TTK'de çalışan maden işçisi: Bedel ödemeden bir şey olmuyor

TTK'de çalışan maden işçisi: Bedel ödemeden bir şey olmuyor

Vedat Yalvaç, geçtiğimiz günlerde özelleştirmeye karşı yapılan madene kapanma eylemine katılan genç bir madenciyle konuştu.

Vedat YALVAÇ
İstanbul

Onların adı en çok facialarla duyulur. Soma, Ermenek, Şırnak, Kozlu, Karadon... Onlarca hatta yüzlerce işçinin bir anda iş cinayetine kurban gittiği facialar... Bir de eylemleriyle duyulurlar. Ya yerin yüzlerce metre altına kapanır, oradan seslenirler ya da 1990’daki gibi kimileri tarihe geçen yürüyüşleriyle seslerini ulaştırmaya çalışırlar. 

Tepkileri büyüktür, çünkü dünyanın en zor işini yaparlar ama karşılığını alamazlar. Sabah işe giderler ancak akşam eve dönmeleri garanti değildir. Her gün evden çıkarken eşleri, çocukları, anne ve babalarıyla helalleşmeleri de bundandır. Tertemiz bir şekilde yer altına inen madenciler, akşam yüzleri kömür karasıyla kaplı halde çıkarlar. Orhan Veli “Siyah akar Zonguldak’ın deresi, yüz karası değil, kömür karası; böyle kazanılır ekmek parası” dizeleriyle anlatır bu durumu. 

Ne bir pencere var, ne de cep telefonu. Bir indiler mi kuyu başından aşağı, tüm irtibatları kesilir yeryüzüyle. Bu yüzdendir ki yer altında ayrı bir dünya kurmuştur kendine. O dünyanın bir de kendine has dili vardır. Mesela “varda” denildiğinde herkes malzeme geldiğini bilir ve makineden uzaklaşmaya bakar. Öte yandan  “dinamit atıyoruz” demezler madenciler, “lağım atıyoruz” derler. “Kartiye” ise kömürün çıktığı yere verilen isim. Üretimin olduğu bölüm yani. Diğer bir adıyla “ayak başı”. Destek için kullanılan 4 metrelik direklere “sarma” deniyor. Ayrıca her kartiyeye bir ad veriyor madenciler. Bu isimlerin kimisi yıllar önce Fransızlar tarafından konmuş, kimisi de ölmüş madenci işçilerin isimleri. Sulu Ayak, Hacı Memiş, Piç Ayak, Pirinç Ayak bunlardan bir kaçı. 

Maden İşçisi (Evrensel)

AKŞAM HANGİ SARMA DENK GELECEK?

28 yaşlarında 4 yıllık genç bir madenciyle konuşuyoruz, madenleri ve yaşadıklarını. Geçtiğimiz günlerde TTK’nin özelleştirmesi girişimlerine karşı yerin altına kapanarak kısmen de olsa kazanım elde eden Zonguldak maden işçilerinden biri. Kazmacı olarak çalışıyor. Büyük efor sarf edilen, güç isteyen bir iş. Her gün kazma salladığı vücut yapısından da anlaşılıyor. Ama kendisini hâlâ madenci olma yolunda yürüyen biri olarak görüyor: “Bizim ustalar var. Ben onların yanında kendimi çok işçi olarak görmüyorum. Çünkü onlar bunu yaşam standardı haline getirmiş. Mesela benim ustam var, adam beni çocuğundan daha çok kolluyor. Diyor ki oğlum sen arkada dur. Sana bir şey olursa devlet bunun hesabını benden sorar. Sen gençsin bekar adamsın geride dur. Sen malzeme getir bekle.”

“Bizim işler zor” diyerek anlatmaya devam ediyor ve aklının hangi sarmaya denk geleceğinde olduğunu söylüyor. “Kötü sarma da var, iyi sarma da var” diyor “İyi sarmaya girersen 3 saatte çıkarsın kötü sarmaya denk gelirsen işi bitirmesen de olur ama 6 saat, 7 saat uğraşıp duruyorsun. Bunlar hep soru işareti insanın kafasında.” Bütün imkansızlıklara rağmen en az malzemeyle en çok işi yapmak olarak tarif ediyor maden işçiliğini: “Bir gün bizim madene gelme şansın olsa, dersinki bu adamlar manyak mı? Yaptığımız işler gerçekten akıl kârı işler değil. Adam gerektiğinde 10 ton kömür çıkarmak için araba dolusu mal-zeme çekiyor. 4 metre direk. Bildiğin kamyon dolusu direkleri bir yere boşaltıyor. Adam canını tehlikeye atıyor.”

