Levent Tüzel: Diyarbakır yalnız olmadığını hissetmek istiyor

Levent Tüzel: Diyarbakır yalnız olmadığını hissetmek istiyor

Demokrasi İçin Birlik (DİB) Koordinasyonu Üyesi Levet Tüzel Diyarbakır izlenimlerini yazdı: Diyarbakır yalnız olmadığını hissetmek istiyor

İki yıl önce bir tertiple katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı, İnsan Hakları Savunucusu Tahir Elçi’nin anma programına “Demokrasi için Birlik” ve “Bir Aradayız Yan Yanayız” grubunun üyeleri olarak katıldık. Bu vesile ile hem gözlem hem de görüşmeler yapmak imkanımız oldu. Kürt siyasetçiler, DTK, İHD, kapatılan dernek ve kitle örgütlerinin yöneticileri, gazeteciler, kanaat önderi kişiler, yakınlarını kaybetmiş aileler görüşebildiklerimizin arasındaydı. Sur platformunun üyelerinin yardımıyla hem yıkılmış yerleşim alanını incelemek hem de hafta sonuna kadar evlerini boşaltmaları istenen insanlarla konuşmak mümkün oldu.

OHAL’İN AĞIR HAVASI HİSSEDİLİYOR

OHAL’in ağır havası her yerde hissediliyor. Önceki gelişlerimizde görmediğimiz boyutta arama ve kontrol noktaları artırılmış durumda. Kamu binaları adeta çepeçevre güvenlik çemberine alınmış. Görülen ve söylenen kentte hayra alamet görülmeyen büyük bir sessizliğin olduğu. 3 yıldır büyük bir baskının sürdüğü, OHAL’in buralarda katı ve sert uygulamalarla işlediği ifade ediliyor. Daha yeni  onlarca köyde ilan edilen sokağa çıkma yasağı bu yakınmayı doğrular boyutta. Konuştuğumuz bir şoför kayyımla yönetilen belediyeyi sorduğumuzda  “Nne olacak ancak yol yapıyorlar” diyor. İfadeden anladığımız bir rahatsızlık ve şikayetlenme hali. Geçen zaman içinde Diyarbakır halkından hükümete bir sempatinin oluşup oluşmadığı sorusuna olumlu bir yanıt verene rastlamadım. Referandum sonuçları da bölge insanının bu durumun değişeceğine dair umudunu tüketmediği şeklinde yorumlanıyor. Demokratik siyaset ve toplum yaşamı oluşturma yönünde çalışmalar yapan kapatılmış kurumlar çalışmalarını yürüttüklerinden söz ediyorlar. 

HALKIN İRADESİ HİÇLEŞTİRİLİYOR

Bu savaş süreci tablosu karşısında Kürt siyasetçiler barış yolu açılması için bir kez daha Öcalan’ı işaret ederek İmralı’da devam etmekte olan tecridin son bulması için çalışmalar yaptıklarını, çağrılar çıkarttıklarını ve özellikle kadınların bu konuda da öncü bir kampanya yürüttüklerini söylüyorlar. Kürt halkının siyasi tercihi açısından bütün bu yaşanmışlıklara rağmen “Ortak yaşamda halen ısrar olduğu”, “Kürtlerin ayrılma diye bir derdi olmadığı” bunların aslında hep söylendiği , ancak “Hep söylenmesi  beklenerek ve zorlanarak aslında halkın iradesinin hiçleştirildiği” ifade ediliyor.

‘ÇOCUKLARIN HAYALİ KİRLETİLİYOR’

“Çocuklarımızın hayallerini kirletiyorlar!” bu söz çalışmalarını yürütmek için fon bulamayan ve kendini kapatmak zorunda kalan Umut Işığı Kadın Kooperatifi yöneticisinin ağzından dökülüyor. Çocukların, yaşadıkları kötülüklerin sorumlusu olarak gördükleri ülke yönetenlerini  hasta, ölmüş vb. olarak dilemeleri, oyuncak, hediyeler vb. gibi güzel şeyler düşünüp dilemesi beklenen çocukların dünyasının dahi nasıl karartıldığını gösterdiğini söylüyor. 

