AB, bankalara musluğu açtı

AB, bankalara musluğu açtı

Görüntüye bakılırsa Avrupa Kupası’nda yaşananların bir benzeri AB Zirvesi’nde yaşandı; Turnuvada Almanya yarı finalde elenirken kozlar finalde İspanya ve İtalya arasında paylaşıldı. Zirvede ise İtalya ve İspanya (Fransa’nın desteğiyle), Almanya ile kozlarını paylaştılar ve “zafer” elde ettiler.Kamuoyunun genel kanısı bu y

Serdar Derventli

Kamuoyunun genel kanısı bu yönde. Başbakan Angela Merkel, “zaferden” söz etmediği gibi yenilgiyi de kabullenmeyerek, “değişen bir şey yok, sadece kuralları daha net belirledik” diyerek ulusal kamuoyunu rahatlatmaya çalışıyordu. Görüntü bu.

Zirvede alınan kararlara ve dipnotlara bakıldığında ekonomileri darda olan ülkeler için zaferden söz edilecekse bunun “Pirus zaferi” olduğu söylenmeli.

BANKALAR LEHİNE BİR UZLAŞMA

Zirvede yapılan tartışmalar ve sonuçları her şeyden önce devam eden “borç krizinin” nedeninin, borçları kabarık olan veya piyasadan düşük faizli kredi bulmakta zorlanan ülkelerin, gelirlerini har vurup harman savurduklarından dolayı böyle bir duruma düşmediklerini, aksine çürük kredilerle spekülasyonlar yapan finans sermayenin asıl sorumlu olduğunu ortaya koydu.

Nitekim şimdiye kadar EFSF (Avrupa Finansal İstikrar Fonu) paranın asıl ne için harcanacağından bağımsız olarak sadece ülkelere ağır şartlar altında kredi veriyordu. Zirvede alınan karara göre ise artık ülkeler, batma tehlikesi altındaki ulusal bankaları finanse etmek veya ana sermayelerini yükseltmek için 1 Temmuz’dan itibaren EFSF’nin yerine yürürlüğe giren ESM’den (Avrupa İstikrar Mekanizması) düşük faizli kredi alabilecekler veya vadesi dolan devlet tahvillerini satın alması için fona başvurabilecekler.
Her ne kadar varılan bu uzlaşma başta İtalya ve İspanya için “zafer” gibi görünse de gerçek zaferin banka ve diğer finans kurumlarının hanesine yazılması gerekiyor. Öncelikle bu kurumlar tarafından ülkelere devlet tahvili yoluyla veya direk verilen kredilerin faiziyle birlikte geri ödenmesi artık güvenceye alındı. Diğer yandan yine aynı kurumlar bu ülkelere yeniden yüksek faizle kredi verme, yani daha fazla borçlandırma şansını elde ettiler.

İlk günlerde basında ileri sürülen “bankalar artık kendileri fona kredi için başvurabilecek” iddiası gerçeği yansıtmıyor. Yine ülkeler başvuracak fakat verilen krediler ilk etapta devlet borcu hanesine yazılmayacak. İlk etapta diyoruz çünkü hatırlanacağı gibi bütün AB ülkeleri ulusal bankalarına yüz milyarlarla ifade edilen güvence verdikleri gibi bu bankalardaki mevduat sahiplerine de 100’er bin avroya kadar güvence vermişlerdi. Yani bankaların hanesine yazılacak olan borcun kefili pratik olarak yine devletin kendisi olacak.

Bu konuda gözden kaçırılmaması gereken bir diğer konu ise ister EFSF olsun ister onun yerine gelen ESM olsun bütün Avro ülkeleri bu fona para aktarmaları gerektiği gibi aynı zamanda fonun garantörleri pozisyonundalar. Yani fondan kredi alan bankalar borçlarını zamanında ödeyemezlerse yine devletlerin devreye girmesi gerekiyor.

ALMANYA, SOL GÖSTERİP SAĞ VURUYOR!

Bir diğer önemli “ayrıntı” ise ESM’den sadece “Fiskalpakt”ı (AB Mali Disiplin Paktı) onaylayan ülkelere ve bu ülkelerin bankalarına kredi verilecek. Ayrıca kim başvurursa başvursun Avro bölgesi ülkelerinin oybirliği sağlanmaması durumunda ESM fonunu kullanmak mümkün olmayacak. Örneğin Finlandiya Hükümeti zirveden sadece üç gün sonra yaptığı bir açıklamada, “Finlandiya bu uygulamanın piyasayı rahatlatma açısından verimsiz olduğu görüşünde ve bu nedenle veto hakkını kullanmayı planlıyor” dedi. Hollanda Hükümeti de uygulamanın faydalı olacağına şüpheyle yaklaştığını bildirdiği bir açıklamasında, “her başvuruyu özel olarak değerlendirip karar vereceğiz” dedi. Bu açıklamalar bile kendi başına ESM’nin rahat kullanılabilecek bir mekanizma olmadığını gösteriyor.

