Gezgin: Batı, Myanmar’ı Çin etkisinden çıkarmak istiyor

Gezgin: Batı, Myanmar’ı Çin etkisinden çıkarmak istiyor

Prof. Dr. Ulaş Başar Gezgin, AB ve ABD’nin Myanmar’ı Batı’ya yakınlaştıracak fırsatları yakalamaya çalıştığına dikkat çekti.

Elif GÖRGÜ
İstanbul

Prof. Dr. Ulaş Başar Gezgin’le Myanmar’ın Arakan (Rakhine) eyaletindeki gelişmelere yönelik söyleşimizin bugünkü bölümünde yakın dönemdeki şiddet olaylarının neler olduğuna ve Arankan’da silahlı güçlerin nasıl ortaya çıktığına ve AB, ABD ve Çin’in rolüne değindik. 
AB ve ABD’nin, Myanmar’ın Çin’le yakınlaşmasından, böylece Çin’in daha da güçlenmesinden rahatsız olduğuna ve bu nedenle, Myanmar’ı Batı’ya yakınlaştıracak fırsatları yakalamaya çalıştığına dikkat çeken Gezgin, “Batı’nın Arakan Müslümanları’yla bu kadar çok ilgilenmesini buna yorabiliriz” dedi. Gezgin, Arakan için acil çözüm olarak ise uluslararası kurumların gözetiminde bir göç olduğunu belirtti.

Arakan (Rakhine) eyaletinde ortaya çıkan Arakan Rohinghya Kurtuluş Ordusu nasıl bir yapıdır? Nasıl doğmuş, nasıl gelişme göstermiştir ve buradaki Müslüman halkı temsil etmekte midir?

Myanmar’ın bağımsızlığından bu yana, Arakan’da bölgenin Doğu Pakistan’a -şimdiki Bangladeş- bağlanmasını talep eden bir mücahit direnişi var. Fakat az önce belirttiğimiz gibi, bölgede çoğunluk değiller. Mücahit direnişi, 1942’ye gidiyor. Müslüman Arakanlılar 2. Paylaşım Savaşı’nda İngilizlerin tarafında silahlanırken, diğer Arakanlılar Japon saflarına geçiyor. Dolayısıyla, Arakan sorununun emperyalizme giden bir kökeni var. 

1940’larda Arakan Müslümanları daha modern bir din anlayışına sahipler. Myanmar hükümetinde ve mecliste koltukları var. Myanmar’ın ilk iki kadın vekilinden birini Arakan Müslümanları çıkartıyor. Arakanlı Müslüman siyasetçiler, kendi etnik gruplarının da resmen tanınan gruplar içine girmesi ve Arakan’a eyalet statüsü verilmesi için mücadele ediyorlar. Arakan’ın çeşitli etnik gruplarının temsilcilerinin dönüşümlü olarak yönetime geleceği bir federatif eyalet talep ediyorlar. Ancak demokratik siyasetin yolları, 1962’deki askeri darbeyle büyük ölçüde kapanıyor. 
1982’de cuntanın geçirdiği Milliyet Yasası’yla Arakanlı Müslümanların vatandaşlık hakları ellerinden alınıyor. Vatandaşlık yalnızca yasada belirtilen halklara verildiğinden, Arakanlı Müslümanlar bu yasayla resmi olarak vatansız statüsüne düşürülüyor. 1990’larda 250 bini aşkın Arakanlı Müslüman, Bangladeş’e kaçıyor. Myanmar devleti ve Arakanlı Budistler, Arakanlı Müslümanları Bangladeş’ten gelen kaçak göçmenler olarak değerlendiriyor; ‘Rohingya’ sözcüğünü kullanmıyorlar, onun yerine ‘Bengalliler’ diyorlar. Myanmar’dan kaçan Müslümanların sayısının son günlerdeki katliamlar ve göçlerle, 1 milyonu aştığı tahmin ediliyor. 

