Sömestr bizim gibiler için çalışmak demek

Sömestr bizim gibiler için çalışmak demek

İlerleyen saatlerde iş eldivenin içinde parmak uçlarınız donuyor ama akşama kadar oradasınız, çare yok katlanacaksınız.

 

 

Kayseri’den bir genç

Ben üniversite okuyup aynı zamanda çalışmak zorunda olan bir genç olarak sizlere bu mektubu yazıyorum. Yaklaşık olarak lise birinci sınıftan bu yana hem okuyorum hem çalışıyorum. Okul varken de boş zamanlarda işe gidip harçlığımı çıkarıyorum, çıkarmak zorundayım da.

Çünkü annem işçi maaşı ile zor güç geçinmeye çalışan bir kadın. İşçi maaşı neye yetiyor ki? Eve destek olmak zorundayım. En azından ben harçlığımı çıkarayım da evin faturaları ödenebilsin. Tatil olduğu zaman yani şu an sömestr da daha çok iş manasına geliyor.

HAVA SOĞUK, HER YER SOĞUK

Zaten mevsim gereği hava buz gibi ve benim çalıştığım yerde inşaatlar oluyor, yani daha da soğuk oluyor. İşe 4-5 kat giyinerek gidiyorsun bir de kahvaltısız başlıyorsun. Çünkü patron işe diye ‘kovalıyor’ dükkândan. Araç desen 3 kişilik. Hava soğuk, ne yapacaksın; altı kişi oraya sığışmak zorundasın, sığıyorsun da sıkış tıkış…

Sabah aceleyle kahvaltı da yapmıyorsun. İlerideki poğaçacıdan hızlıca poğaça ve kağıt bardakta çaylarımızı alıp o 3 kişilik yerde 6 kişi kahvaltı yapıyoruz. Bu arada dükkanda 2 tane daha araç var ama patron “Benzin çok gider.” diye bizi tek arabaya sıkıştırıyor. Çalışacağımız yere varıyoruz, inşaata girer girmez o soğukluğu iliklerimize kadar hissediyoruz.

PATRONUN DERDİ, İŞ YÜRÜSÜN YETER

İlerleyen saatlerde iş eldivenin içinde parmak uçlarınız donuyor ama akşama kadar oradasınız, çare yok katlanacaksınız. Katlanmazsan eve daha az yemek girecek, daha az kömür daha az odun yanacak, belki otobüs bileti bile alamayacaksın.

Ayrıca benden 2 yaş küçük çalışanın çocuğu olmuş, o da bazı sabahlar geç geliyor, bazen gelemediği günler oluyor. Patron fırça çekiyor bu işçiye çünkü tek derdi “İş yürüsün, yeter!” oluyor. İşçi isyan ediyor haklı olarak “Günlük verdikleri 50 lira neye yetiyor? Bir de fırça çekiyor.” diye ve en son dayanamayıp çıkıyor işten...

En çok sevdiğim öğle vakitleri oluyor çünkü yemek yediğimiz yerde ısıtıcı var. Arada sırada okuldan arkadaşlar arıyor “Gel, neredesin? Bugün buluşalım, arkadaşlarla toplanacağız.” diye; ne diyeyim, yok diyorum. “Çalışmak zorundayım kusura bakma gelemem diyorum” Bu durum sosyalleşmemi engelliyor.

METAL İŞÇİLERİNİN MÜCADELESİ CESARET VERİYOR!

Akşam oluyor yine sıkış tıkış atlayıp gidiyoruz. Eve geldin, yorgunsun, yemeğini ye, banyonu yap, biraz dinlen... Günün sonunda ne kitap okuyabiliyorum ne ders çalışabiliyorum. Bu iş hem okulumdan hem de sosyal yaşamımdan ediyor beni. Çalışmazsan açsın, çalışmazsan kömür alamazsın, çalışmazsan elektrik-susuz kalırsın, kısaca ihtiyaçlarını karşılayamazsın…

Son olarak Türkiye genelinde de ciddi bir rakam var ama ilimiz Kayseri’de de borcu yüzünden intihar edenlerin sayısı, geçtiğimiz aylarda göç idaresi önünde 2 bin lira borcu için kendini yakan işçinin halini cidden anlayabiliyorum. Asgari ücret yetmiyor diyenleri gayet iyi anlıyorum. Metal işçilerinin yaptığı eylemleri izliyorum ve cesaret veriyor!

Ama benim çıkardığım sonuç ise hayatın gerçekliğini görüp ona göre konumlanmaktır. Hem çalışacağım hem de yorgun olsam bile kitabımı okuyacağım, önce kendimi sonra etrafımı geliştirmeye ve zorluklarla başa çıkmak için elimden geleni yapacağım.

 

 

www.evrensel.net