OHAL HUKUKU HER YERDE

Kapatılmış kurumların ya da tutuklanmış kişilerin davalarına giren hukukçular yargının işlemediğinden; kişisel, keyfi uygulamalardan, hukuk dışı delil üretmeden şikayet ediyor. İşin bu kısmının ülkenin doğusu ya da batısı için fark etmediği,” OHAL hukukunun”  her yerde kaim olduğu biliniyor. “Düşman hukuku” buradaki yargılamalara katılan hukukçuların sık atıf yaptığı bir kavram. Suç ve ceza şahsilikten çıkmış, orantısız bir uygulamaya dönüşmüş deniyor. Kenti yöneten bürokrasi ve makamlar her akşam yapacakları operasyonların koordinasyonunu sağlamak üzere bir araya geliyor deniyor. Böylelikle devletin başının ve İçişleri Bakanının arzuladığı yürütmedeki teklik harfiyen uygulanmış görünüyor. Tabii ki hak, hukuk ve ilkeler ortadan kaldırılarak. 

KHK MAĞDURLARININ DAYANIŞMA DUYGUSU TAT VERİYOR

Kamu emekçilerinin temsilcileri ihraçları, gözaltı ve tutuklamaları söylerken sendikalarının henüz kapatılmadığını ancak eğitim ve sağlık kurumlarının karakol haline geldiğini belirtiyorlar. Umutla konuşan sendikacıların bu direncine sokakta tanık olma fırsatı bulduk. Nasıl derseniz, öğlen yemeğini yediğimiz KHK mağduru 22 emekçinin bir araya gelerek açtıkları “Emekçiler Yemek Salonu”nda  yaşadık. Ucuz ve lezzetli yemekleri ile bu dayanışma duygusuyla ayakta kalmaya çalışan emekçilerin örnek tutumu yediklerimize başka bir tat katmıştı. 

DİB

‘KAPICIYI TEMBİHLİYORUZ 07:00’DEN ÖNCE KAPIYI ÇALMA!’

Seçimlerin bu tablonun değişmesinde rol oynayacağını düşünen heyetimizden birisinin sorusu üzerine hak verir şekilde anladık ki bölgede seçimler konuşulmuyor. Onlar yani siyasiler, kurum temsilcileri, kanaat önderleri tutuklu vekillerin davalarını, yeni  kapatılması beklenen kurumları, yeni ihraç, gözaltı vb. durumları bekleyip takip etmekten seçimleri düşünemez, gözetmez haldeler. Anlayacağınız sıra seçimlere gelmiyor; kafaları bu türden can acıtıcı sorunlarla meşgul.  Baskı ve uygulamaların sıradanlığını ya da trajik denebilecek boyutunu şu ifadeler aktarıyor; “Kapıcıya tembihliyoruz ki kapımızı gerekmedikçe 07.00’den önce çalma, çocuklar polis geldi diye korkuyorlar!”
Konuştuğumuz herkesin ortak duygusu Diyarbakır’ın daha çok geleni gideni, ziyaretçisi olması; “Mikrofonların çoğalması”. Ne olup bittiğinin duyulmasını sağlamak ülkenin demokrasi, barış ve kardeşlik güçlerinin ertelenmez görevi olsa gerek. Bu hakkında ölüm fermanı verilmiş ve sinsice uygulanmış kardeşimiz Tahir Elçi ve onun gibi nicelerine karşı vicdani sorumluluğumuzdur.

SUR’UN NE OLACAĞI BİR BİLİNMEZLİK İÇİNDE

Çatışmaların içinden geçtiği Sur ilçesinin mahalleleri riskli alan ilan edilerek yıkımına karar verildiği biliniyor. 2 yıldır sokağa çıkma yasağının sürdüğü, içinde tarihi kültürel  varlıkların olduğu mahallelerin 1. çemberindekilerin hemen hepsi yıkılmış durumda. Evlerini terk etmek istemeyen birkaç aileye hafta sonuna süre verilmiş. İnsanlar ‘Bu kışta nereye gideceğiz, çocukların okulları ne olacak, işimiz gücümüz yok nereden para bulacağız’ diyerek yakınıyor, oraları dolaşan bizlerden medet umuyor. Çevrili bir alanda başlayan yeni yapılaşmanın devede kulak misali hali hayli düşündürücü. Aslında bu büyük yıkım ve tahribatın yok ettiği bunca birikim ve değerin geri gelemeyeceği çok açık olan Sur’un ne olacağı bir bilinmezlik içinde büyük bir soru işareti. Tarihe karşı işlenmiş suçun sorumlularının hesap verebilmesinin bütün bir ülke toplumunun duyarlılığı ile mümkün olacağı düşünülebilir elbette. Ancak acil ve yakıcı olanın halen konutlarını boşaltmayanların OHAL ile tehdit ediliyor oluşu ve şimdilik çemberin dışında kalanların bu savaş rejiminin sürmesi halinde yıkımdan kurtulamayacağı gerçeği.

