İki ses ve iki saz albümü: Duo

İki ses ve iki saz albümü: Duo

Kemal Dinç ve Ahmet Aslan ile 15 Eylül’de müzik raflarındaki yerini alacak yeni albümleri 'Duo'yu konuştuk. (Fotoğraf: Sinan Demirtaş)

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Kemal Dinç ve Ahmet Aslan, son yıllarda yaptıkları çalışmalarla dikkat çeken müzisyenlerin başında geliyorlar. İkilinin, kendilerine özgü icra teknikleri ve sazlarında oluşturdukları farklı tınılarıyla adeta yeni bir tarzı var. Zaman zaman birlikte konser alan ikili, bu birlikteliklerini albümleştirerek (DVD/CD) arşivlik bir çalışmaya imza attılar. 15 Eylül’de müzik raflarındaki yerini alacak albüm, Türkiye’de bir ilk olma özelliğini taşıyor. Albümün konukları ise Erdal Erzincan (sesi ve bağlaması) Antonis Anissegos (piyano) ve Yadigar Koçer (ses). Yeri gelmişken söyleyelim: Yadigar Koçer sesiyle dikkat çekiyor.

Müzikal çalışmalarında yaptıkları yeniliklerle dikkat çeken ikili, sunulana kuşku ile bakmanın  öneminden bahsediyor. Sazları ve sesleriyle gelenekselliğe yeni formlar katan ikilinin Duo çalışması, Kırmanckî (Zazaca) ve Türkçe okudukları eserlerle iki dilli bir albüm.

Kemal Dinç’in Dinç Sazı ve Ahmet Aslan’ın Di-Tar olarak bilinen sazları, yeni akort Çapraz Düzeni, eklenen yeni perdeler ve mızrapsız icra teknikleri, albümün özellikli soundunu oluşturuyor.

Albümün konuklarından Antonis Anissegos (piyano), alışılmadık icra teknikleriyle ikiliye eşlik ediyor. Kalan Müzik etiketiyle tüm müzik marketlerde ve dijital platformlarda dinleyicisiyle buluşacak albümle ilgili Ahmet Aslan ve Kemal Dinç’le sohbet ettik.Albümün iki ana can direği olduğunu söyleyen Kemal Dinç, bunlardan birinin sazları, diğerinin de yorumlama tarzı olduğunu ifade ediyor. Ahmet Aslan da, “İlk önce sesimizi aramak söz konusuydu. Farklı seslere, tınılara ihtiyaç duyduk” diyor. Aslan, Kemal Dinç’in Süleyman usta ile enstrüman üzerinde yaptıkları çalışmalara dahil olduğunu anlatıyor. Beşinci denemenin sonucunda istediği sesin evrimini yakaladığını belirten Aslan, sazına Di-Tar adını verdiğini anlatıyor. Aslan kendisine özgü enstrümanını şu ifadelerle dile getiriyor: “Di, Kırmanckî’de (Zazaca) bulmak, görmek manasına geliyor. Kendi sesini bulmak diyebiliriz. Tar kelimesi zaten telli çalgıların son eki olduğu için, Di -Tar oldu. Di-Tar için, bulunan ses diye de bakılabilir.” Enstrümanda ses arayışının bilimsel çalışmalara atıfta bulunarak süreceğini anlatıyor Aslan.

‘BAĞLAMANIN TEK PROTOTİPİ YOK’

Kemal Dinç ise, sosyal devinimler ve değişimlerin sazlar üzerindeki etkisene de dikkat çekiyor. Avrupa’da son büyük değişimin sanayi devrimiyle başladığını anlatan Dinç, ‘60’lı yıllarda Türkiye’den Avrupa’ya başlayan göçün sonraki yıllarda bağlamanın değişimine etkisinden söz ederek, “Sonraki kuşaklar olarak Avrupa’da değişik sazlarla tanışık olduk. Karşılaşmak önemli.Her sazın kendi tarihi ve dönüm noktaları var. Her saz her düşünce kadar melezdir de. Dışarı doğru akan fikir iyidir diye düşünüyorum. Bağlamamda bir sürü böyle melezlikler var... Bağlamanın tek prototipi yok. Saz, TRT ve devlet kadrolarında tek tipleştirilerek mahkum edilip hizaya çekildi. Saz, insan gibidir, her birinde ayrı sesleniş olmalı. Bizim yaptığımız da okyanusta bir damla. Damla da olsa önemsiyoruz.”