SON ÇATIŞMANIN FİTİLİ 2012’DE ATEŞLENDİ

Son çatışmalı durumun fitilini 2012’deki olaylar ateşliyorlar. İddialara göre, bir Budist kadın, Arakanlı Müslüman bir grup tarafından tecavüz edildikten sonra öldürülüyor. Buna karşılık olarak, Budist grup 10 Müslüman öğrenciyi öldürüyor. Bunun üzerine, cuma namazından sonra Müslümanlar Budist tapınaklarını ateşe veriyor. 10-15 Budist öldürülüyor. OHAL ve sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor. İki taraftan ölümler sürüyor. Çatışmada iki grup tarafından da binlerce ev yakılıyor. Güvenlik güçleri, duruma müdahale ederek, Müslümanlara yönelik zulme başlıyor. Tapınakları yakılan rahipler de bu zulme ortak oluyor. Bunlar Türkiye’de yandaş basında da muhalif basında da yer bulmayan bilgiler. Bu bilgiler inandırıcı gelmedi mi? Bunlar, Reuters’ta 2012 yılında yayınlanarak oradan aktarımlarla birçok basın-yayın organında kendine yer buldu. Budistlerin evlerini yakan Müslümanların fotoğrafları bulunuyor. Bu dönemde, ABD ve AB, Myanmar ordusunun ‘ölçülü’ müdahalesini, STK’ların uyarılarına karşın olumlu karşılayıp destekliyor Dolayısıyla, mazlum Müslümanlar-zalim Budistler anlatısı tam olarak doğru değil. Ortada karşılıklı saldırılar, müdahale eden ordu, olayların daha da kötüye gitmesi vb. gibi durumlar söz konusu. Bu, sanırız, rahiplerin tepkisini haklı çıkarmaz; ancak en azından açıklar. Tapınakları yakılan rahiplerin bu beklenmedik durum karşısında faşistleştikleri anlaşılıyor. 

Şimdi biraz daha ayrıntılara girelim, çünkü gerçek, ayrıntılarda saklı: Olayları fitilleyen, Budist bir kadına yönelik (Ma Thida Htwe) tecavüz, soygun ve cinayeti 3 Müslüman gencin gerçekleştirdiği düşünülüyor. Daha sonra, kadına tecavüz edilmediği, 3 gençten birininse Budist olduğu ortaya çıkıyor. Gençler tutuklanıyor, bir otobüsle hapishaneye gönderiliyor. Bir otobüsü onları götüren otobüs sanan Budist grup otobüse saldırıyor, 10 Müslüman öğrenciyi öldürüyor. Öğrencileri öldüren 30 Budist tutuklanıyor. Fakat olaylar durulmuyor. Budist bir grup Müslüman köylerden birine saldırıp yakıp yıkıyor. Sonra yakıp yıktıkları köy sayısı 10’u geçiyor. Ordu, duruma el koyup evleri yakılan Müslümanları kamplara yerleştiriyor. Bu kez Müslümanlar Budistlerin evlerini yakmaya başlıyor. Budistler de kamplara yerleştiriliyor. 

Bütün bunlar olurken, zaten ülkede demokrasi yok. Budistler bile temel vatandaşlık haklarından mahrum. Ama Müslümanlar vatandaş bile değil; dolayısıyla süreç onların zararına işlemeye başlıyor. Fakat tek suçlu Arakan Budistleri, Su Çi ve Myanmar Ordusu mu? Değil. Bangladeş, çatışma bölgelerinden kaçan Arakan Müslümanları’nı ısrarla geri çeviriyor. Müslüman dayanışması göstermiyor. “Biz zaten yoksulluktan kırılıyoruz; daha fazla sığınmacıya bakacak kaynaklara sahip değiliz” diyorlar. Myanmar devleti, Birleşmiş Milletler’e öneri götürüyor: “Arakan Müslümanlarını (resmi ifadeyle ‘Bengalliler’) Bangladeş’e gönderelim, orada sığınmacıların gereksinimlerini siz karşılayın; böylece çatışmalar son bulsun” diyor. Birleşmiş Milletler reddediyor. Dolayısıyla, Birleşmiş Milletler’in de suçu var.

Şimdi, böyle din temelli bir göç yadırganabilir. Ancak belki de en pratik çözüm bu olabilirdi. Askeri rejim koşullarında, vatandaşlığı olmayan, demokrasinin ‘d’sinin yaşanmadığı bir ülkede kalıp ölmek yerine, göçmek en mantıklısıydı. Bu durum, Hindistan-Pakistan ayrışmasına da benziyor. İngiliz sömürgecileri Hindistan’dan ayrılırken, ülkeyi dine göre ikiye bölmüşlerdi; bu da iki yönlü büyük bir göç dalgası yaratmış, yollarda çok sayıda insan ölmüştü. Ancak, uluslararası kamuoyu denetiminde ve gözetiminde bir göç en pratik çözüm olacaktı. Bu da, Arakanlı Müslümanların başlarına gelenlerde Birleşmiş Milletler’in de sorumluluğu olduğunun bir başka kanıtı.  

