Kılavuzu karga olmayanın

Kılavuzu karga olmayanın

Tevfik Taş, bir trafik kazası sonucu kaybettiğimiz gazetemiz karikatüristlerinden Ertan Aydın'ı yazdı.

Tevfik TAŞ

Telefonun sesiyle, arayan kişinin adının ekranda belirmesi saliselerle izledi birbirini Ertan’dı arayan.
“Bir projem var abi!”
“Söyle Ertan.”
“İşçiler için, çizgili bildiri yapalım.”
“Nasıl?”
“Öyle işçilerin başına, Soma’daki, Tuzla’daki gibi bir felaketin gelmesini beklemeyelim. Senin bir dönem Emek Partisi için yaptığını daha değişik biçimde yapalım.“
“Nasıl değişik?”
“Diyelim ki bir dönem, işçilerin örgütlenme sorununu işleyelim. Konuları belirleyelim. Ben karikatürler çizeceğim, sen birer cümlelik yazılar yazacaksın.”
“İşçilerin örgütlerinin hangi şartlarda yozlaştığına gelince duralım ve başka bir şeye geçelim.”
“Hah işte bu!”
“Örneğin şaşırtalım.”
Ertan bir süre durdu. Sonra:
“Nasıl şaşırtacağız?”
“Örneğin ‘Emek en yüce değerdir’ sözü, işçilere söylenip durur. Nedir bu sözün kaynağı; Marksistler bunu işçilere aslında nasıl anlatmalı; Adam Smith’ten günümüze kadar bunun kullanımı ve bizim sözümüz…”
“Peki ne diyeceğiz?”
“Kıssadan söylersek; bu sözün arkasını kimin ve nasıl doldurduğuna bağlı olarak durum tepeden tırnağa birbirine zıt hale gelebiliyor. Hem sömürü mekanizmasının bir sloganı olabiliyor, hem de tersine çevrildiğinde işçilerin özgürleşme mücadelesinin bir çekicisi olabiliyor.”
“Yaşa usta. Ben çizmeye başlıyorum. Sen konuları söyle yeter.”
Ertan Aydın’ın o kazada öldüğü haberi geldiğinde, ilk aklımda dolanan neden bilmiyorum, bu konuşma oldu. Ertan, benim tanıdıklarım arasında en çalışkan tembeldi. 
Bu diyaloğu uzun uzun yazdım; çünkü kaybettiğimiz sanatçının nelere kafa yorduğunun anlaşılmasını istiyorum.
Bir şey daha anlatmak istiyorum: Ertan Aydın, Evrensel gazetesinde çizdiği sürece, İhsan Çaralan başta olmak üzere, çizeceği her konuyu neredeyse, bir gazeteyi baştan sona planlıyormuşçasına konuşuyordu.
Ertan öldü. 
İnsan ölümlü elbet. Ancak, ölenin bu dünyaya verdikleriyle verebilecekleri arasındaki bağıntılar silsilesi arkada kalanları daima ilgilendiriyor. Ertan yeniden, verimli günlerine dönmek üzereyken gitti.

***
Bizim ülkemizde karikatür tarihine en büyük emeği veren Turgut Çeviker’in sözleri bize bir özet veriyor:
“Ertan, karikatür tarihimizde çok özel bir yer oluşturmuştu kendine. 1990’larda faili meçhullerin yaşandığı dönemde ‘hükümet’leri ve ‘devlet’i, ‘ordu’yu ve ‘polis kurumunu’ kıyasıya eleştirmiş ve karşılığını hapishanelerde yatarak ödemiştir...”
Burada sayılan tüzel kişilikler ve kurumlar, elbette önemli. Ancak, Ertan’ın ırkçılığa karşı tavrı, cinsiyetçiliği lağıma sokup çıkaran tavrı gibi...
Ertan kendisine köşe olarak “Karga” adını seçtiğinde bana düşüncemi sormuştu:
“Neden” diye sormuştum ben de.
“Abi” demişti “bir masal tutturmuşlar, hem kargayı aptal yerine koyuyorlar, hem tilkiyi rezil ediyorlar. Tam buna karşı bir köşe.”
“Ben de sana başka bir şey söyleyeyim” demiştim; “Karga şarkı ezberleye bilen; kendisine iyi davranılan adresleri kayıt edebilen bir kuştur” demiştim.
Kürt halkı dehşetin katmerlisini yaşarken; pek çok “sanatçı” Kürtlerden, devrimcilerden kaçarken, O Özgür Gündem’de bir halkın özgürleşme mücadelesinin içimde oldu.
Özgürleşmenin akılda başlamadan, hiçbir zaman olmayacağını bilen olarak oradaydı.
Bizde çok meşhur bir söz vardır: “Kılavuzu karga olanın, burnu b.ktan çıkmaz.”
Ertan bunun tam tersinden kurdu bütün ilişkileri. Deyimlerle, atasözleriyle yerleşmiş düzeni, her gün yeniden üreten bir toplum kültürünün karşısında; dünyanın kenara itilenlerinin sesini çizdi.
Sorduğunuzu duyar gibiyim: “Ses nasıl çizilir.”
Bu doğrudan doğruya sesin kendi hüneridir. Sesler sözcüğe dönüştüğünde, aslında bize soyut birer resim verirler her an. Biz ala ala o soyut resimlere alışırız ve ne aldığımızı unuturuz.
Örneğin, ölen için deriz ki: “Mekanı cennet olsun!” Çünkü aklımızda bir resim vardır, bir film, sesleri ve renkleriyle o mekan tasviri... Cehennem dediğimizde de aynı şey.
Ertan’ı kanımın içinde özleyeceğim. O tok sesli, harikulade konuşmasıyla durmadan bir meseleyi söyleyişini özleyeceğim. Onun çizdiği, yere çaldığı dünya değildi sadece; onun çizdiği yaşamak istediği dünyaydı. Bu dünyanın namusunun, aşağılık ilişkilerin yasalarının bir toplamı olduğunu söyledi.
Ertan’a “Mekanın cennet olsun” demeyeceğim; yok, orada canı sıkılacağı için esirgemeyeceğim bu sözden onu, başka bir nedenim daha var:
Bilir misiniz, “cennetle,” “cinnet” aynı kelime kökünden gelir. Bu dünyada haksızlıklarla, ölümlerle, saldırganlıkla her gün cinnete sürüklenmiş arkadaşıma, yoldaşıma: “Mekanın ezilenlerin ayaklandığı topraklardır” diyeceğim: Diyorum ki: “Mekanın devrimci dünyanın ta kendisidir.”
“Ertan” diyeceğim, ve gırtlakta düğümlenen o sesler sözcük oluşturmamı engelleyecek. “Ertan!”

www.evrensel.net