Yazarı, okuru, dağıtıcısı binlerce genç olan bir dergi!

Yazarı, okuru, dağıtıcısı binlerce genç olan bir dergi!

Hangi ihtiyaç için hangi amaçla kim tarafından çıkarıldığıdır bizim dergimizi diğerlerinden ayıran.

 

Genç Hayat nasıl bir dergi?

Genç Hayat’ın nasıl bir dergi olduğunu anlatmak için isminden başlamak lazım. Hayatın genç halini her yönüyle anlatmaya çalışan bir yayın olduğundan bahsedebiliriz. ‘Binlerce gencin hem yazarı hem dağıtıcısı hem okuru olduğu bir dergi nasıl olur’ diye sorarsak cevabı bu elimizdeki sayfalardadır. ‘Bir üniversite öğrencisi kampüsünde nelerle karşılaşıyor? Genç bir kadın hangi güçlüklerle boğuşuyor? Liseli bir sınavlara hazırlanırken nasıl bir psikolojiye bürünüyor? İşçi bir genç hangi şartlarda çalışıyor, yaşıyor?’ sorularının yanıtlarını binlerce gencin yanıtladığı bir dergi Genç Hayat. Gençliğin içinde bulunduğu fırtınalı zamanın rotasını yazan ve o rotanın gösterdiği yöne doğru kürek çekmeye çağıran bir dergidir de diyebiliriz.  

‘TUĞLALAR ARASINDAKİ HARÇ’

Genç Hayat, liseli, üniversiteli, işçi, işsiz gençliğin yazıp çizip okuduğu bir dergi.Ttek bir paydada buluşturmak zor olmuyor mu?

Dünyanın tüm zenginliğinin, dünya nüfusunu oluşturan yüzde birin elinde toplandığı bir sistemde yaşıyoruz. Tüm bu zenginliği yaratan milyonlarca insanın payına ise savaşların, yoksulluğun, sömürünün düştüğü bir sistem bu. Hakim sınıf burjuvazi kendi iktidarını korumak için çeşitli yöntemlerle hareket ediyor. Bu sömürü çıkarları ise sanki işçi sınıfının, gençliğin çıkarıymış gibi propaganda ediliyor. ‘En iyi sistem’ dedikleri gençliğe işsizlikten, bunalımdan, savaşlardan ve göçlerden başka bir şey vaat etmiyor. Haliyle liseli, üniversiteli, işçi diye Türk, Kürt, Arap diye ayırt etmiyor. Binlerce gencin bugünü ve yarını bu karanlık içinde, yaratılan kaos içinde boğulmak, geleceğe, daha iyi bir yaşama duyduğu özlem de yine bu karanlık içinde ezilmek isteniyor. Meslek liseliler, işçi gençler, üniversiteliler, liseliler aynı karanlığın içindeler. Bu nedenle talepler ortak. Ancak bulundukları yerlerde daha iyi bir yaşam için verdikleri mücadeleler birbirine bağlanmak zorunda. Her bir gencin, kendisi dışındaki gençlerin kaygılarını, neşesini paylaşması zordan ziyade kolay hale geliyor böyle düşününce. Bu bakımdan Genç Hayat tuğlalar arasındaki harç görevini görüyor diyebiliriz. Bu harcı da yine birlikte karıyoruz.

BİNLERCE YAZAR, OKUR, DAĞITICI

Gençlik içinde yaygınlaşmış birçok dergi var. Genç hayat bu dergilerden hangi noktada ayrışıyor?

Hangi ihtiyaç için hangi amaçla kim tarafından çıkarıldığıdır bizim dergimizi diğerlerinden ayıran. Bu sohbetimizin satırlarının yazılacağı 300. sayı gençliğin eşit ve özgür bir gelecek için verdiği mücadele birikimi üzerinde yükseliyor. Bu dergiyi bir editörler toplamı çıkarmıyor, Genç Hayat bir ticari kaygı ile çıkmıyor. Bu derginin satırlarından 12 yaşında 13 kurşunla öldürülen çocukların barış özlemi, genç kadınların ‘bir kardeşimizin daha ölmesine izin vermeyeceğiz’ diyen öfkesi, 8 yaşında sanayide çalışan çocukların insanca yaşama isteği yükselir. Bu sayfaların, karanlığa sırt çeviren liselilerin, kürsülerden kovulan bilim insanlarının, etkinlik yapmaları bile bin bir türlü engele takılan kulüplerin, toplulukların, kürsüsü olmasıdır ayrım noktası. 12 yıl boyunca binlerce genç hem yazar, hem okur hem dağıtıcı oldu. Böylesi bir özellik başka da hiçbir dergide yoktur, olamaz da. Gençliğin içinde bulunduğu bu duruma yani geleceksizliğine karşı vermiş olduğu mücadelenin sesini yükseltmeye, o sesi örgütlemeye aday bir araçtır Genç Hayat. Gençlerin sıra arkadaşlarını, aynı torna tezgâhında çalıştığı arkadaşını değiştirmek istemesinin de bir parçasıdır. Bu da ancak böylesi bir derginin özelliği olabilir.  

SANAYİ SİTELERİNDEN ÜNİVERSİTELERE UZANAN BAĞ

Bugünkü koşullar açısından Genç Hayat’ın önemi nedir?