KARŞILIKLI SALDIRILAR

Arakan Budistleri, “3 kuşak Arakanlı olduğuna kanıtı olmayanlar Bangladeş’e gönderilsin” diyor. Bu, 1982’deki yasanın doğal bir sonucu. Öğrenci hareketi 2012’deki olaylar için, “bunun dinle ilgisi yok. İki tarafın da yaptığı terörizm.” biçiminde açıklamada bulunuyor. Bangladeş, Arakanlı Müslümanlar giremesin diye sınır güvenliğini arttırıyor. Dalai Lama ise, Su Çi’ye yazdığı mektupta Budizm’in şiddet yanlısı olmadığını anımsatıp olayları kınıyor. 

2013’te Myanmar’da Müslümanlara yönelik saldırılar, bir Müslüman kuyumcunun Budist bir müşteriyle arasında geçen tartışma dolayısıyla ateşleniyor. Budist grup dükkana yürüyor, araya polis girip kalabalığı dağıtıyor. Fakat konuyla bir ilgisi olmayan bir Budist rahibin bir cami yakınında Müslüman gençlerce diri diri yakılması nedeniyle, işler çığırından çıkıyor. Güvenlik güçlerinin göz yummasıyla, Budist grup, Müslüman okulundaki 32 öğrenciyle 4 öğretmeni linç ediyor. Sonrasında Budist gruplar, polisin gözü önünde birçok Müslüman’ın evini ve dükkanını yakıyor. Sonra OHAL ilan ediliyor, ordu devreye giriyor ve olaylar yatışıyor. Saldırılara katılan hem Müslümanlar hem de Budistler mahkemede yargılanıp hapse konuyor. Benzer olaylar başka şehirlerde de yaşanıyor. Olaylardan biri, bir Müslüman kız öğrencinin bisikletle giderken yanlışlıkla bir Budist rahibe çarpması ve kabını kırması nedeniyle başlıyor. Ülke barut fıçısı. En ufak bir kıvılcım, hemen yangına dönüşüyor. Başka bir olay, bir Müslüman’ın bir Budist kadını diri diri yakmasıyla patlak veriyor. Buna karşılık, cami, yetimhane, dükkanlar yakılıyor. Budist halk, kadını diri diri yakan adamın kendilerine verilmesini istiyor; polis onu vermeyince Müslümanlık namına ne görürlerse yakıyorlar. Başka bir olay, bir söylenti üzerine, (bir Müslüman erkeğin bir Budist kadını taciz ettiği biçiminde bir söylenti) çıkıyor. Budist rahiplerin yönetimindeki grup cami, ev ve dükkan yakıyor. Fakat arada umut ışıkları da yok değil. Motosikletli kılıçlı Budist gençlerden kaçan Müslümanlar bir Budist manastırına sığınıyor, orada saklanıyorlar. 

2014’te Facebook’ta paylaşılan bir fotoğraf, Budist grubun Müslüman işyerlerine saldırısını tetikliyor. İddiaya göre, bu, bir Müslüman erkek tarafından tecavüz edilen bir Budist kadının fotoğrafı. 2016’da kimi bölgelerde camiler yakılıyor, kimi bölgelerde yıkılıyor. 

SİLAHLI MÜCADELE  2016’DA BAŞLADI

2016’ya geldiğimizde artık Arakan sorununda yeni (ve daha karanlık) bir döneme giriyoruz: Bir grup Arakanlı Müslüman, silahlı mücadele başlatıyor; karakollara saldırıyorlar. Buna Myanmar ordusunun yanıtı çok sert oluyor. O zamana kadar olaylara göz yuman ama kendileri bizzat müdahil olmayan güvenlik güçlerinin elinde, yargısız infazlar, diri diri yakmalar, tecavüzler vb. sıradanlaşıyor. Arakanlı Müslümanların silahlı mücadeleye yönelmesi çok doğal ve herhalde tüm yaşanılanlardan sonra temsil ettiğini ileri sürdüğü halkın büyük desteğini aldığını söyleyebiliriz. Ancak savunma amaçlı değil de saldırı yönelimli olması ve orantısız bir güce karşı uzaktan savaşması dolayısıyla bir başarı kazanma olasılığı çok düşük. Bu nedenle, en iyi çözüm, Müslümanların ve/ya da Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin bir araya gelip Arakan Müslümanlarının Bangladeş’e sağ salim göçmelerini sağlaması ve orada ihtiyaçlarının karşılanması için maddi destek sağlanması olmalı. 

