Regas’tan, Paramaz’a ve Deniz’e…

Regas’tan, Paramaz’a ve Deniz’e…

Gazeteci-Yazar Nevzat Onaran, Osmanlı'da 1797'de Anayasa hazırlayan Rum Velestinli Regas'ı yazdı.

Nevzat ONARAN
[email protected]

Üç isim;1798’den bugüne… Üçü de canını yoldaşlarıyla birlikte verdi; Regas yedi, Paramaz on dokuz ve Deniz iki yoldaşıyla…

En genci Deniz’di. Regas 41, Paramaz 52 ve Deniz 25 yaşındaydı. Regas 1757, Paramaz 1863 ve Deniz 1947 doğumluydu… 

Osmanlı-Cumhuriyet egemenleri canlarını aldı; daha nice milyonlarcasının da…

Regas, Paramaz ve Deniz dedim, elbette adını anmadıklarımızı ve bilmediklerimizi de saygıyla anıyorum… 

Böyle bir zamanda, bu tarz bir makale neden yazıldı diye sorulabilir; bahsedeyim…

15 Haziran’da 60 yaşım bitti, 61’deyim. Daha ne kadar yaşarım bilmem. 1970’lerin ikinci yarısı sonrasının yaşayanı ve bazen sanığı olarak, zaman zaman “ne kadar çok yaşadım” dediğim anlar oldu. Çünkü milyonlar bu yaşı göremedi…

61 yaşının ilk günlerinde bile öğreneceğim ne kadar çok şeyin olduğunu bir kez daha yaşadım… Tamam, öğrenmenin yaşı yok da, bu kadar olmaz ki…

Böylece bir kez daha Türk burjuvazisinin bendini tam aşamadığımızı anladım…

Daha birkaç yıl öncesinde Paramaz ve yoldaşlarının mücadelesini öğrenmiştim…

Sosyal Demokrat Hınçakyan Partisi militanı Paramaz, 1897’de Van’daki savunmasında Kıptiler yani Çingeneler dâhil Ermeni, Türk, Rum, Kürt tüm halkların eşitliğini ve kardeşliğini savunduğunu söylemişti, yani temel talebi adalet ve özgürlüktü. Paramaz mücadelesini sürdürdü, 1915’de darağacına çıkana kadar…

Paramaz mücadele çizgisinden sapmadı… Fakat bu toprağın halklarının adalet-özgürlük mücadelesini sürdürenler, Paramaz’ı ve yoldaşlarını bilmedi, bilemedi, birkaç yıl öncesine kadar…

Komünistler için sosyal mücadele tarihi denilince Mustafa Suphi ve TKP’si öncesine gidilmedi, gidilemedi. Bu, ciddi ideolojik-siyasi körlüktü, hatta köksüzlüktü…

Körlüktü; Ermeni soykırımını ve 1914-1923 döneminde Anadolu’dan Hıristiyanların temizlenmesini yeni yeni tartışır ve bilgilenir olduk. Ermeni ve Rum milletlerinin tasfiyesinde hedef, tamamen Anadolu’nun İslâmlaştırılması ve Türkleştirilmesiydi… 

Toprak şahittir…

Peki, yakın dönemde 1970’ler ve sonrasında yaşadığımız neydi? ABD patentli Yeşil Kuşak Teorisi ve 12 Eylül mahsulü Sünni İslâmcıların ‘mağduriyeti’ tartışması, esasında tuzak gündem maddesiydi… Tırnak içinde yazdım, çünkü bir Sünni İslâm’ın mağduriyeti, bir Hıristiyan’ın, bir Musevi’nin ve bir Alevi-Kızılbaş’ın mağduriyetinden daha fazlaydı, denebilir mi? Asla… Tabi ki devrimcilerin-sosyalistlerin imhası ortamında Fethullah da diğerleri de birer Yeşil Kuşak Teorisi ve 12 Eylül mahsulüydü; AKP de…

Ramazan’da oruç tutmanın ve İslâmcı gençlik yetiştirmenin resmileştirilmesi, her resmi kuruma veya sokağa cami/medrese zorunluluğu getirilmesi, Sur özelinde yaşandığı gibi Kürtlerin ekonomik-toplumsal varlığının hedeflenmesi, cemevi talebinin görmezden gelinmesi, mal-mülk gaspına Süryaniler özelinde olduğu gibi devam edilmesi, Halki Ruhban Okulu’nun açılmaması aslında Sünni İslâmcı ideolojinin/hareketin geldiği düzeyi ortaya koyan birkaç hatırlatma notudur…

Zaten ideolojik-siyasi olarak Anadolu’nun İslâmlaştırılması ve Türkleştirilmesi yeterince anlaşılmadığı için Sünni İslâmcıların trenine binenler, bir bir inmeye başladı, ama atı alan Üsküdar’ı geçti…