Bugün Türkiye’de hakim sınıflar ve onların temsilcisi olan Erdoğan-AKP hükümeti, kendi sınıflarının çıkarlarına uygun olarak gerici faşist bir zeminde tek adam tek parti rejimi inşa etmek istiyorlar. Bu rejim inşası ağır sömürü koşullarıyla, toplumun dinci, muhafazakâr bir temelde yeniden örgütlenmek istendiği bir tablo çiziyor. Bugün eğitimin her kademesini paralı hale getiren, bir genci hasta olduğunda “para öder miyim?” diye hastaneye gitmekten korkacak duruma getiren, her beş gençten birini işsizliğe mahkum eden, emperyalist savaş politikalarında ölmeyi hedef olarak gençliğin önüne koyan, ‘milli ekonomi’ için ‘fedakarlık’ bekleyen ama dolarları Man Adalarında istifleyenler, gençliği bu politikaya kazanmak, kurmak istedikleri rejimin bekçisi haline getirmek istiyorlar.

Gençliği giderek daha örgütsüz, yan yana gelemez hale getirerek, sindirmek, sesini, taleplerini silikleştirmek istiyorlar. Tüm bunların karşısında durmaya, yan yana gelmeye dünden çok daha fazla ihtiyaç var ve bu ihtiyaç hayati önemde. Düne oranla bugün bir lise öğrencisinin yanındaki sıra arkadaşıyla bir konuyu tartışmasının önemi çok daha artmıştır. Bugün ODTÜ’deki bir kulübün, İTÜ’deki bir kulübün nasıl sıkıntılar yaşadığını bilmeye, sorunlarının çözümünün ne olduğunu tartışmaya, Ostim’de çalışan bir işçi gencin, Kayseri’de çalışan bir işçi genç ile bağ kurmaya ihtiyacı var. Biz bunu yapamadığımız oranda hakim sınıfların ve onların temsilcilerinin gençliğin taleplerini bir karanlık içinde boğacaklarını görmeliyiz. Genç Hayat aslında tam da bu noktada bir gencin başka bir gence ulaşmasının ve her milliyetten gencin ortak mücadelesini örgütlemenin bir aracı olarak önem kazanmaktadır.

FIRTINANIN ORTASINDA ROTA

Genç hayatın çıktığı 12 yıl boyunca gençliğin içinden geçtiği çok önemli süreçler oldu. Bu dönemlerde genç hayat nasıl bir rol oynadı?

Bir bağ olma yönünden bahsettik Genç Hayat’ın. Bu yönü kadar egemenlerin politikalarını gençlik yığınları içinde teşhir etmenin, görünenin ardındaki gerçeği göstermenin ve gençliğin mücadelesinin rotasını ortaya koymanın da bir aracıdır aslında. Her daim böylesi bir sorumlulukla çıkmıştır Genç Hayat. 12 yıl Türkiye’de onlarca seçimden tutalım da darbe girişimine, ayakkabı kutularından Man Adası’na uzanan yolsuzluk haritalarına, Tekel Direnişi’nden Gezi’ye Metal Fırtına’ya, kentlerin ağır silahlarla yakılıp, yıkılıp genç yaşlı demeden insanların öldürüldüğü günlere, katliamlara ve burada konuşmaya zamanımızın yetmeyeceği çeşitli gelişmelere sahne oldu. Tüm bu gelişmelerin esas çelişmelerine dikkat çekerek, tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye’nin, parasız bilimsel demokratik bir eğitimin, eşit ve özgür bir geleceğin ancak işçi sınıfının mücadelesiyle birleşerek mümkün olabileceğini ortaya koyan, gençlik hareketinin ortaya çıkardığı sonuçlardan yola çıkarak bu hareketi geliştirmeye çalışan bir rol üstlenmiştir.

SANATI EŞİT VE ÖZGÜR BİR GELECEK TALEBİ İLE BULUŞTURMAK

Kültür sanat ve Genç Hayat desek?

Kapitalist sistemin ideologları, sömürünün nereden kaynaklandığını gizlemekte, bir gencin bireysel kurtuluşunun mümkün olmadığını bilerek, ona bu hayalleri pazarlamakta ve satmakta ustaca çalışıyorlar. Bu dünyayı döndüren esas çelişkiyi, sınıf çelişkisini,  göz ardı etmekle kalmayıp, saklamaya çalışan, zihinleri bulanıklaştıran bir kuşatma altına alıyorlar gençliği. 100.yılında olduğumuz sosyalist Ekim Devrimi’nden, onun dünyaya kazandırdıklarından öylesine korkuyorlar ki sosyalist gerçekliğe, dönük bitmez tükenmez bir enerji ile saldırıyorlar.

Oysa gençlik kapitalist sistemden memnun değil. İtiraz sesleri henüz yeteri kadar güçlü olmayabilir ama milyonlarca genç öfke duyuyor ve yeni bir gelecek istiyor. Bu yeni ise bilimle, sanatla, kültürle yoğrulmak zorunda. Genç Hayat, bitmek tükenmez bilmeyen saldırıya karşı bitmek tükenmez bilmeyen bir ısrarla toplumdan, gerçekten yana olan bir sanatı, eşit ve özgür bir gelecek talebi ile buluşturma iddiasında. Bu iddia aynı zamanda gençliğin kültürel, sportif faaliyetlerinin de kürsüsü olmayı kapsar. Bir tiyatro kulübünün oyununa, bir liseli gencin öyküsüne alan açan bir kapsayıcılıktır bu.

 

 

 

Son Düzenlenme Tarihi: 17 Ocak 2018 17:25
www.evrensel.net