'Ekim Devrimi dün değil gelecektir'

'Ekim Devrimi dün değil gelecektir'

Teori ve Eylem dergisinin Ekim Devrimi'nin 100. yılı nedeniyle düzenlendi panelde Prof. Dr. Taner Timur ve Nuray Sancar konuşmacı olarak yer aldı.

Çarlık Rusyası'nda kullanılan takvime göre 25-26 Ekim 1917’de (Miladi takvime göre 6-7 Kasım) gerçekleşen Büyük Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılındayız. Sadece yarı feodal kapitalist bir ülkeyi değil dünyayı doğrudan ve dolaylı olarak değiştiren bu devrim, tarihten silme girişimlerine rağmen bugün de yaşıyor.

Aylık sosyalist teori ve politika dergisi Teori ve Eylem, bu kapsamda “Ekim Devrimi’nin 100. Yılı / Dün, Bügün, Gelecek” konulu, Prof. Dr. Taner Timur ile Teori ve Eylem Dergisi ve gazetemizin yazarı Nuray Sancar’ın konuşmacı olarak katıldığı bir panel düzenledi.

İSTİSNA MI BİRİKİM Mİ?

1917 Ekim Devrimi, olağan akışında giden tarih içinde bir sapma, bir istisna olarak görülebilir mi? Burjuva tarihçilerin tarih yazımında dile getirdiği bu tez için gerçekten de bazı olağanüstü koşullardan bahsedilebilir: Birinci Dünya Savaşı, Rus, Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve Çin İmparatorluklarının yıkıldığı uluslararası koşullar. Nuray Sancar’a göre; bu özgünlüklerle birlikte Ekim Devrimi, öncesi ve sonrası ile bir istisna değil tarihsel bir birikim ve sınıf mücadelesinin “evrenselliğinin” bir ifadesi.

“1830 Lyon ayaklanmaları, İngiltere’de Çartist hareket, 1848 devrimi, Marx’ın deyimiyle işçilerin ‘kendisi için sınıf’ olarak şekillenmeye başladığı bir süreçti. Marx ve Engels’in 1848 yılında Komünist Manifesto ile harekete program yazdıkları dönemden itibaren, işçi sınıfının günün birinde egemen sınıf olarak örgütlenme isteğiyle ortaya çıkacağı bekleniyordu. Marksizm teorisyenleri bu hareketleri yakından izlediler. 1871 Paris Komünü, Marx’ın işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenmesi dediği olgunun bir örneği olarak şekillendi. Ve bu hareket, Ekim Devrimi’ni bir tohum olarak içinde barındırıyordu.”

Yine Ekim Devrimi, sınıf mücadelesinin, onun parti olarak örgütlenmesinin başarılı bir sonucuydu. Sancar’a göre; “O kadar planlı bir devrimdir ki Ekim devrimi, ayaklanma tarihi ayrıntılı bir içimde önceden belirlenmiştir. Lenin’in deyimiyle ‘dün erkendi ama yarında geçtir’. Ve tek de değildir. 1918’de yenilgiye uğramış olsa da Alman devrimi, 1919 Macaristan devrimi, 1923 Bulgaristan işçi sınıfının ayaklanması ve dönemin iktidarı hedefleyen çok sayıda isyan ve ayaklanması, devrimin bir istisna olmadığını göstermektedir.”

TAKTİSYEN OLARAK LENİN

Sancar, Ekim Devrimi deneyiminden bugüne dair çıkarılacak en önemli derslerden birisinin taktik ve stratejik önderlik olduğunu belirtti. Bu kapsamda Lenin’in Ne Yapmalı kitabına atıf yapan Sancar, “İşçilerin ekonomik hak mücadelesinin düzen içi sınırlarda kalacağı koşullarda Lenin işçi sınıfının politik bir bilince ulaşması gereğine vurgu yapar. İşçi sınıfına bilincin dışarıdan verileceğini söyler. Ekonomik alanın dışından, politik mücadele alanın dışından elde edilecek bir bilinçtir söz konusu olan. Bunun aracı da aydınlarla işçilerin birleştiği komünist partidir” diye konuştu. Sancar, Lenin’in bir taktisyen olarak önemine işaret ederken ise şunları söyledi: “1917 Şubat devrimin ardından Lenin, doğrudan iktidarı alma çağrısı yapmaz; ‘kahrolsun 10 kapitalist bakan’ sloganını öne sürer. Ancak gerektiği zaman ‘bütün iktidar Sovyetlere’ çağrısı yapmıştır. Bu taktik adımlar, devrime giden yolun örülmesi ve işçi sınıfının inşa edilmesi için belirleyici bir rol oynamıştır.”

