Kudüs'ten Yemen'e daha gergin bir Ortadoğu’ya doğru

Kudüs'ten Yemen'e daha gergin bir Ortadoğu’ya doğru

Arap coğrafyasında haftanın gündemi ABD'nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve Yemen’in devrik Cumhurbaşkanı Salih’in öldürülmesi vardı.

Arap dünyasının geçen hafta öncelikli iki gündemi, ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve Yemen’in devrik Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in öldürülmesi oldu. 

Arap basınında Trump’ın ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi kararına yönelik tepkilere geniş yer verildi. Al Kuds al Arabi gazetesinin “Trump dünyaya savaş açıyor” başlığıyla yayınlanan başyazısında ABD liderinin tüm uluslararası uyarıları yok sayarak karar aldığı belirtildi. Kararın Filistin Kurtuluş Örgütü, Hamas ve Arap sisteminin muazzam çöküşünden yararlanarak ve muhafazakar Hristiyanları tatmin etmek üzere alındığını ve ABD iç politikasıyla bağlantılı olduğu vurgulandı. 

Lübnan’da yayınlanan el Naşra gazetesi yazarı Heysem Zateri de, kararın Amerikan temsilciler meclisinin Filistin’e yönelik yardımları durdurma kararıyla eş zamanlı olduğuna dikkat çekti, bölgede ve dünyada gerginliklerin fitilini ateşlediğini yazdı. 

İSRAİL’LE DENGE DEĞİŞMEDEN ANLAŞMA OLMAZ!

El Anwar gazetesinden Refik Huri de, ortaya çıkan durumda, Filistinlilerin ve Arapların siyasi bir çözüm seçeneği aramaya devam edip etmeyeceği, askeri seçeneğin yeniden gözden geçirilip geçirilmeyeceği konusunun gündemde olduğunu yazdı. Huri, “Acil soru şu; Filistinliler, Ürdünlüler, Mısırlılar İsrail’le anlaşmalarda ve ilişkilerde ne yapacak? Tüm Araplar, iki devletli bir çözüme ulaşmak için ABD’nin rolüne koşullandıkları çözüm süreciyle ilgili ne yapıyorlar? Dikkatler diğer sorunlara doğru yönelmişken Filistin meselesinin Arapların merkezi sorunu olarak eski konumuna geri dönme ihtimali var mı?” sorularını gündeme getirdi.

Mısır’da yayınlanan yarı resmi el Ahram gazetesi Kudüs’ü “kırmızı çizgi” olarak nitelendirdi. 

Filistinli Yazar Abdulbari Atwan da, Trump’ın kararının, farklı Müslüman ülkelerden insanları bir araya getirmeye yardımcı olsa da aynı zamanda radikalizmi de besleyeceği bir paradoks ortaya çıkardığını ifade etti. 

YEMEN VE SALİH’İN ÖLDÜRÜLMESİ

Atwan ayrıca Yemen’deki durumu da ele aldı. Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in Husiler tarafından öldürülmesini konu edindiği bir başka makalesinde, Salih ve onun liderliğini yaptığı Kongre Partisi’nin bir çok liderinin öldürülmesinden sonra Husi Ensarallah hareketinin  siyasi ve askeri açıdan ana merkez kuvvet haline geldiğine dikkat çekti. 

Salih’in, müttefiki olan Husiler’i bırakarak Suudi Arabistan lehine saf değiştirmesini bir hata olarak değerlendiren Atwan, 33 yıllık iktidarı boyunca Salih’in kazandığı tek savaşın 1994’te Güney Yemen’in ayrılmasına karşı giriştiği savaş olduğuna değindi. Bu savaşta Suudi Arabistan’la karşı karşıya gelmesini ve Suudi Arabistan dahil Körfez ülkelerinin Güney Yemen lideri Ali Salim Bayda’yı desteklediği de hatırlattı.


KUDÜS SAVAŞI MI DAYATILIYOR?

kudüs

Refik HURİ
al Anwar

Başkan Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımaya karar vermesiyle kışkırtılan öfkenin sınırı yok. Uluslararası meşruiyeti olmayan ve uzlaşma sürecine aykırı bu karara karşı konferansların ve toplantıların yapılmasından öte bir şey de yok. 

