İki kavram: Kafa emeği, Kol emeği

İki kavram: Kafa emeği, Kol emeği

Bu sayıda , kafa emeği ile kol emeğinin ne olduğu, ne zaman birbirinden ayrıldığı, ne zaman yeniden birlik haline gelecekleri yer alıyor.

KAPİTALİZM ÖNCESİ DÖNEMDE EMEK

Kapitalizm öncesi dönemde, toplumun belli başlı üretken gücü olan emekçi şu işlevleri yerine getiriyordu: 
A) Önce elindeki o günkü araç ve gereçlerle, emeğin konusu olan nesneler üzerinde işliyor, bunları istediği yönde değiştiriyordu. Sabanla toprağı sürüyor, ekiyor, biçiyor, hasadı tamamlıyordu. Baltayla ormandan ağaç kesiyor, kendisi için kulübe, efendileri için konak yapıyordu. Su olukları açıyor, sebze yetiştiriyor, hayvan üretiyor, bunlardan besin ve giyecek yapıyordu... Daha sonraki ev sanayii ve manifaktür döneminde, toplumun o günkü koşullara uygun bütün gereksinimlerini karşılıyordu. 
B) Sonra, iş hayvanlarıyla birlikte, üretimin enerji gereksinmesini karşılıyordu. Bu işleviyle, üretim sürecinin tek denetleyicisi ve düzenleyicisi idi. 
C) En sonunda, bütün bunları yaparken, çalıştığı alanda yeni teknikler geliştiriyor ve yeni bir teknolojinin doğmasını sağlıyordu. Bu dönemde emekçi her ne kadar iş araçları ile iş konuları üzerinde tek başına bir egemenliğe sahip olsa ve yeni teknikler geliştirse de bireysel emeği hemen her zaman kas gücüne dayanan fiziksel emek niteliğindeydi. Bunun dışında kalan manevi etkinlikler egemen sınıfların ayrıcalığında kalıyordu. Üretim koşulları gereği üretkenliğin düşüklüğü, çalışma saatlerinin uzunluğu ve acımasızca sömürülmesi, insan yeteneklerinin tek yönlü gelişmesi bu üretim biçiminin egemen nitelikleriydi. 

KAPİTALİZMİN İLK DÖNEMİNDE EMEĞİN DURUMU

Kapitalizmin başlangıç aşamasında ve özellikle manüfaktür (imalat sanayii) döneminde yoğunlaşan iş bölümü ile birlikte, işçinin kullandığı emek araçlarındaki gelişme sonucu, üretim süreci bir dizi parça işlemler halinde bölündü. Artık her parça işlem için ayrı bir araç kullanıldığı gibi, bu özel aracı kullanmak da belli bir işçinin ustalığı haline geldi. Manüfaktür, “işçinin tek bir işteki becerisini, bir yığın üretici yetenekleri ve içgüdüleri aleyhine zorlayarak onu, çoğu organlarından yoksun, garip bir yaratık haline” sokuyor, birey olarak insanı, “bir parça-işlemin otomatik motoru haline getiriyordu.” (Kapital I, s. 374)

İŞ MAKİNELERİ

İş makineleri denilen mekanik aygıtların bulunuşu ile, işçinin emek araçları ve emeğin konusunu teşkil eden nesneler ile olan doğrudan ilişkisi kalkıyordu. Enerji kaynağı güçlerden yararlanılarak yapılan motorların kullanılması ile birlikte insanların enerji kaynağı olarak kullanılması da sınırlanmış oluyordu. Üretim sürecinin hızını artık işçi değil makine düzenliyordu. İşçi makineyi denetliyor, onun bakımını yapıyordu ama, makinenin fiziksel ve bir ölçüde de zihinsel bir parçası haline de gelmiş oluyordu. İşçinin tamamen dışında gelişen teknoloji yalnız sermayenin çıkarına hizmet ediyordu. İşçi için makine, sermayenin maddi temsilcisinden başka bir şey değildi. Her bir parçası emek ürünü olan insan elinin yarattığı makine, yalnız üretim süreci içerisinde işçi üzerinde egemenlik kurmakla kalmıyor onun bütün hayatı üzerinde de başka bir etken oluyordu. 
Sanayi devriminin çıkış noktası olan makine, tek bir aleti kullanan işçinin yerine, çok sayıda benzer aletleri çalıştıran ve tek bir devindirici güç tarafından hareket ettirilen bir mekanizmayı koyar. İş araçları artık işçinin elinden alınmış ve manifaktür döneminin özelliği olan el becerisine ve ustalığa gerek kalmamıştır. Makineleşme işçilerin büyük çoğunluğunu sıradan fabrika işçileri haline getirmiştir. El zanaatları ile manifaktürde işçi aleti kullanırdı, oysa şimdi fabrikada makine işçiyi kullanmaktadır. 

KAFA EMEĞİNİN KOL EMEĞİNDEN AYRILMASIYLA İŞÇİNİN EMEĞİ

Kafa emeğinin kol emeğinden ayrılmasıyla, işçinin kuşaklar boyu kazandığı özel beceriler de yok olur gider. Bu kadarla da kalmaz, bilim ve teknolojideki gelişmeler 19. yüzyılın ortalarından başlayarak, işçi sınıfının sermayenin tahakkümüne karşı giriştikleri başkaldırı ve grevleri önleme ve ezmede güçlü bir silah olarak kullanılır. Her yeni gelişme, her yeni buluş işçi sınıfının direnişini kırmada sermayeye yeni olanaklar sağlamıştır. 

SOSYALİST TOPLUMDA KAFA VE KOL EMEĞİ

Demek ki, başlangıçta tek bir insan, kendi beyninin denetimi altında, yine kendi kaslarını kullanarak işine yarayan bir nesne üretiyordu. İnsanoğlunun yalnız kullanım değeri ürettiği bu aşamada el emeği ile kafa emeği doğal bir birlik içerisindedir. Sonraları bu iki emek birbirinden ayrılıyor ve neredeyse ‘can düşmanı’ oluyordu. Ürün, bireyin doğrudan ürünü olmaktan çıkıyor ve kolektif emekçinin her biri ürünün ayrı bir parçasını yapan emekçi topluluğunun ortak ürünü halini alıyordu. Sınıflar arası çelişkinin uzlaşmaz zıtlık halinde olduğu toplumlarda, fikir ve kol işçiliği arasındaki ayrılık gelişerek, fikir işçiliği egemen sınıfın ayrıcalığı halini alırken, sömürülen sınıfın payına kol ve beden işçiliği düşer. 
Sosyalist toplumda insanın insanı sömürmesine son verilmesi, yönetime ve kültürel işlere kitlelerin katılımı, insanların yaratıcı faaliyetlere daha çok zaman ayırabilmeleri, çalışmanın gittikçe kol işçiliği ile fikir işçiliğini birbirine yakınlaştırır hale getirilmesi ve böylece kafa emeği ile kol emeği arasında doğan zıtlığın ortadan kaldırılması amaçlanır. Ancak, sosyalist toplumda da bu iki emek türü arasındaki ayrım henüz ortadan kalkmaz. Zira bu aşamada da bu iki emek biçimi arasındaki iş bölümü bir süre zorunlu olarak devam eder. Bu iş bölümü ancak, emeğin üretkenliğindeki büyük artışlar sonucu, komünist toplumda sona erebilir. İşte bundan sonradır ki, kafa emeği ile kol emeği insanın çalışma ve yaratma hayatında birbirine bağlı bir bütün oluşturabilirler. 

www.evrensel.net