Arakan’daki şiddet özellikle büyük batı medyasında ciddi gündem oldu. Bu ilgiyi benzer süreçler yaşayan her bölgede görebiliyoruz diyemeyiz; uluslararası güçlerin çıkar ve ihtiyaçlarının belirleyici olduğunu biliyoruz. Bu yüzden sormak gerekiyor; uluslararası siyasetin, emperyalist ülkelerin ya da Myanmar’ın komşularının bölgedeki şiddete ve toplumsal gelişmelere etkisi nedir?

Çok doğru bir yaklaşım. Myanmar, Çin için çok önemli bir coğrafya. Diğer ülkelerle ilişkilerinde büyük ölçüde yalıtılmış olması onu Çin’e yaklaştırıyor. Çin dostu yoksul bir Myanmar, Çin’in Hint Okyanusu’na açılan kapısı anlamına geliyor. Çin, ‘Bir Kuşak Bir Yol’ adlı dev projesiyle eski İpek Yolu’nu hem karadan hem denizden canlandırmayı planlıyor. Deniz yolu için, Hint Okyanusu’na çıkış lazım. Bunun için Hindistan ya da Bangladeş limanları değerlendiriliyor. Ancak, Myanmar daha iyi bir seçenek olabilir. 

AB VE ABD, ÇİN’İN ETKİSİNDEN RAHATSIZ

AB ve ABD, Myanmar’ın Çin’le yakınlaşmasından, böylece Çin’in daha da güçlenmesinden rahatsız. Bu nedenle, Myanmar’ı Batı’ya yakınlaştıracak fırsatları yakalamaya çalışıyorlar. Su Çi’nin iktidara gelişi böyle bir fırsat oldu. Böylece Myanmar ağır ağır da olsa ‘demokratileşecek’, AB ve ABD ile ilişkiler geliştirecek, böylece Çin’in nüfuz alanından çıkmış olacaktı. Batı’nın Arakan Müslümanları’yla bu kadar çok ilgilenmesini buna yorabiliriz. Ne kadar ilgi olursa, o kadar yakınlaşma olur. Su Çi, AB ve ABD tarafından kınanırken, çok sert açıklamalar da yapılmıyor. Hatta kimi araştırmacılar, Rohingya sorununun ordu ve orducular karşısında Su Çi’yi zor durumda bırakmak için bilerek tırmandırıldığını ileri sürüyor. Sonradan, “bakın iktidarı verdik ama yönetemedi; ordu zamanında herşey daha iyiydi” gibi bir çıkarım yapılsın isteniyor. 

Hindistan, Su Çi’ye destek açıklamaları yapıp İslami terörle savaşta ortak olduklarını dile getiriyor. Çin de benzer bir yaklaşıma sahip; Su Çi’ye inanıyor. Bu anlatıya göre, daha önce belirtildiği gibi, “Rohingyalar, Myanmarlı değil, yasadışı göçmenler. Myanmar’a gelip Budistleri kışkırtıp bir sürü olaya neden oldular. Bu da yetmezmiş gibi şimdi de karakollara saldırıyorlar.” Çin de Uygur sorunu nedeniyle benzer bir tutuma sahip; ancak Batı’ya karşı küreselleşmenin savunucusu olan küresel bir güç olarak daha ortada bir yerde duruyor. Örneğin, Rohingya sorununun barışçıl bir biçimde çözümlenmesi için Myanmar ile Bangladeş arasında arabuluculuk önerisinde bulunuyor. Kimi Batılı yazarlar, AB ile ABD’nin rolünü görmezlikten gelerek Çin’i suçluyor.