Öfkenin kendisinden önemlisi öfkenin siyasete dönüşmesi. Trump’ın tüm risk ve dezavantajlarıyla yaptığı şey, Kudüs dosyasını açmaktı. Dosyayı  açmaya neden olan ne olabilir? Gündem maddesi haline gelmesinden sonra Kudüs savaşını başlatmak ve hâlâ etrafındaki müzakerelere müdahale egzersizi yapmaktır. Bölgesel çatışmalardaki çeşitli sorunlardan sonra bu dosya açıldı. Bu dönemde El Fetih ve Hamas’ın, işgal altındaki toprak üzerindeki güç mücadelesi yaşandı. Teröre karşı savaşa, ve el Kaide ve IŞİD ile temsil edilen  militan ve selefi cihatçı akımlar nedeniyle ağır bedeller ödendi. Suriye, Irak ve Yemen’de Arap ve İran  eksenleri arasında mezhepsel doğası da olan jeopolitik çatışmanın yanı sıra büyük uluslararası güçlerin bölgesel sahnedeki rolleri konusunda yeni bir bölünmeye yaşandı. 

Acil soru şu; Filistinliler, Ürdünlüler, Mısırlılar İsrail’le anlaşmalarda ve ilişkilerde ne yapacak? Tüm Araplar, iki devletli bir çözüme ulaşmak için ABD’nin rolüne koşullandıkları çözüm süreciyle ilgili ne yapıyorlar? Dikkatler diğer sorunlara doğru yönelmişken Filistin meselesinin Arapların merkezi sorunu olarak eski konumuna geri dönme ihtimali var mı?

Meydan okuma buradan başlamaktadır. Filistinlilerin ve Arapların siyasi bir çözüm seçeneği aramaya devam edip etmemeleri veya askeri seçeneğin yeniden gözden geçirilmesi... Güç dengesi değişmeden bir anlaşmanın olması da mümkün gözükmüyor.


KUDÜS KIRMIZI ÇİZGİ

al Ahram
Başyazı

Amerikan Başkanı Trump, işgal altındaki Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu itiraf etmeye veya Amerikan konsolosluğunu hemen veya birkaç ay sonra Kudüs’e taşımaya karar verdiğinde Ortadoğu’da ve Arap dünyasında yanan ateşe benzin dökmüştür. 

Amerikan başkanının bu kararı, Arap ve İslami tepkileri; 1967 harbinden bu yana Kudüs kentiyle ilgili uluslararası anlaşmaları ve özel anlaşmaları da yok saymaktadır. Birleşmiş Milletlerin bu konudaki kararlarını da ihlal etmekte ve buna karşı çıkmaktadır. 

Bu karara tepkiler Arap bölgesini aşacak ve Endonezya’dan Malezya’ya, Avrupa’daki ve ABD’deki Müslümanlara kadar ulaşacak; Filistin’le ve Arap devletleriyle sınırlı kalmayacaktır. 

Trump seçim kampanyası sürecince Yahudilerin oylarını almak için bu vaatlerde bulunmuştu. Bunu yapan ilk ve tek Amerikan başkanı değildi. Ondan önce seçilen başkanlar da Yahudilere aynı vaatlerde bulunmuşlardı. Lakin Beyaz Saray’a gidince gerçekleri gördüler ve danışmanlarını ve Arap liderleri dinlemişler, böyle bir karar almaya veya seçim vaatlerini gerçekleştirmeye cesaret edememişlerdi.


YEMEN’DE HUSİLER ARTIK DAHA GÜÇLÜ

yemen

Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ve onun liderliğini yaptığı Kongre Partisi’nin birçok liderinin öldürülmesinden sonra Husi Ensarallah hareketi Yemen’in siyasi ve askeri açıdan ana merkez kuvveti haline geldi. Öldürülenler arasında Salih’in Yardımcısı Arif el Zavka ve kardeşinin oğlu ve muhafızlarının komutanı olan Tuğgeneral Tarık Salih de var. Partinin üçüncü adamı Yaser Avadi kurtulan tek kişi oldu.

Ali Abdullah Salih’in siyasi şemsiyesini oluşturan Halk Kongresi Partisi zor iki seçenekle karşı karşıya kalmış durumda. Bu süreçte partinin içten bölünme olasılığı büyük. Gelen haberler doğruysa partideki en büyük akımın temsilcisi  Genel Sekreter Yardımcısı al Awadi, Enserallah ile ittifaka; Suudi Arabistan’ın önderliğinde devam eden saldırganlığa karşı durmaya devam edecek. Bu durum Suudi Arabistan’ın Yemen’de Husilere karşı paralel bir güç oluşturma ve onların cephesini dağıtma ümitlerini bozabilir. 

