Kızıl Tıp: Sovyetler'de toplumsallaştırılmış sağlık

Kızıl Tıp: Sovyetler'de toplumsallaştırılmış sağlık

Yazılama Yayınları tarafından yayımlanan 'Kızıl Tıp' kitabı, Ekim Devrimi'nden 1932 yılına kadar inşa edilen sağlık sistemine odaklanıyor.

Vedat YALVAÇ

Rusya’da 25 Ekim (7 Kasım) 1917 yılında gerçekleşen sosyalist devrimin 100. yılında SSCB’de eğitimden sanata, çalışma yaşamından tatil hakkına kadar pek çok değerlendirme yapıldı. 2015 yılında Yazılama Yayınları tarafından yayımlanan “Kızıl Tıp” kitabı ise Sovyetler Birliği’nin çok gündem olmayan bir yanına, Ekim Devriminden 1932 yılına kadar inşa edilen sağlık sistemine odaklanıyor. 

1933 yılında yazılan kitabın iki yazarından biri olan Galler Yerel Hükümeti Sağlık Müsteşarı Sir Arthur Newsholme sosyalizme antipatisiyle biliniyor. Diğer yazar Eski New York Şehri Halk Yardımlaşma Derneği Kurulu Üyesi John Adams Kingsbury ise sosyalizme yakın bir isim. Bu durum, SSCB’deki sağlık sistemi ile ilgili taraflı inceleme yapıldığı iddialarının önünü tamamen kesiyor. Bol tasvirli anlatımıyla kitap bir çırpıda okunurken, Sovyetler Birliği adeta okuyucunun gözünde canlanıyor.

1921’E KADAR SÜREN İÇ SAVAŞ

Sağlık sisteminde kısa sürede ulaşılan başarının kafamızda daha iyi canlanması açısından öncelikle Sovyetler Birliği’ne ilişkin bazı bilgiler vermekte fayda var: Yüz ölçümü bakımından dünya kara alanının altıda birini kapsayan ve İngiltere ile Galler’in 150 katı, Amerika’nın 2 katı kadar büyük olan Rusya’da, 182 farklı ulus ile birlikte dağlarda ve çöllerde çok sayıda kabile de yaşıyordu. Nüfusun büyük çoğunluğunun eğitimsiz olduğu ülkede, batıl inançlar, büyüler ve ayinler oldukça yaygındı. 

Birinci Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış ve oldukça büyük kayıplar vermiş olan Rusya’nın sorunları, devrimden hemen sonra sihirli değnekle çözülemedi elbette. 125 milyon nüfuslu Sovyetler Birliği’nde 15 milyonu genel olarak işçi sayılabilecek durumdayken, sanayi işçilerinin sayısı ise ancak 3 milyon kadardı; onların da 1,5 milyonu iç savaşta hayatını kaybetti. İç savaşın yaşattığı tahribat o yıl yaşanan aşırı kuraklıkla birleşince 5 milyondan fazla insan açlıktan yaşamını yitirdi. Ekimi devrimi işte tam da böylesi bir savaşlar ve krizler ortamında gerçekleşti. 

FABRİKA ETRAFINDA ÖRGÜTLENEN YAŞAM

Sovyetler Birliği’nde yaşam büyük oranda fabrika örgütlenmesi üzerinden dönüyordu. Her fabrika bir sağlık merkezi olma yolunda ilerlerken, fabrika üst yönetimi ile işbirliği içinde çalışan sağlık görevlileri tarafından iş, dinlenme, kültürel gelişim için sürekli olarak bilgilendirme yapılırdı. Dispanser hizmeti sadece kişisel tedavi için değil, aynı zamanda mesleki eğitim ve genel hijyen amacıyla da kullanılırdı. Sadece hastalıktan korunmak ya da hasta olunduğunda tedavi görmenin ötesinde psikolojik ve fiziksel olarak daha güçlü olmak amaçlandığı için bilim ve emek sürekli bir işbirliği içerisindeydi. 

