Yatay mimari öznelinde yatan rant ve kara duyulan özlemin  bir dayatması ve göstergesidir.

Eray ÖZTÜRK
Metin Berk SÜER
İTÜ

“Yatay mimarı mi, dikey mimarı mi?” tartışmaları 2014’te dönemin bakanı İdris Güllüce tarafından yapılan açıklama ile “Yeni sloganımız ‘yatay yapılanma’ olacak. Yatayda yapılanalım, yerli mimariyle yerel malzemeyi teşvik edelim”* gündeme gelmişti. Daha sonraki dönemde ise değişen ve görevi devralan yeni bakan Fatma Güldemet Sarı, 2015’in sonlarında “Dikey yerine yatay yapılaşmaya vurgu yapıyoruz. Artık kentlerde yatay yapılaşmaya dönmeliyiz.”** sözleri ile devam etmekte olan kentsel dönüşüm sürecini de kastederek, yapılacak politika değişiklerini dile getirmişti. Fakat Cumhurbaşkanı, yatay mimariden yana olduğunu, söylemeden önce yatay mimari ile ilgili 1 Temmuz 2017 yılına kadar hiç bir yasal düzenleme girişimi yapılmadı. Ne zaman ki Cumhurbaşkanı bu konu ile ilgili bir noktaya işaret etti, yandaş inşaat şirketleri bu görüşü doğrular nitelikte açıklamalarda bulunarak yeni düzenlemeye destek verdiklerini açıklamaya başladılar. Neredeyse 20 senedir farklı sivil toplum ve kent örgütlerinin İstanbul ile ilgili yaptığı her uyarıyı, rantsal inşaat politikası karşısında bir engel olarak gören ve kulaklarını tıkayan bir güruhun kentin sorunları çözmek adına birden yatay mimariye sığınması tesadüf olarak görülmemelidir. Aksine yatay mimari öznelinde yatan rant ve kara duyulan özlemin  bir dayatması ve göstergesidir.

YENİ DÜZENLEME NE GETİRİYOR?

1 Temmuz’da kabul edilen yeni düzenleme ile birlikte yatay mimariye geçişin anahtarı olarak bina taban alanaları %40’tan %60’a çıkarılırken, kat sayılarında buradan doğacak genişleme ile birlikte bir azalma bekleniyor. Örneğin; 40 metrekarelik dairelerden oluşan 6 katlı bir bina yerine, 60 metrekareden oluşan 4 katlı binalar yapılacak. Yetkililer ve bakanlık tarafından belirtilen hususlarda, bu değişikliğin birçok yönden bir devrim olduğu vurgulanırken projenin artıları şu şekilde sıralanıyor:
1) İstanbul’da silüeti bozan yapılar yapmanın önünde engeller olacak
2) Komşuluk kültürü yeniden canlandırılacak 
3) Yüksek binalardan doğan deprem riski azaltılmış olacak
Burada bahsedilen 3 adet artıyı açmadan ve derinine inmeden nasıl bir düzenleme yapıldığını anlamamız da o derecede güçleşir. Onun için biz de bu maddeleri açacağız.