Salih, iktidara gelmiş her politikacı gibi hayatında birçok hata yaptı. Bize göre en büyük hatası rakiplerinin gücünü göz ardı etmesi. Bunun yanı sıra uluslararası alanda Yemen’e yönelik saldırganlığın durdurulması ve kuşatmanın kaldırması için baskı artarken ve Husilerle ittifak meyvesini verirken ittifaktan ayrılması.   

Başkan Salih’in müttefiki Husilere karşı gerçekleştirdiği darbe ve BAE aracılığıyla Suudi Arabistan’la ulaştığı anlaşmanın ayrıntıları hakkında bilgi cidden kıt. 

Bu anlaşmanın en önemli başlığı “azledilmiş başkandan”, “bir önceki başkana” dönüşmesi. Buna karşılık anlaşma, sahibini rekor sürede öldüren bir zehir oldu. 

Başkan Salih 1994’te kazandığı Güney’in Kuzey’den ayrılma savaşını hatırlattı. O zaman hasımları Suudi Arabistan tarafından desteklenmişti. Hatırlattığı diğer şey, daha önce Suudi Arabistan tarafından desteklendiği bütün savaşları kaybettiği. 

Salih kendisini deviren 2011’deki halk hareketinden sonra halk desteğini yeniden kazandı.  Çünkü ondan sonra gelenler daha iyi bir seçenek olmadılar ve  “Kararlılık Fırtınası” (Suudi Arabistan’ın Yemen operasyonunun adı) ve Yemen’e karşı saldırganlığa karşı durdu. Kongre Partisi’nin 35. kuruluş yıl dönümünde olduğu gibi “Sabiin Meydanında” iki milyon Yemenli’yi toplamasını sağlayan çoğu Yemenli tarafından desteklenen bu konumu terk ettiğini fark etmedi.

Husiler ve Tahran’daki destekçileri daha güçlü hale geldiler. Salih’i katletmeleri ve onun Sana’da kontrolü altında bulunan bir çok bölgeyi ele geçirmeleri, Yemen ordusu birliklerinin onlara katılma olasılığının artması bütün bunlar; Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin onları başkentten, Hodeidah Limanında atmak için ördükleri “büyük bir komplo”dan korumakta önemli bir rol oynadı. Bu liman hayatta kalma ve onunla birlikte silahlanma olanağı sağlayan ana yaşam çizgisini oluşturmaktadır.

Başkan Salih’in kutuplaştırılması komplosunun çöküşünden sonra Suudi Arabistan’ın liderliğindeki Arap ittifakının elinde sadece bir seçenek kalmıştır; müzakere masasına oturmak, kayıpları azaltmak insani ve iktisadı kanamayı durdurmak.

 


YEMEN’DE NE OLMUŞTU?

Yemen’de eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in Husiler tarafından öldürülmesiyle ortaya çıkan gelişmenin nedenlerini anlayabilmek için 2011’den bu yana yaşananları hatırlatmakta fayda var.

Arapların en fakir ülkesi Yemen’de 2011 ocak ayında Ali Abdullah Salih’e karşı ekmek ve özgürlük talepleri ile gösteriler başladı.

Yaklaşık 2 bin kilometre ortak sınırı olan Suudi Arabistan’ın ilk hamlesi, sistemi ayakta tutmak için çaba sarf etmek oldu. Suudi Arabistan, Bahreyn’de olduğu gibi içinde Şii Husilerin de olduğu halk hareketini asker göndererek bastıramadı. Salih, Yemen’de özellikle başkent Sana’daki gösterilerden sonra Şubat 2012’de istifa etti. İktidarda 33 yıl kaldıktan sonra 27 Şubat’ta Abdurabbu Mansur el-Hadi lehine iktidardan çekildiğini açıkladı.

ÇATIŞAN ÜÇ ANA GÜÇ

Hadi iktidara gelir gelmez ülkede ortaklaşmanın sağlanması için ulusal uzlaşı toplantıları düzenledi. Yemen’de bu süreçte üç güç iktidar için çatışmaktaydı. Azledilen Salih’in taraftarları, diğer tarafta milisleri devletin organlarını ele geçirmeye başlayan ve İran ile irtibat içinde bulunan Husiler ve üçüncü olarak BM Güvenlik Konseyi ve Körfez ülkeleri tarafından tanınan hükümeti ile devlet ekibi bulunmaktaydı. Bir yıla yakın bir süredir devam eden ulusal diyalog toplantıları, ihtilafları çözmede yetersiz kaldı.