Örneğin 16 bin kişinin çalıştığı bir traktör fabrikasının yanı başında poliklinik bulunmasına rağmen fabrikanın da ayrıca kendi içerisinde 400 yataklı hastanesi yer alıyordu. Küçük tedaviler fabrikada yapılırken, her atölyede bulunan doktorlar tedaviye ihtiyacı olan herkesi uygun bir şekilde yönlendirirdi. Böylece hastalar; yaşadıkları semtin ayakta tedavi merkezlerine, polikliniklerine, verem ya da cinsel yolla buluşan hastalık kliniklerine, uzmanlaşmış fizik tedavi ve diğer müdahale merkezlerine, genel ya da branş hastanelerine, üniversite hastanelerine, verem sanatoryumuna ya da gece sanatoryumuna sevk edilirdi. 

EKİM DEVRİMİ ÖZEL SAYFASI

TIBBİ ARAŞTIRMA KURULUŞU SAYISI: 1912’DE ‘0’ 1932’DE 106 

Devrim öncesinde önemli Rus bilim insanları ve cerrahlar ile nüfusu fazla olan merkezlerin çoğunda hastane olmasına rağmen, yalnızca büyük şehirlerdeki zenginler sanatoryum ve hastane hizmetlerinden faydalanabiliyordu. Büyük şehirlerin dışındakilerse önemli ölçüde tıbbi yardımlardan mahrumdu. 1912’de Rusya İmparatorluğu’nda tek bir tıbbi araştırma kuruluşu yokken 1932 yılında 106 tane vardı. Tıp eğitimi veren kuruluş sayısı 6 iken 34’e ulaşmıştı. Ekim Devrimi’nden önce 26 bin olan doktor sayısı 1931’de 76 bindi. Bu duruma en güzel örnek yüzde 50’si Tatar olan 179 bin nüfuslu Tatar Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan. Devrimden önce Tatar nüfusuna hizmet verecek hemen hiç hastane bulunmazken 1932 yılında 20 büyük hastane ve sanatoryum vardı. 

 

GENİŞ VE TAM DONANIMLI HASTANELER

Sağlık sisteminin en etkileyici yanlarından biri de hastanelerin geniş ve tam donanımlı olması. Öyle ki devlet çiftliğinde bir doktorun dispanserini ziyaret eden yazarların, eleştirebildikleri tek şey perdenin olmaması ve sineklerin çok olması; “Sinek sorununun bir sığır çiftliğinde kolayca halledilebilecek bir mesele olmadığını anladık” diyorlar. Rostov’daki büyük tıp merkezine yaptıkları ziyaretin özellikle ilham verici olduğunu belirten yazarlar, buranın modern konutları ve donanımıyla, New York’taki yeni tıp merkezleri ile rahatça kıyaslanabilir olduğunu, Bebek Hastanesi ve Kemik Veremi Hastanesi’nin bugüne kadar gördükleri en iyi kurumlar arasında olduğunu söylüyor. Yine Leningrad’taki 8 poliklinikten biri olan Voladarski’deki ambulatoryum (ayakta sağlık hizmeti alınan yer) için “Bu kurum her ikimizin de şimdiye kadar hiç görmediği, kendi türünün en büyüklerinden birisiydi” diyen yazarlar, “geçiş dönemindeki bu doğulu kent hakkında edindikleri izlenimlerin kendilerini heyecanlandırdığını” ifade ediyorlar. 

BİREYİN SAĞLIĞI TOPLUMUN GENELİNİ İLGİLENDİRİR

Yazarların şu vurgusu SSCB’deki sağlık sisteminin bir özeti sayılabilir: “Ne zaman bir Rus rahatsızlansa, devlet onun için gerekeni yapar. Esasında, Sovyet Rusya’da tek bir bireyin sağlık durumu toplumun genelini ilgilendiren bir mesele olarak ele alındığı için devlet bu konuda zaten bir şeyler yapmış durumda. Aslına bakılacak olursa Sovyetler Birliği, sınırları içerisindeki her erkek, kadın ve çocuğa, önleyici ve tedavi edici sağlık hizmeti sağlamak üzere tasarlanmış bir örgütlenme oluşturan ve yöneten dünyadaki tek devlettir. Ancak bu sağlık sisteminin inşasını 10 yıl gibi kısa bir sürede mümkün kılan ve onun arka planını oluşturan, Sovyetlerle kurulan yeni tipte toplumsal sistemdir.”

