Anadolu meğer tahribin beşiğiymiş

Anadolu meğer tahribin beşiğiymiş

Hakan Güngör, AKP’nin Efes’ten sonra gözünü Mısır Piramitleri, Orhun Abideleri ya da Mostar Köprüsüne dikmesi halinde olabilecekleri yazdı.

Hakan GÜNGÖR

Önce sünnet dendi, ardından “turistik organizasyon”. Her durumda Efes Antik Kenti’ndeki Celsus Kütüphanesi’nin önünde giydirilmiş masalar konuldu ve belli ki “Çocukları pistten alalım” anonsunun yapılmasına daha vardı…

Türkiye’nin herhangi bir yerinde toprağı tozutmak için şöyle bir tekme savursa insan, oradan bir tarih fışkırıyor. Sonra onlar teker teker ya elden ya gözden çıkarılıyor. İnsan kötü oluyor, tepki gösteriyor, evet olup bitenlere canımız da sıkılıyor ama benim yine de şu şartlarda dahi iyimser olmak için bir sebebim var. 

Evet, mevcut iktidarın tarihe yaklaşımı ya bir yağmacınınkini andırıyor ya Vandalvari hücumlar görülüyor. Benim mutluluk kaynağım iktidarın egemenliğinin en azından Anadolu ve Trakya’nın bir bölümünden ibaret olmasından kaynaklanıyor. Çok daha geniş bir alana yayılsaydı bu egemenlik neler olmazdı ki?

Edirne’den öteye kafa uzatılmış olsaydı mesela? Bugün Mostar Köprüsü’nün geçiş ücretini tartışıyor olurduk söz gelimi. Geçmeyeni de zorla geçiren, yine de geçen olmazsa başka vergiler yükleyen bir Deli Dumrul da başına geçerdi. Köprüyü şöyle bir seyretmek isteyene “Bekleme yapma!” diye anons geçilirdi. 

Bu “Bekleme yapma!” anonsu taaa Mısır’da da yankılanırdı. Eğer Mısır Piramitleri’ne minare dikmek bir aklıevvel tarafından kabul ettirilemediyse, herhalde aslına uygun olsun diye türbe işlevi görülürdü. Önüne bir yazar kasa konur, görevli bilet keser, çıkanlara kolonya ikram ederdi. Tek şans, çaput bağlayacak ağaç olmaması diye avunurduk. Tabii kısa sürede restorasyon çalışması başlardı, sonuçta insanlar bozuk para atıp dilek dilemek isteyecekti. Yüzyıllardır hava şartlarına direnen piramitler “Türk Lirası”nın ağırlığı karşısında eriyip gidebilirdi de. Birisi de üstünü İznik Çinisi ile kaplayalım dedi mi, kumuna Fatiha…

Diyelim ki yıkılmadı, şöyle bir bakardı muktedir, derdi ki, “Açın burayı imara…” Mısır Piramitleri manzaralı gökdelenler görürdük. Sahiden olurdu bu, zira Tanrıların değilse bile müteahhitlerin arabaları yeryüzüne indi ve bula bula bizim toprakları buldular. Üstelik bu tanımlayamadığımız kişiler ne dost ne doğa canlısı oluyorlar…

Doğa demişken… 

İmara açmak için fazla sapa, HES yapmak içinse fazla kuru Orta Asya toprakları bu iktidarın egemenliği altında olsaydı Facebook sayfalarımıza Orhun Abideleri Kır Düğünü organizasyonlarından davetler yağacaktı. Üç beş taş için koca yayla mı feda edilecekti, kına gecelerinin vazgeçilmezi olurdu yayla. Davetliler nice dansçılara taş çıkartırken, orgdan yayılan sesler, abidelerin üzerine yerleştirilmiş amfilerden yayılırdı. 

Ama iktidarın gözdesi burası olmazdı elbette. Sıcak ve daha büyük para lazım gelirdi. Eğer eli yetişse, bir gecede Eyfel Kulesi ihaleye çıkarılır, ertesi gün parça parça demircilere satılırdı. Demirinden de yerli araba yapılıyormuş diye caka satılır, “Hay canına yandığım” diye övgü de toplarlardı… 

İktidarın dolaylı etkileri de yoğun şekilde hissettirirdi kendini. Misal Özgürlük Heykeli… Kolları açıkta, hafiften de bacağı görünüyor diye tekmelemeye kalkan olurdu. Ki çıkıp “Ucube!” de diyebilirdi muktedir, gerisi kırıcıların işi. “Put sayılır, yıkılması vaciptir, kötü örnek oluyor, nefis gıdıklıyor” diye vaaz vereni de bulunurdu elbet…

Öyle açıkta duranlar değil, derinlerde de devam ederdi faaliyetler… Altamira Mağarası’ndaki duvar resimleri görünmez olurdu, üzerine “Baba Yorgun” yazılır, üçü bir arada “C”ler döktürülürdü. Mevzuun milliyetle de illiyetle de alakası olmayacağını düşünen olmazdı. Duvar resimlerine bakanlar bunların portreleri olduğunu da düşünmezdi…

Olan bize ve bu topraklardaki tarihi kalıntılara oldu… Efes son örnek. Şunu da biliyorum ki, Celsus Kütüphanesi’ndeki kitaplar hâlâ orada olsaydı, kâğıt toptancısına satılırdı, kiloyla!

Evet, Anadolu tarihin beşiğiydi. Ve bu, AKP’nin gözlerini kamaştırıyordu. Zira beşik, satılınca para ediyordu. Beşikte yatan da sömürülebilir yahut gözden çıkarılabilirdi. 

Tarih tarih diye tarihi tepelediler, acı. Ama bir tesellim var, iktidarın eli başka yerlere uzanamadı…

Biz mi? Nihayetinde bir kararnameye bakar, tarih bölümleri kapatılabilir, tahrip kürsüleri pekâlâ kurulabilir. Zira sünnetmiş değilmiş, önemi yok. Tarihi tahrip farz olmuş, tahrifat çok.  
 

www.evrensel.net