Ama’dan önce Ama’dan sonra

Ama’dan önce Ama’dan sonra

Nuray Sancar, 'Sen neden bahsediyorsun' diyerek Bakan Ahmet Arslan'ın sözünü kesen robotu ve vatandaşın robotlaşma sürecini Evrensel Pazar'a yazdı.

Nuray SANCAR

2001 yılında ABD’de İkiz Kulelere yapılan, 5 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıdan sonra Bush, ekranlardan başta Amerikan halkına ve esasen bütün dünyaya “Ya bizimlesiniz ya teröristlerle” diye seslendi. Siyahla beyaz arasındaki bütün renkleri silmesi istenen ABD yurttaşından sözcük hazinesindeki “ama”yı da çıkarıp atmasını talep ediyordu Bush. “Ya… ya…” arasındaki muhtemel muhasebe ve muhakemenin seçeneklere ardına kadar açık oyunbozanlığına yer yoktu. “İkiz Kuleler saldırısını kınıyorum ama bu saldırıyı yapan el Kaide ile ABD arasındaki ilişkileri tartışalım, terörle mücadele nasıl olur konuşalım” demek yasaktı. 

Kendisinden önceki cümleyi geçersizleştirdiği gerekçesiyle, “ama” kadar hiçbir sözcükle bu kadar uğraşılmamıştır. Herkesin, noktanın erken konduğu kısa cümlelerle konuşmaya zorlandığı, giderek bu cümlelerin resmi bültenlere; akli melekeleri kıt bir başkanın adı ile doktrin sözünden türemiş oksimorona yani Bush doktrinine uygunluğunun arandığı bir zamandı. Günlük konuşmadan devlet zoruyla çıkarılan amaların yokluğunda halk, Irak’ta kimyasal silah rezervlerinin olduğundan, el Kaide liderinin Afganistan’da saklandığı iddiasının doğruluğundan kuşku duymayacaktı. Çünkü ekrandaki bütün neoconlar ve diğer konuşan kafalar böyle diyordu.

Naomi Klein, Bush doktrininin bir şok doktrini olduğunu söylüyor. Olağanüstü bir durumun ardından, reflekslerini yitirmiş ve donmuş kalmış yurttaşların manipülasyona açık hale gelmesi anlamında kullanıyor bu terimi. Böyle durumlarda erken öten horozların, lafından Ama’yı çıkarmayanların ve hatta toplumsal hipnoza dahil edilemeyecekleri konusunda önceden devletin bir fikir edindiklerinin yani olağan şüphelilerin; nasılsa konuşurlar diyerek “önleyici müdahale”ye maruz kalması Bush doktrininin kuralıdır. Yine de itirazın tamamen sona erdirilmesine yetememişti bu oksimoron. Yapılandırılmış cebri sessizlik içinde bile “Midas’ın kulakları eşşek kulakları” diye bağırarak kuyunun kenarındaki sazlıkların bu minvalde terennümüne yol açan devlet yetkilileri ortaya çıktığı gibi, dünyanın geniş bir kesimi Bush’a zaten inanmamıştı.

SEN NE ANLATIYORSUN?

Olağanüstü koşullar ve haller rasyonel düşünme tarzının zor yöntemiyle askıya alındığı zamanlardır. İktidarlar her sözün peşine düşer, beklenmedik gelişmelerin kilitlenilmiş hedefi tartışılır kılmasını önlemeye çalışırlar. Bu ciddi durumun kendisi de zaman zaman bir kara mizah konusu olur. Tuttuğu her şey altın olan Midas’ı madara eden, geçit töreninde  “kral çıplak” diye bağıran bir çocuktur. Hitler’in karşısındaki Şvayk saflığı Nazizmin söylemini olmadık bir yerden kırıp, yapı bozuma uğratabilir. Ya da “Sen ne anlatıyorsun” diye ikide bir araya giren robotun fütursuzluğuna maruz kalan bakanın kürsüdeki ezberi şaşabilir.