DEVLETTE İTİRAZ EDEBİLİYORSUN

Özel madendeki arkadaşıyla kıyaslayarak, kamunun işlettiği madenlerin işçi için daha avantajlı olduğunu anlatıyor: “Özel sektör, hem çalışma koşulları bakımından hem de ekonomik anlamda bizden beter ama buna rağmen neden eylem yapamıyor? Devlet sektöründe olduğunda hem sendikan var hem işe itiraz edebiliyorsun, işi yapamayabiliyorsun. Bizim ocakta 20 yaşındaki adam 40 yaşındaki adama itiraz edebiliyor. Bizim kurumda sen hastaneye çıkmak istediğin zaman gidersin vizite kağıdı almasan bile raporunu alır gelirsin. Özel sektör böyle değil ki. İlk başta işyeri doktoru görüyor seni. İşyeri doktoru acil yazmadan 10 yevmiye ceza yiyorsun. 10 yevmiye az mı? Adamlar zaten 22 gün çalışıyor yasal olarak. Eylem sırasında mesela bizim arkadaşlar, polis müdahale edince ‘O devletin polisiyse ben de devletin işçisiyim’ diyebiliyor. Ama özel sektördeki adam bunu diyemiyor. Bugün özel sektörde işe gitmeyen adam ikinci gün işini kaybediyor. Ya da biraz insanları örgütlemeye kalktığı zaman iş bulamıyor.” 

‘AK PARTİ BİZ PARA VERDİK DİYOR AMA NEREDE PARA!’

“Bunu mutlaka yaz” diyerek TTK’deki işçi eksikliğinden yakınıyor: “TTK’deki işçi sayısı 40 binlerden 7 binlere kadar düşmüş durumda. Üretimdeki adamın üretime gitmesini beklersin ama ocağın içinde başka işler de oluyor. Mesela bir yerden bir yere trafo taşınması lazım. Bunun için 4 tane adam verdin mi oraya kömür akmaz buradan. Ama devlet bu adam üretimde çalışıyor diye görüyor. Bizim bir vardiya boyunca malzeme taşıdığımız oluyor bazen, bizden sonraki vardiya gelip orada çalışma yapıyor. Bunun yanı sıra basınç oluyor, direk kırılıyor. Kömür çeken konveyör makinesi var mesela. O kalkmaz bazen. O kalkmadığı zaman işin bitti. Bunun üstünü kürekle boşaltacaksın, altını açacaksın, kaldıracaksın, zincirlerine tekrar bakacaksın... Normalde dışarıda olsa 2 kişi bu işi yapar ama içeride 40 kişi yapamıyor. 1 metre alan, nasıl yapasın. Kömür atacak yerin yok zaten. Hal böyle olunca işçi, yapması gereken işi de yapamıyor. Bu da hem devlete hem işçiye zarar.” 

Normalde ayak hazırlanması için de ayrı bir ekip ayak için hazırlık yapar. Bu ekip tünel kadar yer sürer, daha sonra o tünel bacaya döner. Yani 6 metrelik genişlik ilerledikçe 4 metreye düşer. Tabii bu durum kömür damarının kalınlığına göre değişiyor. Genç işçi, “Öyle hazırlıklar yok mesela bizim buralarda” diyor. Bu politikalarla 3-4 yıl sonra bırak çalışacak işçiyi bulmak, çalışılacak ayak bulunamayacağını söyleyen işçi, işletmelerdeki kartiye sayısının her geçen gün azaldığını anlatıyor. Ücretlerin de eskiye oranla erimesinden şikayet ediyor: “2000 yılında  işçinin yevmiyesi ile 3 büyük tüp alınabiliyormuş. Şimdi bir buçuk tüp alabiliyorsun. Eskiden daha çok para kazanıyorduk. Şimdi Ak Parti biz para verdik, para verdik diyor ama nerede para? Bir ev olmuş 350 milyar. Eskiden insanların ev alma gibi bir derdi yoktu.”

Maden İşçisi

EŞEK GİBİ BU MAKİNE

Konuştuğumuz genç işçi madenlerin bilinçli olarak bitirildiğini düşünüyor. “Bizim kuyumuzu yapanlar Polonyalı. Senden çok mu ileri bir ülke” diyor ve ekliyor: “Bu aralar yeni bir makine getirdiler. Bu makine 40 yıldır var dünyada. Çin’den adamlar gelip kuruyor şimdi.” 