Almanya ayrıca ESM’den daha rahat kredi alınmasını “Bankalar Denetleme Komisyonu” kurulması ve komisyonun kredi için başvuran bankaları incelemesi, yeniden yapılanması için plan hazırlaması ve söz konusu bankanın bu planlara uyacağını açıklamasından sonra talep edilen kredinin verilmesi şartını getirdi.

Hatırlanacağı gibi son haftalarda İspanya hükümetinin ülkedeki bankaları kurtarmak için AB fonlarına başvurmayı düşündüğü üzerine çıkan haberlere Almanya’dan sert yanıtlar gelmişti. Almanya’nın önde gelen politikacıları “üç kuruşa beş köfte yok” tarzında tepkiler verirken diğer yanda BDA ve BDI gibi işveren örgütleri ise İspanyol bankalarının sanayi alanlarındaki ortaklıklarını elden çıkartarak “saf banka” işlemlerine geri dönmesi önermişlerdi.

Bu açıklamadan sonra elden çıkartılması önerilen sanayi ortaklıklarına kimin talip olacağı konusunda herkes çok rahat fikir yürütebilir!

Diğer yanda Uluslararası Bankalar Birliği IIF’nin Haziran ortasında yaptığı açıklamada İspanya’nın 218 - 260 milyar avro arası “yardım” ihtiyacı olduğunu belirtmesi ve “Fransız ve Alman bankalarının Güney Avrupa’dan toplam 659 milyar avro kredi alacağı var. Eğer bu ülkelerin finans sektörü kurtarılmazsa o zaman sorun Avrupa’nın merkez ülkelerine kayacak” demesi ‘yardım’ kisvesi altındaki kredilerin şimdiye kadar olduğu gibi önümüzdeki dönemde de nereye gideceğini çok açık ortaya koyuyor.

ALMANYA UYGUN ADIM İLERLİYOR

Zirvenin hemen ardından Almanya kamuoyunda adeta bir kıyamet koptu. Spiegel dergisinden Die Welt ve FAZ gazetelerine ve bütün televizyon kanallarına kadar bütün basın ağız birliği etmişçesine, “Merkel dik duramadı”, “Merkel kesenin ağzını açtı”, “Şimdi AB’nin yerine Borç Birliği geliyor” gibi başlıklı haber ve yorumlara yer verdi.

İspanya ve İtalya basınında ise “zafer” haberleri ve yorumlarıyla doluydu. İspanya’nın bir gazetesi, “Bir muharebeyi kazandık, ama savaş devam ediyor” diyerek ülkenin şimdilik Troyka’nın zapturaptından şimdilik kurtulduğu haberi veriliyordu.

Burada görülmesi gereken iki nokta var: Alman burjuva medyası bu tür haberlerle Alman emekçilerini önümüzdeki dönem gündeme gelmesi kaçınılmaz olan yeni saldırılara hazırlıyor ve şimdiden suçu “ötekilere” yani gözleri “Almanya’nın parasında olan” Güney Avrupalılara atıyor.

İtalya ve İspanya’daki burjuva medya ise defalarca genel greve çıkan ve emperyalist kapitalist tekellerin ve bankaların emrindeki Troyka’ya karşı direnen emekçilere, “Fransa’yı yanımıza alarak Almanya’ya haddini bildirdik. Sabredip, bize destek verirseniz düzlüğe çıkarız” mesajını vermeye çalışıyor.

İtalya ve İspanya ile “birlikte hareket eden” Fransa Başkanı François Hollande, Elysee Sarayı’na varır varmaz yaptığı ilk açıklama, “Fransa, Fiskalpakt’ı ulusal mecliste onaylayacak” oldu. Oysa Hollande seçim döneminde tamda bu paktın koşullarının değiştirilmesi için başta Almanya olmak üzere diğer AB ülkelerinin şefleriyle müzakerelere oturacağı vaadini vermişti. Bu açıklama Almanya-Fransa ikilisinin şimdiye kadar izlediği çizginin devam edeceğini gösteriyor.

Almanya’nın ipleri gevşetmiş görünmesi kimseyi aldatmamalı; Aksine oluşturulan her yeni mekanizmayla, her yeni komisyonla başta Avro ülkeleri olmak üzere İngiltere hariç bütün AB ülkeleri giderek artan bir oranda Almanya’ya bağımlı hale geliyor. Ve Almanya bu pozisyonunu uluslararası alanda diğer emperyalist mihraklara karşı kullanmak üzere geliştiriyor ve AB’yi bu yönde yeniden şekillendiriyor. 28/29 Haziran zirvesinde Almanya geri adım atmadı, bu hedefleri yönünde ileriye doğru önemli bir adım daha attı. (Köln/EVRENSEL)

www.evrensel.net