Gazeteci Çelik: Sevinemedim çünkü Tunca ve Mahir tutuklu

304 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye olan Ömer Çelik, Tunca Öğreten ve Mahir Kanaat’ın serbest bırakılmasını istedi.

RedHack’ın sızdırdığı belgeleri haberleştirdikleri için 304 gün tutuklu kalan ve ilk duruşmada tahliye olan DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik, gazetecilere yönelik baskının nedenlerinden birinin örgütsüzlük olduğuna dikkat çekerek, tutuklu kalan Tunca Öğreten ve Mahir Kanaat’ın serbest bırakılmasını istedi. 

Redhack’in ele geçirdiği Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait e-postaları haberleştirdiği için 10 aylık tutukluluğunun ardından çıkarıldığı mahkemenin ilk duruşmasında tahliye olan Kanun Hükmünde Kararname(KHK) ile kapatılan Dicle Haber Ajansı'nın (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik, Mezopotamya Ajansı’na bu süreçte yaşadıklarını anlattı. Çelik, kendisiyle birlikte yargılanan Tunca Öğreten ve Mahir Kanaat’ın tutukluluk halinin devam etmesinden kaynaklı tahliyesine sevinemediğini söyledi. 

'DEĞİŞİM YOK ARTAN BASKI VAR'

Cezaevine girmeden önceki siyasal konjonktürden değişimin olmadığını, aksine daha baskıcı bir ortamın olduğu dile getiren Çelik, yargılandıkları 29. Ağır Ceza Mahkemesi'nin duruşma salonunda çok sayıda jandarma ve polisin bulunmasını da Türkiye'nin fotoğrafı olarak değerlendirdi. Gazetecilik faaliyetinden yargılandıklarını vurgulayan Çelik, “Savcı ve mahkeme dahi bunun farkında. Fakat davanın bu şekilde görülmesine zemin hazırladılar. Türkiye'de basının kalemşorlar üzerinden artık işleniyor. Ve bunu yapanlar gazetecilik kılıfı adı altında başka şeyler ile uğraşanlardır. Bu durum maillerde ortaya çıktı ve gerçeklerin ortaya çıkması rahatsız etti" diye konuştu. 

'MAHKEME GERÇEKLERİN ANLATILMASINDAN KORKTU'

Gözaltına alınırken uğradığı işkenceyi dile getirirken mahkeme heyetinin rahatsız olduğunu ifade eden Çelik, “Türkiye'de böyle bir şey yokmuş gibi davranıldı. 'Bu işin tali kısımları, esasa geçelim' yaklaşımı yaşandı. Baskı ve sindirme politikasının bir yansıması, yargı da bunun yürütücüsü oldu" diye belirtti. Davaya “mağdur” sıfatı ile müdahil olan Bakan Berat Albayrak'ın avukatının “Türkiye Cumhuriyeti'nin ana dili Türkçedir. Kürtçe etnik bir dildir. Bu yüzden sanığa Türkçe bilip bilinmediği sorulmasını talep ediyorum” sözlerini hatırlatan Çelik, şöyle devam etti: "Bu bile savunmaya ve Kürtçeye tahammülsüzlüğün göstergelerinden birisidir. Önümüze konulan suçlamaya sözlerimizin alınması gerekirdi. Propagandan yargılandığım Cizre ve Sur'a dair yaptığım haberlere dair gerçeklerin dile getirilmesi engellenmek istendi. Mahkeme bu sözlerdeki hakikat ve gerçeklerden korktu. Nedeni davayı takip eden gazetecilerin ve dünyanın duymaması için engellenmeye çalışıldı. "

'SAYIMIZ AZ ETİK GÜCÜMÜZ FAZLA'

Tutukluluk süresince yürütülen dayanışmayı hissettiklerini dile getiren Çelik, "Mesleki dayanışmanın gösterilmesi yaşadığımız zaman açısından önemine değinmek gerekiyor. Bu dayanışma hem gazetecilik faaliyetine sahip çıkmanın nedeni hem de bu mesleğin onurunu korunmak istendiği içindir. Muhalif medyaya yapılanları hepimiz biliyoruz. Sayısal olarak az da olsak etki gücümüz çok fazla ve az sayıdaki muhalif damarın dayanışması önemlidir. Bizleri bu dayanışma cezaevinden çıkardı önümüz deki süreçte diğer arkadaşlarımızı da bu dayanışma çıkaracaktır" dedi. 

'CEZAEVLERİNDEKİ İHLALLERİ YANSITACAĞIM’ 

Cezaevlerinde baba oğul, anne kardeş, toplumun her kesiminden insanın nedensiz bir şekilde özgürlüklerinden mahrum bırakıldığına değinen Çelik, baskı ve işkencenin 12 Eylül'ü de aştığını söyledi. Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Daha iki üç hafta önce 70 yaşındaki karı koca tutuklandı. Bu bile Türkiye'nin ne halde olduğunun göstergesidir. Ben de tutuklu iken bu haberleri yer yer haberleştirdim ve etkili de oldu.  Cezaevlerindeki baskı giderek artmış durumda. İnsan hakları örgütlerinin yanı sıra özellikle de oradaki durumu yansıtmak adına basına önemli görevler düşüyor.  Ben de bundan sonra cezaevlerindeki baskı ve hak ihlallerine sonra daha fazla hassasiyet göstereceğim.” 

'İTİRAZIN SESİNİ BİRLİKTE YÜKSELTMELİYİZ'

Kendisiyle aynı dosyadan yargılanan Tunca Öğreten ve Mahir Kanaat’ın tutuklu olmasından dolayı kendi tahliyesine sevinemediğini ifade eden Çelik, şunları söyledi: “Hukuk işletilseydi bu dava olmazdı. Hukuk bir bütün işletilseydi Tunca ve Mahir şuan özgür olurdu. Hukuk işletilseydi gazetecilik yargılanmazdı. Başta size, bana olmak üzere tüm gazetecilere ve tüm muhalif kesimlere düşen temel görev iktidarın hukuksuzluklarına itiraz etmek ve her yeri özgürlük alanına çevirmektir. Mesleğimizi zor şartlarda yerine getiriyoruz. Halka olan inancımızdan, gazeteciliğe ve hakikate olan inancımızdan bu topluma olan sorumluluk bilincinden kaynaklı mesleğimizi yapmaya çalıştık. Bir ikbal veya ekonomi için değil, topluma olan sorumluluk bilinci ile mesleğimizi yapmaya çalıştık ve yapmaya da devam edeceğiz." Gazetecilerin örgütsüzlüğüne işaret eden Çelik, "Bu baskıları yapanlara cesareti biz de verdik. Eğer biz birlik olabilseydik bu güce kavuşamazlardı. Kimliksel ayrılıkları bir kenara bırakıp mesleki ilkelerde birlik olup baskıları yapanlara itirazın sesini yükseltmeliyiz. Aksi durumda yaşanan baskıların artmasına biz gazeteciler sebep olmuş olacağız" diye belirtti. (MEDYA SERVİSİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Ekim 2017 16:04
www.evrensel.net