Bahsettiği makineyi mekanize bölümünde çalışan işçiler hemen çözmüş. Üstelik kendince pratik yöntemler de bulmuş. “Madenci doğada gördüğünü hayatına da uyguluyor” diyerek işçilerin bulduğu yöntemi anlatıyor: “Mekanizedeki arkadaşlarımız ilkokul mezunu ve makineye ilişkin hiçbir eğitimi olmadığı halde bir haftada öğrendiler. Üstelik onu kolay yürütmeyi öğrendi. Onların öğrettiği gibi yürütmüyoruz. Kolay bir yöntem buldu bizim işçiler. Mühendis bakmış, şaşırmış. ‘Kimin aklına geldi?’ diye sormuş. Onlar da ustayı bir işçiyi göstermiş. ‘Usta bunu nasıl yaptın?’ deyince o da ‘Basit demiş ya. Eşek gibi bu demiş. Arka ayakları kasarsan, ön ayağı attığın anda dengelenir. Eşekler arka ayaklarından başlar kalkmaya.” 

ADAMIN MADENDEN HABERİ YOK, DENETİME GELİYOR

Genç işçinin en çok yakındığı konulardan biri denetimlerin yetersizliği. TTK’nin işçi sağlığı ve iş güvenliğine yeterince önem vermediğini anlatan işçi, özel sektörde ise tümden bir başı boşluk yaşandığına dikkat çekiyor: “En basiti bizim ocakta çalışan barutçular özel ocağı denetlemeye gidemiyor. Neden? Çünkü korkuyor. Özel sektörün ocağında bir yanlışı olsa patlatmak zorunda kalıyorsun kapatmak için. O adam güvenliği nerede kaldı sonra. O adam sokakta rahat rahat gezebilir mi? İşveren onu bulmayacak mı? Bu nedenle öncelikli olarak bu insanlara güvence verilmesi gerekiyor. Öte yandan adam bir tane mühendis atamış, 40 yıldır o denetliyor. Böyle bir şey olur mu? Kaldı ki bu mühendis de maden mühendisi değil. Bilgisayar mühendisi, makine mühendisi adam gelip bizim ocakları denetledi. Adamın madenden haberi yok. Yeri geliyor denetliyor, yeri geliyor bir şey yapmıyor. Cezayı da neden kesiyor, devletin ocağı diye kesiyor. Gitsin bakalım özel sektördeki bir ocağa ceza kesebilecek mi? Soma’yı kim denetledi? Şimdi Soma’da çalışan işçinin nerede iş güvenliği var. İş, beş tane adamın insafına bırakılmış durum.” Yaptığı işin zorluğunu “KPSS’de bir soru çıkmış. Arkadaş girmiş. En çok kaza madenlerde yaşanmış. Yeri geliyor bir hafta cesedini alamıyorsun. Görüyorsun da alamıyorsun. 1 metre mesafe, gidemiyorsun yanına. Bunlar yadsınamaz. 120 lira yevmiye için bunu yapıyor. Bunları görmeden bilmeden konuşmak kolay. Madenci yeterince bedelini ödüyor” diyerek anlatıyor. 

GENÇ MADENCİLER KENDİ TARİHİNİ BİLMİYOR

Sorunların çözülememesinin en büyük nedenini, özellikle genç işçilerin bilinçsizliğine bağlıyor: “Genç işçiler, bazı konularda itirazını yapıyor ama bir yere kadar geliyor orada tıkanıyor. Asıl bilmesi gereken siyaseti bilmiyor. Zonguldak’ın tarihini bilmiyor, kendi tarihini bilmiyor. Şimdi anlatıyoruz öyle öğreniyor. Gidip Youtube’den izliyor. Sonra gelip babam da gitmiş diyor. Adamın bunları sorması için birilerinin onlara anlatması lazım. adamın araştırma niteliği yok. Araştırma yok, okuma yok. Bilinçli olarak bir harekete katılmak yok.”
Madene kapandıkları gün birkaç genç işçiyle yaşadığı diyalogları şöyle anlatıyor: “İki de bir ‘Abi artık gitmiyoruz muyuz?’ diye soruyor. Ben de ‘Kimse bizi burada zorla tutmuyor, kendi isteğimizle duruyoruz’ dedim. Yine bir başka genç işçi, ‘Biz neden duruyoruz burada’ diyor. Bir tanesi de gelmiş ‘Abi ben korkuyorum. Annem merak etmiştir’ diyor. Ben de ‘Annen senin burada olduğunu biliyor ve senin maaşından para alıyor mu?’ diye sordum. O da  ‘Alıyor’ diye yanıtlayınca, ‘O zaman korkacak bir şey yok’ dedim. Annesini aradı. Annesi çok korkmuş, ‘Keşke daha önce arasaydın’ dedi. Dedim ki ‘Bak sen ocakta telefon olduğunu dahi bilmiyorsun daha.’ Bir de akıllı telefon kullanıyor dışarıda. Adama bir şey soruyorsun abi Google’a soralım. Eline bir kitap, bir gazete almamış. Geçenler de Evrensel gazetesini dağıtıyor adamlar. 45 yaşında işçi, ‘Biz bu gazeteyi ilk defa okuyoruz’ diyor.”