Arka planı anlaşılmadan SSCB’deki sağlık sisteminin bütünlüklü olarak anlaşılamayacağını düşünen yazarlar, ülkedeki sosyal ve ekonomik hayata ilişkin detaylı bir inceleme yapmış. Bu yüzden de kitapta dini ve kişisel özgürlükler, hukuk, ev yaşamı, boş zaman değerlendirmesi, dernekler ve eğitim, evlilik ve boşanma hakkı, çocuk ve gençlerin bakımı, annelik bakımı, kürtaj sorunu gibi pek çok konu ele alınmış. 
SSCB’de demokrasi, halkın Sovyetler içinde örgütlendiği, “Batı Avrupa’da ve Amerika’da genelde topluca oy kullanılan aceleci bir yapının” ötesinde, halkın toplumsal meselelere katılımı ve tartışmalarıyla kararlara yön verilmesi olarak özetlenebilir. Yani ayrıcalıklı azınlığın değil emekçi yığınların demokrasisi. Ve çalışma yaşamı başta olmak üzere tüm toplumsal yaşamın emekçiler lehine emekçiler tarafından yeniden inşa edilmesi. İşte kızıl tıp hizmetleri bu kapsamlı yeniden inşanın bir parçası olarak gerçekleştirildi.

FABRİKALARDA SİSTEMATİK SAĞLIK KONTROLÜ

Ekim Devriminden sonra Sovyetler Birliği’ndeki sağlık sisteminin felsefesi hastalık daha ortaya çıkmadan yok etmek üzerine kuruluydu ve bu doğrultuda korucuyu önlemlere önem verilmişti. Fabrikada işe başlayan işçiler, sağlık bürosunun kontrolünden geçiriliyordu. Ardından her ekibin üyeleri bir doktor heyeti tarafından sistematik ve eksiksiz bir şekilde muayene ediliyor, işçinin üç ya da dört ay sonra daha ileri tetkikler için yeniden muayene olması zorunlu tutuluyordu. Aynı zamanda, ilçe merkezindeki donanımlı bir enstitüde de tedavi hizmeti veriliyordu. Protez işlemini de kapsayan bazı diş tedavileri ise fabrikada yapılıyordu. Tıbbi bakımı gereken çalışanlara, doktorların önerileri doğrultusunda hazırlanan yemeklerin verildiği özel diyet mutfağı bulunuyordu. Gıda alanında elle çalışan işçiler ile kurşun, civa, kauçuk, tütün ve benzeri başka sanayi alanlarında çalışan işçilerin periyodik kontrolleri yapılarak koruyucu önlemler alınırdı.

KADIN VE ÇOCUK SAĞLIĞINDAN TAVİZ YOK

Her şehirde, doğum öncesi özel danışma merkezlerinin kurulduğuna şahit olan yazarlar, annelerin ve çocuklarının tıbbi ve hijyenik bakımları ile ilgili Sovyet düzenlemeleri hakkındaki gözlemlerini şu şekilde aktarıyor: “Gördüğümüz kadın doğum hastaneleri oldukça yüksek kalitedeydi ve çapraz enfeksiyonu önleme düzenlemeleri mükemmeldi. Bizde hayranlık uyandırdı ve doğrusu bu kadar iyi, bilimsel ve gelişkin bir işin ülkenin ekonomisinin düşüşte olduğu bir dönemde nasıl olup da üstlenildiği ve başarılı bir şekilde yerine getirildiğini merak ettik. Gördüğümüz annelik ve çocuk sağlığı kurumları ve düzenlemeleri bizde, ekonomik sıkıntılar nedeniyle hiçbir yerde bu konularda kısıntıya gidilmediği izlenimi yarattı.” 
Örneğin Leningrad’daki 200 bin kişilik bir semtte bulunan Anne ve Çocuk Sağlığını Koruma Enstitüsüne, annelerin yüzde 90’ından fazlası kayıtlıydı. Hiçbir çocuk aşılama olmaksızın bir okula ya da sanatoryuma kabul edilmiyordu. Diş tedavisi de tüm okullarda zorunlu tutuluyordu.
Sovyet Rusya’da evlilikler, çiftler bu yönde niyetini ifade ettiği sürece geçerli birlikteliklerdi. Kapitalist ülkelerde evlilik dışı doğan bebeklerin ölüm oranı evlilik birliği içinde doğan bebeklerin ölüm oranının neredeyse iki katıyken Sovyetler Birliği’nde bu birlikteliklerin yasal evliliklerle eşit görülmesi sayesinde evlilik dışı doğum sorunu neredeyse ortadan kalkmıştı.