HUSİLER’İN İLERLEYİŞİ VE SALİH’LE İTTİFAKLARI

Ulusal diyalog toplantılarına katılan Husiler de, kuzeydeki güvenlik boşluğunu fırsat bilip, hem kontrol alanlarını hem de kabileler üzerindeki etkilerini arttırdılar. Husilerin Yemen’de iktidar ilerleyişi 18 Ağustos 2014’te Sana’da gerçekleşen kitlesel gösterilerle başladı. Gösterilere Husilerin dışında özellikle “iş ve ekmek” talepleri olan halk da katılıyordu. Husiler, eylül ayı sonlarında başkent Sana’nın kontrolünü ele geçirdi ve Kızıl Deniz liman kenti Hodeidah’ı alarak güneye doğru ilerlemeye başladı. Ali Abdullah Salih bu süreçte Husilerle ittifaka girdi. Bu adım güç dengesinin Husiler lehine değişmesinde önemli bir rol oynadı.

HUSİLERİN BAŞARILARININ NEDENLERİ

Ülke içinde ve ülke dışında ortaya çıkan birçok faktör, Husilerin tarihi bir başarı elde etmesini sağladı. Birincisi; İran üzerlerinde ciddi bir nüfuz sahibi olduğu Husilerin etki alanlarını genişletmeleri için bu süreç boyunca doğrudan destek sağlandı.

İkincisi; Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan müttefiki olduğu Hadi ve hükümetine yeterince destek vermedi. Bu zayıf destek Arap devrimlerinden ve çağdaş, demokratik bir Yemen tecrübesinden korkuyu da içermekteydi.

Üçüncüsü; el Kaide’nin çevre ülkelerini korkutan riski nedeniyle, Yemen iktidarına darbe yapan Husilerden önce, el Kaide’ye karşı mücadele edilmesi stratejisi de başka bir etkendi.

CUMHURBAŞKANI VE HÜKÜMETİN İSTİFASI

Gelişmeler karşısında Halid Mahfuz Bahhah başkanlığındaki hükümet, “Husi Ensarullah Hareketinin yönetime müdahale ettiği ve mutabık olunan anlaşmalara uymadığı” gerekçesiyle istifasını Cumhurbaşkanı Abdurrabu Mansur Hadi’ye sundu. Hükümetin istifasının ardından, Cumhurbaşkanı Hadi de istifa etti.

Hadi’nin, Yemen Meclis Başkanı Yahya Ali er-Rai’ye sunduğu istifa dilekçesinde, “Barışçıl geçiş sürecine üstün gelen gelişmeler üzerine, uğruna birçok şeyi göze aldığımız hedefleri gerçekleştirmeye güç yetiremeyeceğimiz için sizden ve meclisinizden özür dileyerek cumhurbaşkanlığı görevimden istifa ediyorum” ifadeleri yer aldı.

BÜYÜKELÇİLİKLER KAPANIYOR

Husilerin hızlı ilerleyişi karşısında cumhurbaşkanı ve hükümetin istifasının ardından 2015 şubat ayında yabancı büyükelçilikler zamanla yarışırcasına ülkeyi terk etmeye başladı. Yemen’in stratejik açıdan en fazla ilgilendirdiği ülke olan Suudi Arabistan’ın Arap ülkeleri arasında elçiliğini kapatan ilk devlet olması dikkat çekti. Suudiler’in bu ülkedeki diplomatlarını geri çekmesi, yakın zamanda Yemen’de uzlaşma görünmediği anlamına geliyordu. Bu da durumun daha da kötüye gideceğinin işaretlerini veriyordu.

HADİ’NİN DÖNÜŞÜ VE “KARARLILIK FIRTINASI”

Ev hapsine alınan Cumhurbaşkanı Abdurrabu Mansur Hadi ise 21 Şubat’ta ülkenin güneyindeki Aden kentine kaçarak daha önce verdiği istifasını geri çekti. Güney liman kenti Aden’e yerleşen kaçak Cumhurbaşkanı Abdurrabu Mansur Hadi, Suudi Arabistan önderliğindeki Körfez ülkelerinin desteğini kazandı ve böylece  2015’in mart ayında başlayan ve başında Suudi Arabistan’ın olduğu dokuz ülke tarafından hala devam eden kararlılık fırtınası operasyonu başlatılmış oldu. Ali Abdullah Salih’in altı yıl Husilerle ittifak devam etmesinden sonra saf değiştirmesi öldürülmesiyle sonuçlandı.

www.evrensel.net