KAZMAYI ELİNDEN ALIP ELİNLE Mİ KAZDIRACAK

Hayatı boyunca mücadele görmemiş işçilerin, itiraz da edemediğini söyleyen işçi şöyle devam ediyor: “Buraya köyden gelen arkadaşlarımız var. Biz işe girdikten sonra adam diyor ki ‘Siz nasıl mühendis ile konuşuyorsunuz. Sana ceza yazar, seni o ocaktan alır başka bir ocağa gönderir.’ ‘Alırsa alır. Ocaktan öteye bir yer mi var’ dedim. Adamlar her gün sarma denilen en ağır işi yapıyor. Bana başka bir iş verir mi diye korkuyor. Kardeşim adam sana daha ne iş verecek. Elinden kazmayı alıp elinle mi kazdıracak. Adam bunu idrak edemiyor.”

MADENCİ ÜLKESİNE MÜLTECİDEN DAHA YABANCI

Maden işçisi

İşçinin sosyal hayattan kopuk olduğunu, her şeye yabancılaştığına vurgu yaparak “İşçi ülkesine buraya gelen mülteciden daha yabancı. Başka insanlarla konuşsalar bir çok şeyi daha çok farkına varacaklar” diyor. Ağabeylerinden duyduğu kadarıyla 20 yıl önce yaşananları  aktaran işçi, devam ediyor: “20 yıl önce buralarda birahaneler varmış. İnsanlar bardak bulamıyormuş bira içmek için. Şimdi işçi kendini artık sosyal yaşamdan geri çekti. Toplum kendini geri çekti. Bira içmez oldu, müzik dinlemez oldu, sinemaya gitmez oldu. CHP’nin belediyesi Zonguldak’ta sinemasını açamıyor daha. Niye açamıyor? Orada Demirpark varmış da, burada AVM varmış da. Bir belediye kendi sinemasını açamaz mı?  Neymiş zarar ediyor. Belediyenin her organı kâr ediyor da sineması mı zarar edecek!  Bir makine koyacaksın içeri bir de birlet basacaksın alt tarafı.” 

HER ŞEY PARA DEĞİL BAZEN

Sendika grev kararı aldığında kimi işçilerin “Biz grevdeyken devlet bize maaş verecek mi?” diye sorduğunu anlatıyor ve şunları söylüyor: “Biz bunu zaten ne için yapıyoruz. Para için. Adam sana para verecek olsa biz neden greve gidelim? O zaman diyor ki benim borcumu sendika mı ödeyecek. Her şey para değil bazen. Tamam eskisi gibi değil. Şimdi ev kredisi var, doğal gaz faturası var. Hepsinin 2 tane 3 tane çocuğu var. Çoğunun eşleri çalışmıyor. Ama bazı bedeller ödemeden de bir şey olmuyor.” 

BİYOLOJİ ÖĞRETMENİ MADENCİLİK YAPIYOR

Yanında çalışan biyoloji öğretmenliğinden mezun ataması yapılmayan bir işçiden söz ediyor. 2006’da işe girmiş. Ona “Senin burada çalışman bu ülkenin ayıbı” dediğini ifade eden işçi, şunları söylüyor: “O da biliyor. ‘Benimle dalga geçer gibi 2-3 yılda bir televizyonlar gelir program yapar’ diyor. İşte öğretmen madende çalışıyor diye. Ama niye çalıştığını sormazlar. Mühendisler ya hocam senin ne işin var burada demiş. Demiş evleneceğim. Para yok. Hanım hemşire oldu ben ne olacağım. Dershanede mi çalışsaydım diyor. En azından bir devlet işine girdik.”

www.evrensel.net