YEŞİL ALANLAR RANTA AÇILACAK

1) İstanbul’da silüeti bozan yapılar yapmanın önünde engeller olacak.
 Bir kere bu düzenleme ile birlikte bir daha İstanbul’da gökdelen yapılamayacak diye bir kanun veya yasa çıkmıyor. Yapılmak istenen asıl değişim, Kuzey Ormanları aksı ve kentin doğu-batı görece bakir bölgelerini yatay bir şekilde çok daha karlı bir şekilde yapılaşmaya açmaktır. Şehir planlama ilkelerinin temelinde yatan kamu yararı ve sürdürülebilir planlama ilkelerine göre şehirlerde her bireyin kişi başına en az 10 metrekare yeşil alana sahip olması gerekmektedir. Rant ve kar dürtüsü ile maksimum fayda için maksimum kat inşa edilme arzusunun olduğu kapitalist ekonomilerde temel prosedür her zaman yeşil alandan kazanıp, bu alanı inşaat alanı olarak değerlendirmektir. Rantın merkeze konmadığı kamu yararını gözeten planlama süreçlerinde ise bu sürecin tam tersi işler. Ayrıca 2014’ten AKP tarafından dillendirilen bu söylemin gerçekçiliğini test etmek için sadece 2014’ten beri yapılan gökdelenlere baktığımızda***, bu gökdelenlerin İstanbul’un en yüksek yapıları arasında yer aldığını görmekteyiz. Bu da açık olarak kentlerde yapılaşma, silüet ve risk kaygısının sadece dile getirildiğini fakat rant sürecinin işlemsini engelleyecek herhangi hukuksal bir adımın atılmadığı yeterince net. AKP yatay veya dikey mimari tartışmasını teorik olarak değil yeni rant alanlarının yağmalanması perspektifinden açmakta ve buna uygun adımlar atmaktadır. Ayrıca bu düzenleme ile birlikte gelen bir başka uygulama da inşaat ruhsatı almadan kazı yapılabilmesi olacak. Eskiden yasal olarak bir inşaat sahasına ruhsat verilmeden kazı yapılma olasılığı yokken yeni düzenleme ile birlikte ruhsat beklemeden inşaata başlanabilecek. Bu konu mega projelerde çokça gündeme gelen mahkeme kararlarının saf dışı bırakıldığı ve her ne olursa olsun inşaata devam izninin olduğu bir süreci doğuruyor.

KOMŞULUK KÜLTÜRÜNÜ KORUMAMA: SULUKULE

2) Komşuluk kültürü yeniden canlandırılacak.
Aynı söylem kentsel dönüşüm adı altında da bir çok kere dile getirilmişti. Eski yapıların deprem riski ile birlikte yeniden inşa edilme sürecinde elimizde kalan tek şey kentsel dönüşüm alanlarında yıkılan 2 katlı yapıların yerine çok katlı binaların inşası oldu. Burada biriken kar da sadece inşaat şirketlerinin arasında paylaşılmış oldu. Komşuluk kültürünü koruma adı altında sadece Sulukule’de yaşayan tüm yurttaşlar inşa edilen binalar yerine başka alanlara zorla taşınarak, komşuluğun temelleri yıkılmış hale getirildi. Günümüz komşuluk ilişkilerinin dönüştürülmesi veya iyileştirilmesinin ekonomik üretim koşulları ve ilişkilerinden bağımsız bir şekilde sadece bina yapılarak düzeleceğini düşünmek sadece hayalden ibarettir.

DEPREM RİSKİ RANTA KURBAN EDİLEMEZ

3) Yüksek binalardan doğan deprem riski azaltılmış olacak
Bu cümleyi kurabilmek için 1994 yılına yani İstanbul’da sadece 4 tane gökdelenin bulunduğu günlere geri gitmemiz lazım****. 1994 yılından bu yana izin verilen 121 adet gökdelen inşasında yüksek yapılar deprem riski oluşturmazken, bugünden sonra yapılanların hepsi deprem riski oluşturabilecek denilmesi de büyük bir itiraf olarak nitelendirilebilir. “Yapılan 117 adet gökdeleni yeterince denetlemedik, rant için bu alanlarda yapılaşmaya göz yumduk” demenin bir başka yoludur. İstanbul’un deprem riski ranta kurban edilebilecek bir konu değildir, bunun yerine ciddi önelmler alınması gereken bir konudur.
Sonuç olarak İstanbul üzerinde yapılan düzenlemelerin çoğu mevcut ekonomik durumun yükünü sırtlayan inşaat sektörünün ve sermayedarlarının istediği, tepeden inmeci ve rant odaklı bir politikayı her seferinde yeniden dönüştürmek üzerine kurulu bir düzeni açıklıyor. Bu düzenin karşısında, tüm kent paydaşlarının katılabildiği, kamu yararı ve emeğin gözetildiği, sürdürülebilir bir sistemin inşasında her bireyin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekmektedir.


*www.yapi.com.tr/haberler/gulluce-acikladi-yeni-slogan-yatay-yapilanma 
**www.haberturk.com/yazarlar/serpil-yilmaz-2155/1172812-sehirlerde-yatay-yapilasmaya-donmeliyiz
***www.haberturk.com/yenimedya/haber/1142601-10-kule-10-istanbul
****www.evrensel.net/haber/338260/chpden-akpnin-kent-suclari-yeni-ihanet-yatay-mimari

www.evrensel.net