Dağıtmadan asıl konuma gelirsem, meğer körlüğümüz bitmemişmiş… Körlüğümüz diyerek çoğul kullandım kendi adıma körlüğüm diyebilirimdi, ama eminim ki, birkaç istisna dışında sosyal kurtuluş mücadelesi verenler, Regas’ın ve Paramaz’ın mücadele programını bilmiyordu…

2013’te Meclis’te bir havayla yeni anayasa tartışmasına başlandı, çeşitli öneriler sunuldu, yazıldı-çizildi... Hiçbir kimse, acaba Velestinli Regas’ın Fransız devriminin çalkantılı fırtınasında 1797’de Osmanlı için hazırladığı 124 maddelik Anayasa ve 35 maddelik İnsan Hakları çalışmasından bahsetti mi? Sanmıyorum…

Dikkat eder misiniz? Yıl: 1797… Yani Osmanlı’nın ilk 1876 Anayasası’ndan 79, Cumhuriyet’in 1924 Anayasası’ndan 127 yıl önce…

61 yaşımın ilk günlerinde elimdeki kitap, Herkül Millas’ın Yunan Ulusunun Doğuşu (İletişim Yayınları) idi. Kitabın birinci bölümü, Velestinli Regas’tı. Regas 1757’de Teseyla’nın Velestino adlı küçük köyünde doğmuştu. Yunanistan aydınları Regas Feraios demeyi tercih etmişlerdi. Regas Dersaat’te/ Konstantinopolis’te öğretmenlik yaptıktan sonra Avrupa’ya gitti ve Fransız devrimi fırtınasını yaşadı…

  • Regas Feraios. Portre Andreas Kriezis tarafından çizilmiştir

Fransa’nın Anayasası ile İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesinden dört yıl sonra 1797’de Viyana’da Regas, 35 maddelik Yasalar ve Vatan Adına Rumeli, Küçük Asya [Anadolu], Akdeniz Adaları ve Eflâk-Boğdan’da Yaşayanlar İçin Yeni Siyasal Yönetim-Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik ile 124 maddelik Anayasa İlkeleri ve Yönetim Ruhu Yurttaşlar Tarafından İzlenmesi Gereken Düzen ve Yöntemler’i kaleme aldı. Bunlardan 3000 tane bastırdı. 

Regas’ın politik literatüründe sultan-padişah, tiran’dır. Regas’ın 1796’da yazdığı Marş şiirinden kısa aktarımdan muradını anlamamız mümkündür: “Hepimiz tek yürek, tek görüş, tek ruhla/Vurun Tiran’ın köküne, yok olsun!/Bir ateş yayılsın tüm Türk dünyasında/Bosna’dan aksın Arap dünyasına! […] Boyun eğsin düşman Adalet’e/Kurtulsun dünyamız bu yaradan/Özgür yaşayalım kardeşler dünyamızda!”

Viyana polisi Regas ve yoldaşlarını yakaladı, 10 Mayıs 1798’de Osmanlı zaptiyesine teslim etti ve 40 günlük işkencenin ardından, kementlerle boğulmuş Regas ile 7 yoldaşının cesetleri Tuna’ya atıldı.

1790’larda halen federatif ve ulusal-devlet anlayışının henüz doğmadığına dikkat çeken Millas, Regas’ın politik duruşunu, “Osmanlı devleti içinde Fransız Devrimi’ne benzer toplumsal ve politik bir devrimin gerçekleşmesini istemiştir” ifadesiyle özetlemiştir. Nitekim İnsan Haklarının 2’nci maddesinde can ve mal güvenliği, özetle, hiç kimse canından, malından emin değildir, toplumun yapacağı yasalarla istibdada son verilecektir; herkes eşittir, malımızı hiç kimse elimizden almamalıdır, şeklinde düzenlenmiştir. 

Diğer bir deyişle Regas programıyla, Osmanlı saray oligarşisinin millet-i hâkime/İslâm-Türk tahakkümüne son vermekle milletler arasında eşitliği ve adaleti önermektedir.

Regas’ın 1797’de dikkat çektiği, “herkesin eşit” ve “can ve mal güvenliği” aslında, bugün de temel talebimizdir. Yani Regas’tan bugüne 220 yıllık değişmeyen talebimizdir, adalet.

Nitekim 20 bin Ermenin öldürüldüğü 1909 Adana katliamı mağduru Garabet Çalyan’ın kaleme aldığı raporun (1909 Adana Katliamı: Üç Rapor, Aras Yayıncılık) son cümlesi adalet feryadıdır:

“Vatanın selameti birliğe; dostluğun tesisi, adaletin icrasına bağlıdır.”

Rum Regas’tan 112 yıl sonra Ermeni Garabet Çalyan diyor ki: Adaletin icrasıyla dostluk-güven sağlandığında, vatanın birliği korunacaktır! Bu tezi icra edilebilseydik, Garabet’ten 108 yıl sonra Sur’un, Cizre’nin bugünü yaşanır mıydı? 

Son Düzenlenme Tarihi: 16 Temmuz 2017 18:11
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.