SOSYALİZM İNŞASI: ELEKTRİFİKASYON VE SOVYETLER

Sosyalizmin inşasına iki önemli olguya işaret eden Sancar; “Birincisi büyük bir kalkınma projesi olarak elektrifikasyon. Bu genellikle burjuva yazarlar tarafından küçümsenir. Fazla iktisadi bulunur. Ancak bu geri bir ülkenin kalkınması, sanayisini geliştirmesi, ambargoların etkisinin kırılması ve refah politikalarını uygulayabilmesi için zorunludur. Bu planlı ekonomi politikası ile SSCB, gelişmiş kapitalist ülkeleri kısa zamanda geçmiştir. İkincisi, Sovyetler. 1905 devrimi sırasında ilk defa ortaya çıkmış, halkın kendi kendisini yönetmesinin bir biçimi olarak doğmuştur. Mücadele içinde oluşmuş, sıradan insanların yönetimde yer aldığı, politik karar alma süreçlerine katılabildiği organlar olarak, tarihin görmediği gerçek bir demokrasinin temeli olarak şekillenmiştir” diye konuştu.

Ekim Devrimi’nin sadece dünyanın altıda birini kapsayan SSCB sınırları içerisinde bir sonuç vermediğini kaydeden Sancar, “Birçok ülkede halk demokrasilerinin kurulmasını, Çin devrimi, Afrika ve Latin Amerika devrimlerini tetiklemiştir. Batı Avrupa’daki sosyal devlet uygulamaları da, bu ülkelerdeki işçi hareketiyle birlikte SSCB sosyalizminin etkisi ve baskısı altında gerçekleşmiştir. 1990’lı yıllardan itibaren burjuvazi yeni bir ‘küreselleşme’ dalgasına girmiştir. Giderek daha çok insanın yoksul ve işsiz. Bütün dünyada kazanılmış hakların ortadan kaldırıldığı bir süreçten geçiyoruz. Bunun sebebi, Ekim devrimi döneminde olduğu gibi, üretim araçlarının küçük bir azınlığın elinde olduğu koşullardır. Bu nedenle Ekim devrimi bizim sadece geçmişimiz değil geleceğimizi de şekillendiren bir olgudur” diye konuştu.

ŞARK MESELESİNİ ANLAMAK

Prof. Dr. Taner Timur; Ekim Devrimi’ni hazırlayan tarihsel uluslararası arka plana ilişkin bir çerçeve çizerek konuşmasına başladı. “Rus İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu’na yapısal olarak benzerlikleri olan bir imparatorluktu. Sovyet devrimine götüren uluslararası ilişkiler de şark meselesinin sonucudur. Osmanlı, 1774 tarihinde Küçük Kaynarca anlaşmasıyla Rusya’ya yenilip Kırım’ı kaybedince yeni bir durum ortaya çıktı. 1774’de kadar şark, batılıların gözünde Osmanlı idi. Gerçi tehlike olmaktan çıkmıştı ama ne yapacaklarını kestiremiyorlardı. Ve Rusların Kırım’ı almakla Karadeniz’e açılmaları, oradan donanma ile Akdeniz’e ulaşabilmeleri şark meselesinin merkezi oldu. Artık doğudan gelen tehlike Osmanlı değil Ruslardı. Ruslar, Petro, ardından Katerina zamanında yaptıkları reformlar ve 1861’de toprak köleliğinin kaldırılmasıyla sosyal neticeleri olan bir süreç başlatmıştı. İşte bu süreçte, Batılılar için Osmanlı, Rusya’ya karşı bir tampon bölge oldu. Şark meselesi de budur. Çok enteresan bir bilgi var: Arşivlerden çıkan belgelere göre Ruslar; bizim tazminat ve ıslahatı farklı yorumluyorlar. Bunları Ruslara karşı, batılıların Osmanlı ordusunu modernize ettikleri bir süreç olarak değerlendiriyorlar. Onlar böyle gördüler. Şark meselesi nasıl bitti? 1890’da Bismarck’ın iktidardan kovulmasından sonra başa gelen II. Wilhelm’in pan-Germen bir politikaya başlamasıyla 1894’te Ruslar ve Fransızlar İstanbul’u Ruslara vermek üzere anlaştı. Çünkü Fransızlar da Alsas-Loren’i alacaklardı. Gizli anlaşmalarla bunlar yapıldı ve bitti. Bunun ikinci aşaması, savaşa giden gizli anlaşmalardır. Engels’in dünya savaşına dair çok ciddi öngörüleri vardır; daha önceki savaşların toplamı kadar insanın öleceğini inanılmaz bir biçimde anlatmıştır.”

