğini konuşuyoruz ama bir de değişmeyecek olan birtakım şeyler var ki, o da gelecek kaygısı.” diye de ekliyor. Son dönemdeki operasyonlara da değinen Ezgi, bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “Son dönemdeki operasyonlar nedeniyle bir savaş atmosferi içindeyiz ve bunun da yansımalarını üniversitede görebiliyoruz. Yine savaşın faturası emekçi halka kesiliyor ve zaten zor olan yaşam şartları bizim için daha zor hale geliyor. Şimdi arkadaşlarımıza cebimize koyduğumuz yüz liranın nereye gittiğini soruyoruz, cevap veremiyorlar. İşte o paranın gittiği yer burası arkadaşlar. Aslında baktığımızda gençlik her ne kadar politikaya uzak denilse de bakıldığında bizim yaşamımız da politikaya göre şekilleniyor.”

VARLIĞI BİR DERT, YOKLUĞU YARA

Emre, lisesini bırakıp kendine bir gelecek yaratmanın derdine düşmüş ve çareyi temel liseye geçmekte bulmuş. Ama burada rahatsız olduğu bir şey var, onu da şöyle dile getiriyor: “Ben kendi lisemde sınıfı elli, altmış puanla geçerken temel lisede takdir aldım. Bu hem diğer arkadaşlarımla aramdaki fırsat eşitliğini ortadan kaldırıyor hem de bu benim için elde edilmiş değil, satın alınmış bir başarı gibi. Daha çok para veren daha çok puan alıyor demek ki. Bu da eğitimdeki piyasalaşmayı gösteriyor, parası olan okur demek oluyor. Eğitim meta haline getiriliyor.”
Ve Rüçhan Çamay’ın o hit parçası dolanıyor dilimize:
Para para para
Para para para
Varlığı bir dert, yokluğu yara...

EĞİTİM MÜFREDATI HEPİMİZİ ETKİLİYOR

Bulunduğu liseye devam edip bir yandan da dershaneye giden Oğuz, ikisini karşılaştırıyor bizim için: “Eğitim sisteminde sıkıntılarımız olduğu aşikâr. Devlet okulunda hocalarımızın tek derdi ders süresini doldurup çıkıp gitmek oluyor çoğu zaman. Ama dershanede ya da temel lisede durum öyle değil, gerçekten öğreniyorsunuz. Çünkü para vermişsiniz, haliyle bu, bilimin de önünü sizin için açıyor.”
Eğitim müfredatında yapılan değişiklikleri soruyoruz Oğuz’a. “İyi olmadı tabii yapılan değişiklikler ama yine de öğrencilerin birçoğu bu durumu önemsemiyor, ben de onlar adına endişeli değilim açıkçası. Benim için bu avantaj. Onlar evrim teorisini bilmesin, ben bileyim bu benim için artı bir durum olur.” diyor. Gülüşüyoruz, ne yazık ki öyle olmuyor. Eğitim müfredatında yapılan bu değişiklik, liselisinden üniversitelisine tüm öğrenci gençleri etkiliyor. Bilimsel, nitelikli eğitim isteklerimizin karşılığında bu almak istediğimiz bir sonuç değil elbette ve bu sonuca karşı bulunduğumuz alanlarda hep birlikte tepkimizi koymamız gerektiğinin altını çiziyoruz.

“YANSIN GECELER!”

Meslek liseli arkadaşımız ise iş hayatına çok daha erken başlamış sayılır. Staja dair kaygılarını konuşuyoruz: “Normal bir çalışandan hiçbir farkımız yok. Okul ev staj arasında dönüp duruyoruz. Staj paralarını vermiyorlarmış eski arkadaşlardan duyduğumuz kadarıyla. Biz de gelecek kaygımız olmasın, bir işimiz olsun diye düşünüyoruz ama öyle olmuyor. Üniversiteye gitmek için şansımız olan geçiş hakkımız da kaldırıldı. Son sene zaten, hazırlık için zamanımız da yok. Yansın geceler be abla!”

www.evrensel.net