“Devlet patrona yardım ediyor ama bize gelince yok”

“Devlet patrona yardım ediyor ama bize gelince yok”

“Anadolu lisesinde okuyordum. Hocalarım, arkadaşlarım, ailem hatta müdür bile bırakmamı istemedi. Hayat şartları beni okulu bırakıp çalışmaya itti”

 

 

Ahmet AKARSU

Kayseri

Gecekondu bir ev, etrafında yüksek birkaç yeni yapılmış bina, Kayseri’de işçilerinin yoğun yaşadığı bir semt… Evin manzarası ise tek cümle ile “şehir ayaklarımızın altında.” Buluşmak için sözleştiğimiz genç işçi, -şu sıralar işsiz- hasta olduğu için biz onun yanına gidiyoruz.

Hava biraz soğuk ama olsun, işçi gencin anlattıkları içimizi ısıtıyor. Yetiyor bu da bize. Ufaktan başlıyoruz muhabbete, “Yaşantından biraz bahseder misin?” diyoruz. Genç işçi anlatmaya başlıyor: “Çok küçüktüm, 8 yaşlarındaydım sanırım, babamı kaybettim ve hayat benim için orada başladı. Babamızdan kalan malulen emeklilik ile geçinmeye çalışıyoruz, buna geçinmek dersek tabii” diyor.

Ondan bir yaş küçük kız kardeşi var. Bir de annesi. Annesi çalışmıyor. Kız kardeşi ise lise son sınıfta, “Ne yapıyor kız kardeşin?” diye soruyorum. “Abi, son sınıfta olduğu için sürekli sınava hazırlanıyor. Kafasını kitaplardan kaldırmıyor. Hafta sonu bile okula gidiyor. Malum sınav sisteminde değişiklikler olduğu için iyice işler zorlaştı” diyor ve kendi okul hayatını anlatmaya başlıyor.

HAYAT YENİ BAŞLIYOR

“İlkokulda derslerim iyiydi. Çocuktuk tabii derslere önem veriyorduk. Liseye geçince yaş biraz büyüdü. Hayatın gerçeklerini görmeye başladım. Lisede de iyiydi derslerim ha! İkinci sınıfın sonuna doğru geçim derdi ağırlaştı. Yükü omzumda hissettim ve liseyi bırakma kararı aldım. Anadolu lisesinde okuyordum. Hocalarım, arkadaşlarım, ailem hatta müdür bile bırakmamı istemedi. Hayat şartları beni okulu bırakıp çalışmaya itti”

“16 yaşında sağda solda iş aramaya başladım eve katkım olsun diye” başlayıp cümlesine devam ediyor: “Kısa süreler de olsa katkı olsun diye her işte çalıştım. Lokantada garsonluk yaptım, çay ocağında çay dağıttım, börekçide börek servis ettim ama günlük ya da haftalık üç kuruşa çalıştırdılar. Yaklaşık 12 saat boyunca… Anlaşamayıp ayrıldığım iş yeri de oldu, kovulduğum işyeri de.”

Çalıştığı yerlerde sigortalı çalışıp çalışmadığını sorduğumda ise, “Yok be abi. Ne sigortası? Haftalık 150-200 lira veriyorlar. Sigorta yok. Bilet paranı da kendin veriyorsun. Zaten aldığın para bitiyor. Eve de ufak bir iki katkı kalıyor” diye cevap veriyor.

Bir süre akrabasının yanında küçük bir atölye de terziliği öğrenmeye çalıştığını söyleyen işçi genç, “Çok uzun süreli çalışıyorduk. 12 saatten bile fazla çalıyorduk. Akraba bile olsa az ücret veriyor, çok iş istiyor. Böyle hayat sürmez diye düşünerek oradan da çıktım. Bir süre işsiz gezdim. Baktım o da olmuyor. Günü birlik işlerde çalışmaya başladım en azından harçlığım çıksın diye.” Diyor.

OLMAZ OLSUN…

“Fabrikalarda çalışmayı hiç düşünmedin mi?” diye soruyorum, “Düşünmez olur muyum? 18 yaşından küçükken, küçüksün diye almıyorlardı. Şimdi ise askerliği bahane gösteriyorlar. Ben de istiyorum en azından sigortalı bir işyerinde az da olsa düzenli bir maaş almayı. Bir sürü fabrikaya form doldurdum. Ocaktan sonra bakarız diyorlar.”

Asgari ücrete gelen zammı soruyorum, “Abicim, 1603 lira yapmışlar. Neye yetecek o para? Yediğimiz içtiğimiz, giydiğimiz, yaktığımız her şey almış başını gidiyor. Söylediğim şeyler de hayatta kalabilmek için gerekli olanlar. Asgari ücrete zam geldi de her şeye de zam geldi. Dışarıda benim gibi bir sürü işsiz var. Onlar ne olacak! Patrona yardım ediyor devlet ama bize gelince yok! Olmaz olsun…” diye sitem ediyor.

“...DENEMEMEYİ KABUL EDEMEM”

Güncel konular olması bakımından Diyanet’in açıklaması hakkında ne düşündüğünü sormadan edemiyorum ve cevap çok net geliyor: “9 yaşında bir kız çocuğu öyle mi? Geçsinler o işi… Babamı o yaştayken kaybettim. Babama dair neredeyse çok az şey hatırlıyorum. Durum öyleyken o yaştaki kız çocuğunun evlenmesi ne kadar doğru? Elbette yapılan açıklamayı doğru bulmuyorum”

Genç işçinin hasta olduğunu düşünerek, “Son sorumu sorayım, sen de daha fazla üşütme.” diyorum. “Peki, neler yapabiliriz?” diye soruyorum. “Elden bir şey gelmiyor demeyeceğim. Hatta çok sevdiğim bir söz var. O gerekli hislerime tercüman olur.” diyor ve Michael Jordan’ın şu sözü ile bitiriyor:

 “Yenilgiyi kabul edebilirim ancak denememeyi kabul edemem”

 

 

 

www.evrensel.net