Yeri gelmişken bu robot hadisesini konuşmakta yarar var. Kral mıral, bakan makan takmayan, ayarı ile boşboğazlığı arasına bir süper ego perdesinin inmesini bekleyemeyeceğiniz bir robot, Ulaştırma Bakanının sözünü kesince kürsüdeki hatibin kafası karıştı bilindiği gibi. Bakan “İşgüzarlık yapıyor ‘ama’ o bir robot” diye düşünmedi. “Gereğini yapın, kafam karışıyor” diyerek çağırdığı teknik elemanların çektiği fiş, bastığı kapatma düğmesi, devreden çıkardığı akü -artık her neyse- yoluyla konuşmasını güvenceye almaya çalışırken bile, alıştığı güvenlik devleti dilinden kopamadı. Robota gereği yapıldı! Sonradan Kanal D muhabiri robota mikrofon tutarak bakandan özür diletecekti. Robot da terbiye edilir sonuçta! 

Yetmedi, robotu üreten şirketin genel müdürü aynı mikrofona “henüz üç yaşında abisi” mealinde bir laf etti. Yani daha 9 yaşına girmemişti, evlenebilecek kadar reşit de sayılmazdı! Demek ki ‘ama’ ile kurulabilecek mazeret cümlelerinin kurulabileceği bir açık alan vardı. Örneğin çocuklara, saflara, aklı kıtlara, insanı taklit edebilen 3 yaşındaki yapay zeka küpü robotlara yasak işlemeyebilirdi.

Oysa bütün yetişkinlerin sözlerinden ‘ama’nın çalınması onların bir çocuk, bir robot, bir aklı kıt haline getirilmesi, rasyonel muhakemesini yitirerek zihnen reşit olamamasını sağlamak içindir. Bu bir çelişki sayılmaz, yukarıdaki kategorilere dahil olanların ipsiz sapsız cümleleri siyaseten kale alınacak türden olmadığı gibi gerektiğinde kapatma düğmesine basabilecek bir vasinin denetiminde dururlar. Beklenmedik çıkıntılık durumlarında nasılsa düğmeye basılır ve yine gereği yapılır!

Bir araştırmada dünyada emekçilerin 60 saatten fazla çalıştığı yegane ülkelerden biri çıkan Türkiye’de, yurttaşların çocukluğu da müfredatın azizliği sayesinde bir robotlaşma süreci olarak geçiyor. Bedensel bakımdan reşitliği erkene alınmışsa da sorgulayan bir erişkinliğe hiçbir zaman ulaşamasın diye zihni gelişimine de ket vurulan bu nüfus topluluğundan, sözünü kendisine resmi kanallarla yüklenmiş verilere uygun olarak söylemesi, ona göre davranması ve durmadan hizmet etmesi bekleniyor. “Gereğinin yapılması” için elzem koşullar zaten el altında!  

Bu duruma 2001 yılında Bush’un ama’lı cümlelere açtığı savaşın kopyalanarak uygulanmaya başlaması tüy dikti. Yurttaş bütün amaları bir yana bırakarak resmi gazete diliyle ilan edilmiş ilk cümlelerle yetinmek, benimsemek zorunda şimdi. Bunları tartışılır kılan ikinci bir cümle kurmak ise yasak. 

Böyle bir ortamda  “Ne anlatıyorsun sen” diyen bir robotun paraziti, aklı sadece kendisinin temsil ettiğini iddia eden bir devlet kültüne en az onun kadar mekanik, bir kaçak ya da kısa devre durumu yarattığı için gülümsetir. Robotun, devleti temsil eden bir ağızdan çıkan cümlenin anlaşılmaz olduğunu söylemesiyle devreye giren eşitlik talebi kara mizahın göründüğü andır. Süregiden bir operasyonla ilgili kaygı belirtmek, memleketin bekası konusunda farklı bir fikir ileri sürmek, eleştirmek yasakken; ezber bozmanın en ayarlı durumda bile mümkün olduğunu, iktidarın hep bir sürprizle karşılaşabileceğinin, ‘ama’nın lazım olduğu yere geri dönüşünün imasıdır bu.

Yurttaşa hukuk yok, eleştiri hakkı, basın hakkı, topluma bildiri yayımlama hakkı yok; çünkü OHAL var, Afrin var sözleri ne kadar yüksek perdeden çıkarılırsa çıkarılsın robotlaştırma muamelesinin ortasında “ama kral çıplak” demek mümkündür. Ayara şerh koyan ‘ama’ sonunda en itibarlı cümleye bağlanır. 

www.evrensel.net
ETİKETLER Ahmet Arslan