KARDEŞ AİLE KAMPANYASINA BATIDAN BEKLENTİ VAR

Bölgenin son yıllarının manzarası olan yıkım ve göç ciddi bir sosyal problem. Ülkenin doğusu olarak bilinen Diyarbakır’ın da doğusuna dikkat çekiliyor. Yüksekova’yı, Şırnak’ı boşaltanlar dönmeyi bekliyor deniyor. Ancak bunun koşullarının olmadığı çok aşikar. Göçlerin trajedisini bir ölçüde hafifletmek için düşünülmüş “kardeş aile” kampanyasında batıdan bir beklentinin olduğunu, ancak buna denk bir karşılığı bulamasalar da halen bu beklentiyi taşıdıklarını söyleyerek bir bakıma bizim üzerimizden bir çağrı yapıyorlar. Aslında bu çağrı sadece dayanışma ve yardımlaşma çağrısıyla sınırlı değil. Dostlarımızın, bizi düşünen kardeşlerimizin verdikleri her mesajdan güç alıyoruz diyerek yalnız olmadıklarını hissetmenin ihtiyacına işaret ediyorlar.

Sur

SAVAŞ, SİYASİ AYRIMCILIK VE EKONOMİK ÇÖKÜNTÜ

Barış için bir şeyler yapmak, silahların bırakılması için yeni bir çabaya girmek, Mezopotamya Vakfı  yöneticilerinin yaklaşımının ifadesi. Savaş ve şiddetin Kürt nefretini dayattığını, şiddete karşı toplumun “Tuhaf şekilde sessizlik içinde” olduğunu, ancak bu gidişin gidiş olmadığını ve beraber yaşamanın koşullarının kalkacağını, endişeli bir sorumluluk içinde dile getiriyorlar. Savaş, siyasi ayrımcılık ve ekonomik çöküntünün yansımalarını  iş dünyasının sözcüleri de aktarıyor; KHK ile atılanların işe alınmaması talimatları, Büyükşehir ihalelerinin davetiye usulü yapılması, inşaat şirketlerine dahi kayyım atanmış olması, bankaların ipotek kriterlerinin bu durumları gözeten bir değişkenliğe bürünmesi, sermaye kesimini de batıya göçe zorlama olarak yorumlanıyor.

CENAZELER ÇATIŞMA BÖLGELERİNDE

Kürt meselesinde yeniden çatışmalı bir ortama geçilmiş olmasının yarattığı tahribat en çok yakınlarını kaybetmiş ailelerin ve onların bir araya geldiği derneğin temsilcilerinin ifadelerinden anlaşılıyor. Savaşın kayıpları yetmezmiş gibi geride kalan yakınlarına eziyete dönüşen uygulamalar ciddi bir yakınma konusu. Cenazeleri çatışma alanında arazide bırakılıp, ailelere verilmeyip “Kurda kuşa yem edilmesi” ve bunların sayılarının 100’ü aşkın sayılarla ifade edilmesi en can acıtıcı durum. Savcılıklara şikayet konusu yapılsa da sonuç alamadıklarını ifade ediyorlar. Adli tıp kurumunda ve morglarda cenazelerin uzun süre tutulup geç verilmesi, defin işlemine, taziye törenlerine müdahale edilmesi, çocukları nedeniyle aileye tazminat davası açılması acı içindeki aileye devlet baskısı ve işkence ile intikam alma olarak algılanıyor. Belli ki devlet gücünü arkasında hisseden ve cezasızlıkla korunanlar nasıl olsa hesap vermeyiz rahatlığı içinde hareket etme cesaretini göstermeyi ailelerden esirgemiyorlar.

www.evrensel.net