Sazın ve icra sürecinin önemli olduğunu anlatan Kemal Dinç, “Değişimin kaçınılmaz olduğunu biliyoruz. Tıkanıklığın, düğümün nerde olduğunu çözmek için gelinen ile gidilen güzergahın aynı olmayacağını nasıl fark ederiz? Önsezileriniz kuvvetliyse ayaklarınızı üzmezsiniz” ifadelerini kullanıyor. Albüme taşıdıkları eserlerin 700 yıllık bir tarihi olduğunu söyleyen Dinç, “Ses bütün evrenin ortak değeri” diyor.

Farklı enstrümanlarla daha önce de halk müziği eserlerinde kullanıldığını da hatırlatan Ahmet Aslan, dikkat çektiği enstrümanın nerede ve nasıl kullanıldığının önemli olduğunun üzerinde duruyor. Albümün kaydıyla ilgili olarak Aslan şunları anlatıyor: “Nerede sahne alıyorsak, kaydı orada aldık. Çünkü stüdyo dar bir alan, izole oluyoruz. Bu durum bizi rahatsız ediyor. Konser salonları, kayıt almak için daha verimli bir ortam sağlıyor. Konser verdiğimiz yerlerde kaydetmenin daha doğru olduğunu düşünüyoruz.”

‘SIRLARINI’ ANLATTILAR

Kemal Dinç, ‘sırlarını’ paylaşıyor: “Sazı saz gibi çalmamak.” Stüdyo ortamının önceden kurgulanmış bir süreç olduğunu hatırlatan Dinç, “İkinci sır,  cesaret. Birikiminizi hiç düşünmeden o an nasıl hissediyorsanız öyle icra etmek, ve her zaman farklı icra etmeyi cesurca denemek, tıpkı aşıklık geleneğinde olduğu gibi, yinelemek yerine yenilemek. Bizler de bu albümde kendimizi sınadık, çalışmadığımız kimi eseri kayıt anında çaldık, sürpriz anlar da yaşadık. Bıkkınlık yaşamadık, 18 eseri iki günde hücum kayıt olarak aldık. Üçüncü sır ise, yorumlanacak eserin tarihini tasavvur edebilmek, hissetmek. Yani anlamak”

SUNULANA KUŞKUYLA BAKMAK

Okudukları eserlerin bağlantılarına ilişkin Kemal Dinç şunları anlatıyor: “Her duyduğumuz kaynak değil, şüpheci yanımız var. İkinci, üçüncü elden dinlediğimiz eserleri tekrar ve tasavvur ederek gözden geçiriyoruz. Çağımızdaki hız algısı maharretlikle özdeşleştirliyor. Bunu genelde tadyo ve televizyoncular tetikliyor. Peki ya eserin ruhu? Mevcut duruma eserin içeriği de ruhu da kurban ediliyor. Bir eseri dört mevsim boyunca çalıp okuduğunuzda her mevsimin karakterini o anda hissetmek başka, ortama göre eseri seslendirmek başka”

Ahmet Aslan, ellerinde kayıt listesi olmadığı o an hissettikleri eseri okuduklarını anlatarak, “Yolumuz, okuduğumuz eserin geçtiği coğrafyalara düştüğünde, içtiğimiz suyun da, soluduğumuz havanın da, ruhumuza etkisi oluyor. Hiç ummadık bir anda ortaya çıkıyor” diyor.

Her şeyin hızla tüketildiği günümüzde albüme ilişkin de Kemal Dinç, “Sorun albümün yayılması, herkes tarafından dinlenmesi değil de, tüketimin hızlıca süregelmesiyle başlıyor.” diyor. Ahmet Aslan da, yaptıkları albümün çok satması ya da tıklanması değil, yaptıkları işin doğru anlaşılmasını istediklerini söylüyor. Aslan, albümde emeği geçen herkese teşekkür ediyor.