Her şehirde çoğunlukla kreşlerle aynı yerleşke içerisinde bulunan Yenidoğan Danışma Merkezleri, merkeze getirilemeyen yeni doğum yapmış kadınlara evde hizmet veriyordu. Köylerde hamile kadınların yüzde 20’si kurumlarda bakılırken, şehirlerde bu sayı yüzde 100’e ulaştı. 
1920’de kürtajın yasal hale getirilmesi 12 yılda yüzbinlerce kadının hayatını kurtardı. Devlet hastanelerinde gerçekleştirilen kürtaj işlemlerinde ölüm oranı binde 7,4’e kadar geriledi. Aynı dönemde bu oran Almanya’da yüzde 5 civarındaydı. 

DERNEKLER, KREŞLER, DİNLENCE EVLERİ…

Ekim Devriminden sonra batı ülkelerinde hali vakti yerinde sınıflar için sınırlı bir ölçekte sağlanabilen olanaklar Sovyetler Birliği tarafından işçilerin hizmetine dernekler, kreşler, dinlence evleri ve çocuklar için yaz kampları şeklinde sunulmuştu. Dinlenme evleri ve sanatoryumların sayısı oldukça yüksekti ve bu hizmete her yerde ulaşılabiliyordu. İşçi, hasta olmasa bile her yıl bir dinlenme evinde konaklama için başvurma hakkına sahipti. Kreşler, ortak yemek salonları, dernekler, sosyal çevre, okullar, boş zaman aktiviteleri ve oyunlar için alanlar... Bunların tümü işyerlerindeki hayat ile yakından ilişkiliydi ve yıllık izinlerinde dahi tam ücret alan fabrika işçileri, çalışma arkadaşlarıyla birlikte dinlence evlerine ya da ihtiyaçları doğrultusunda sanatoryumlara gönderiliyordu. Örneğin Tiflis’te devrimden önce 1914 yılında yalnızca 14 kreş varken, devrimden sonra 1932 yılında 1 milyon 750 bin çocuğu barındıran 2 bin kreş bulunuyordu. 

ORGANİZE SPOR VE KÜLTÜR FİZİK 

Organize spor ve kültür fiziğe olan yaygın ilginin, devrim sonrasına özgü bir olgu olduğunu belirten yazarlar, kapitalist ülkelerde çok fazla endişe yaratan boş zamanların doğru değerlendirilmesi sorununun Sovyet Birliği’nde büyük ölçüde çözülmüş olduğuna şahit olmuş: “Ülkeyi ziyaret edenlerin beden eğitimi ve spor alanındaki gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değil, sadece Moskova’da 100 adet spor alanı bulunuyor.” 

SİGORTALARIN AMACI SADAKANIN YERİNİ ALMASI

Sovyetler Birliği, vatandaşlarına, ekonomi ve sağlığa ilişkin tehlikelere karşı herhangi bir kapitalist ülkede olduğundan daha fazla güvence sağlamıştı. 

Her fabrika veya sanayi kuruluşunun sigorta fonuna katkı yatırdığı Sosyal Sigortalar Bankası, devletin herhangi bir temsilcisi olmaksızın, işçilerden oluşan ve sendika toplantılarında seçilerek oluşturulan bir komite tarafından denetleniyordu.
Sigorta hizmetleri; hastalık, kalıcı sakatlık, annelik, işsizlik, yaşlılık ve defin olmak üzere altı başlıkta toplanıyordu. Kapitalist ülkelerde bu hak sadaka niyetine verilirken, Sovyet Rusya’da sigortaların amacı, sadaka türünden yardımı ortadan kaldırmaktı. Sigortalının bakmakta yükümlü olduğu kişilere, bütün işsizlere ve tüm sendika üyelerine ilaç temini dahil olmak üzere ücretsiz tıbbi tedavi hakkı verilirdi. 

Mithat Fabian Sözmen'in "Spor, Sınıflı Toplum, ‘Rekabetçi Öz’ -1" yazısına ulaşmak için tıklayınız.

 

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Kasım 2017 09:45
www.evrensel.net