SU Çİ BİRÇOKLARINI HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTI

Peki Su Çi’nin suçu ne? Durumu ne? Su Çi gerçekten bu terörizm söylemine inanıyor mu? İnanarak mı söylüyor? Yoksa zaten hassas dengeler üzerinden, orduyla uzlaşarak aldığı özgürlüğünü ve makamını ateşe atmamaya mı çalışıyor? Aslında Su Çi, Şirin Ebadi’nin dediği gibi, Nobel’i insan haklarına ilişkin duyarlılığı nedeniyle almamıştı, cuntaya karşı siyasal mücadelesi nedeniyle almıştı. Dolayısıyla, Nobel’i alma nedeni, Rohingyalarla ilgili ne tür bir görüşü olabileceğine ilişkin zaten bir ipucu vermiyordu. Bir de şu var: Olanlardan Su Çi’yi sorumlu tutarken şunu unutmamak gerekiyor. Su Çi, daha geçen yıl makama oturdu. Hükümet, başbakanlık, devlet başkanlığı, meclis çoğunluğu vb. partililerinden oluşsa da, onun dışındaki bütün kilit devlet kademeleri ordunun ve orducuların elinde. Dolayısıyla, Myanmar demokratik bir ülke mi ki Su Çi orduya söz geçirebilsin?.. Yine de, beklentiler çok yüksekteydi, birçoklarını hayal kırıklığına uğrattı. 

BÖLGEDEKİ MADEN YATAKLARI DA ETKİLİ

Sermayenin ve devletlerin güdümündeki uluslararası medya, çok doğru, birçok katliamla hiç ilgilenmedi. Myanmar’da diğer etnik azınlıklara yönelik insan hakları ihlallerine ses çıkarmadı. Neden şimdi tepki gösteriyor? Daha önce belirttiğimiz gibi, Çin’in etkisini önlemek temel neden. Bir diğer neden de, bölgedeki maden yatakları olabilir. Çin Yerbilim Kurumu’nun verilerine göre, Arakan Müslümanları’nın daha önce en yoğun yaşadığı, Bangladeş’e komşu olan kuzey kıyılarda petrol, gaz ve kömür yatakları var! 

Ülkenin orta bölgeleri de öyle! Nikel-krom-bakır-altın-platin yataklarının bir bölümü Arakan’dan geçiyor.  
Başka bir kaynak, Arakan için mermeri işaret ediyor! 

‘ARAKANLILARA YÖNELİK HAK İHLALLERİNİN ACİL OLARAK DURDURULMASI GEREKİYOR’

Myanmar’da nasıl bir yönetim var bugün ve -uluslararası baskı/müdahaleyi de dikkate alırsak- bundan sonra gelişmelerin ne yönde gerçekleşmesini bekleyebiliriz?

Türkiye’nin çeşitli nedenlerle birtakım girişimleri var. Daha önce belirttiğimiz gibi, bu aşamada, en mantıklı yol uluslararası gözlemcilerin gözetiminde bir göç. Su Çi iktidarda olsa da, asıl güç onda olmayabilir. Vatandaşlık hakları olmayan, sürekli linç tehlikesi geçiren bir halk için başka yol yok. 

Umarım bir an önce sağsalim çevredeki Müslüman çoğunluklu ülkelere ulaşır, rahat bir soluk alırlar. Onlara yardım için uluslararası düzeyde, özellikle de zengin Arap ülkelerinin desteğiyle bir fon oluşturulması gerekiyor. Fakat daha önceki birçok örnekte, aslında bu ülkelerin dindaşlarına pek de yardımcı olmadığını gördük. İnsanlık yine düşük gelirli Müslümanların para toplayıp göndermesine kalmış gibi görünüyor. İslam örgütünün somut adım atması gerekiyor. Birleşmiş Milletler zaten Batı’nın çıkarını koruyor. Dolayısıyla kimileri insan hakları açısından, kimileri din açısından, o ya da bu nedenle, elinden geleni yapmalı... 

“Çözüm için göç” diyorsunuz ama “demokrasi yoksa anti-demokratik muamele görenler başka ülkelere göç etsin” yöntemi ne kadar gerçekçi? Myanmar’da Arakanlı Müslüman kalmayınca ülkenin demokrasi sorunu çözülecek mi? Ya da Arakanlılar başka ülkeler de demokratik bir yaşama mı kavuşacaklar?