YAKALANAN AHENK

İkilinin gerek enstrümanları gerekse sesleriyle yakaladıkları ahenkle ilgili Kemal Dinç şunları söylüyor: “Sazdaki ahenk deliğinin neden arkada olduğunu sorgulamakla başladım evvela,  ustalardan da tatmin edici bir cevap alamayınca doğru bulduğum fikirleri kendi sazımda uygulamaya koyuldum. Tel hacmi değişti, en dip ses iki oktava pese ulaştı. Misket düzenini keşfedip, bağlamaya yeni perdeler ekleyince sazda yeni tınılar alır olmuştum. Daha sonra, adını Çapraz Düzeni koyduğumuz akort sistemiyle devam ettim. Her saz her yeniliğe açıktır” Devamında konuşan Ahmet Aslan ise şunları ifade ediyor: “Sonuç olarak sazın kendine has bir ses rengi vardır. O an bağlama gibi dokunursak onun gibi reaksiyon veriyor. Kemal’in sazı kimi zaman da klasik gitar gibi tınlayabiliyor. Sazlarımız, müzik kalitemize ne katar? Biz ona ne katabiliriz? İhtiyaçlarımızın en büyüğü budur. Ayrıca enstrümanın formu, çalım tekniği ve kendine has bir ses rengi var mıdır, yok mudur? Dolayısıyla şimdiye kadar enstrümanların kombinelerini bir araya getirirken diğer enstrümanlardaki sesleri, renkleri barındırıyor mu? Tabi bunları hesaplayarak değil, enstrüman ortaya çıkınca, dokunuşlarla açığa çıktığında enstrüman size yol göstermiş oluyor. İkimizin sazlarında da bu yanlar var. Enstrümanla zaman geçirdikçe, dokundukça, enstrüman kendisini açığa çıkarmaya başlıyor. Bir de bu, bir günde olan bir şey değil...”  Aslan, enstrümanın çalındığı mekana göre sesinin farklılaşacağını, bunun müzisyen ruhuna da yansıyacağını anlatıyor.

KİLİSELER, CAMİLER KAPILARINI AÇSIN

Avrupa’da bulunmanın kendilerine bir avantaj sağladığını söyleyen Kemal Dinç, “Kiliselerin, okulların kapıları sanata açık. Sazlarımızla oralarda kayıtlar alıyoruz.” diyor.

İkisi de stüdyolarda yapılan albümlere karşı olmamakla birlikte dar alanda, kapalı kapılar ardında çalmayı tercih etmiyorlar. Geniş mekanlarda çalışmanın ruha daha uygun olduğundan albüm kayıtlarını mümkün olduğunca stüdyo dışında yapacaklarını söylüyorlar.
Kemal Dinç, “Türkiye’de manastırlar da, kiliseler de, camiler de kapılarını sanata açmalı. Bizi ilgilendiren mekandır. Çalışmalarımızı be mekanlarda kaydedebilseydik güzel olurdu. Ama olmadı” diyor.

‘BENİMLE KEMAL’İN FESTİVALİ OLUYOR’

İkilinin birlikte yakaladığı ahenge ilişkin Ahmet Aslan şunları söylüyor: “Uzun yıllara dayanan bir tanışıklığımız var. Her sohbette çalıp okuruz. Bu bir nevi benimle Kemal’in festivali oluyor.”

Kemal Dinç, “Bazen de iç dünyalarımız kesişiyor. Bu albüm fikri kimden çıktı, hatırlamıyoruz. Ne yapabiliriz, nasıl yapabilirizden evvel zaman ve mekan hususunda sözleşip işe koyulduk. Bundan sonra da elbette yine farklı çalışmalar yapacağız” diyor.
Kemal Dinç devam ediyor: “Zazaca bilmiyorum, ama sesin dilini anlıdığımı sanıyorum. Ana dilim Türkçe, herkes beni Dersimli zannediyor. Giresun kökenli olduğumu duyunca şaşırıyorlar.” Ahmet Aslan söze giriyor: “Kemal’e direkt toprağım deyip Zazaca merhaba diyorlar.” (gülerek)

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.