Arakan Müslümanları’na yönelik insan hakları ihlallerinin acil olarak durdurulması gerekiyor. Bunun için göçün tek gerçekçi çözüm olduğunu düşünüyorum. Ancak, bunu söylerken, kastettiğim, Myanmar güvenlik güçlerinin gözetimindeki bir göç değil; uluslararası kamuoyunun müdahil olduğu bir göç. Elbette her anti-demokratik uygulamaya maruz kalan, göç etmemeli. Fakat unutmayalım: Arakanlı Müslümanların yaşadıkları yeni değil. 1982’de resmi olarak vatansızlaştırılıyorlar. Aradan 35 yıl geçmiş. Bu 35 yılda düşünün ki kamu görevinde bulunamıyorlar örneğin. Ayrıca, Myanmar’ın kısa erimde demokratikleşmesi gibi bir olasılık pek olanaklı görünmüyor. Su Çi aslında yalnızca Arakan konusunda değil, başka konularda da beklenen performansı sergilemedi. Belki de sergileyemedi. Myanmar’ın egemen sınıfları Su Çi’yi vitrine koyarak, ama gerçekten asıl yetkileri ellerinde bulundurmayı sürdürerek, belki de egemen konumlarını perçinlemiş oluyorlar. Su Çi’yi vitrine koymasalardı belki bu kadar güçlü olmayacaklardı.

DEMOKRASİYİ GETİRECEK OLAN YENİ KUŞAK HAK SAVUNUCULARI

‘Myanmar’ dediğimizde 70 yıldır tanıdığı tanımadığı azınlıklarla fiziksel olarak da başka yollardan da çatışan bir ülkeden söz ediyoruz. Burada kısa erimde demokrasi gelmesi zor. Demokrasiyi getirecek olan, bana göre, koltuğunu korumak için ordunun kırmızı çizgilerine dokunmayan Su Çi yerine yeni kuşak hak savunucuları olacak. Bir de şu var ve bu, çok uzun bir konu: Demokrasiden hangi asgari müşterekleri anlıyoruz? Ho Amca’nın deyişiyle, “Kapitalistler, kendi anayasalarını kişisel hakları, demokratik özgürlükler konusundaki hakkı ve bütün vatandaşların çıkarlarını garanti eder diye kendilerini överler. Fakat gerçekte, anayasada kayıtlı haklardan sadece burjuvalar yararlanır.”

Dolayısıyla, Myanmar’a bir gün demokrasi gelse bile, mülkiyet ilişkilerine dokunulmadıkça ona gerçek demokrasi diyemeyiz. Müslümanlar bir yandan mülksüzleştirilirken onlara vatandaşlık verilmesi, göstermelik bir demokrasi anlamına gelir. Zaten Myanmar’ın demokrasi sorunu, yalnız Arakan sorununa bağlı değil; o, temel sorunun yalnızca küçük bir yansıması. 135 etnik gruba da demokrasi lazım ve resmen tanınmayan etnik gruplara da...

Arakanlıların başka ülkelerde demokrasiye kavuşacaklarını sanmıyorum; ama en azından fiziksel imha koşullarından kurtulmuş olacaklar. Beterin beteri var. Yukarıda andığım nedenle, sınıflı bir demokrasinin kendi içinde çelişkili olduğunu düşünüyorum. 

GÖÇ EDEN ARAKANLILAR ‘UCUZ İŞ GÜCÜ’ OLACAKLAR

Ayrıca, Arakanlılar konusunda dünyanın hemen hemen tüm Müslüman çoğunluklu ülkeleri (ki sayıları 50’yi aşıyor; dünya ülkelerinin neredeyse dörtte biri) başarılı bir grafik sergilemedi. Bangladeş, Malezya, Endonezya; bu en yakın 3 Müslüman ülke, daha etkin olsaydı, Arakanlı Müslümanların durumu bu kadar kötüye gitmezdi diye düşünüyorum. Tahminime göre, Arakanlılar, orta ve uzun erimde, zengin Arap ülkelerinin köle koşullarında çalıştırılacak ucuz iş güçleri olacak. Demokrasi olsa ne olur... Zaten Budist Myanmarlılar da aynı koşulları yaşıyor kendi ülkelerinde ve yurtdışında, özellikle Tayland’da. Fakat ortak bir mücadele hattı olanaksızlaştığına göre, başa dönersek, göç, acil olarak insan hakları ihlallerinin durdurulması için en gerçekçi ve uygulanabilir çözüm...

Son Düzenlenme Tarihi: 12 Eylül 2017 03:17
www.evrensel.net