ÜÇ ÖNEMLİ SONUÇ

“Aradan 100 yıl geçmiş. Bu yüzyıl içinde kapitalizm büyük sarsıntılar yaşamış, büyük bir kriz içinde. Demek ki kapitalizm bir dünya sistemi olduğuna göre Ekim devriminin ilkeleri güncel ve haklı ilkeler olmaya devam ediyor. Ama, bunları somut durumun somut analiziyle birlikte ele almak zorundayız” diyen Prof. Dr. Taner Timur; Ekim Devrimi’nden bugün için üç önemli sonuç çıkarılabileceğini ifade etti.
 
Birincisi, emperyalizm. “Kapitalizmin sermaye yoğunlaşması onu yeni bir aşamaya getirdi diyor Lenin. Bugün de var mı yok mu? Elbette ki var, hem de çok da güçlü bir biçimde. Bence yaşadığımız çağın altı çizilmesi gereken gerçeği de bu. Bugün emperyalizm vahşi kapitalizm yöntemlerini kullanarak baskını kabul ettirmiş durumda.”

İkincisi sınıf ittifakları... “Şubat devriminden sonra üç akım öne çıkıyor. Biri muhafazakar, gerici akım. Diyor ki, bu bir burjuva devrimdir ve kapitalistleşmiş zengin toprak sahipleri süreci yönetmelidir. Diğeri Plehanov... Devrimin başını burjuvazi çeker, iktidar onlara bırakılmalıdır. Lenin’in çizgisi ise, işçi öncülüğünde bir işçi köylü ittifakıdır. Lenin’e göre, ancak kendine güvenmeyenler sınıf ittifaklarından korkarlar. Bugün faşist gidişata karşı gerekli sınıf ittifaklarını geliştirmeliyiz.” Üçüncüsü ise ulusların kaderlerini tayin hakkı..

EKİM DEVRİMİ VE ULUSAL SORUN

Taner Timur’a göre Ekim Devrimi’nin en büyük başarılarından birisi ulusal sorunu, başarılı bir biçimde çözebilmiş olmasıdır. “1917’de Rusya 160 milyonluk bir imparatorluk. O kadar despotik bir idare ki, halkların zindanı denilen bir idare. ‘Ruslar azınlıkta. Yüzde 43 civarında. Ukraynalılar var, Belaruslular var, Polonyalılar var. Bunların hepsi yüzde 70’i oluşturuyor. Kalan yüzde 30’u var ki, başta Kafkas halkları olmak üzere, onlara da etnik önyargılarla bakıyorlar. Böyle bir toplumda büyük bir ulusal sorun var. Ruslar da bölünmüş, yani büyük Ruslar, Ukraynalılar küçük Ruslar, Belaruslar beyaz Ruslar. Osmanlı’da millet-i hakime millet-i mahkume diye bir ayrım var. Çarlık Rusya’sında da böyle bir ön yargılar ve ulusal baskı sistemi gelişmiş. Böyle bir toplulukta nasıl ulusal sorunu çözebilirsiniz? 1896’dan beri Enternasyonal’de üç farklı tez var. Birincisi Polonya milliyetçilerinin tezi. Biz Polanyalıyız, ayrı bir devlet istiyoruz, diyorlar. İkincisi Rosa Luxemburg’un tezi, o da Polonyalı. Sosyalizm büyük kapitalist pazarlarda gelişebilir ve güçlü devletler kurabilir, küçük küçük devletler kurulursa bağımsız olamazlar der: Birleşelim bütünleşelim ki güçlü bir sosyalizm olsun biçimindeki tez. Üçüncüsü Kautsky, milletler, halklar kendi kaderlerine sahip olsunlar. 1903’te Kaustky’nin tezlerine Lenin sahip çıkıyor ve ulusların kaderlerini tayin hakkı, partinin programına giriyor. Yalnız Lenin bir de şunu koyuyor; bu demek değildir ki, ne şartta olursa olsun bunları destekleyelim anlamına gelmez. Bizim proletarya devrimi ile ittifak halinde olduğu sürece. Zorla asimilasyon asla söz konusu değil. Burjuva milliyetçiliğine bile göz yumarız ama önemli olan bir devrimci aşama içinde birliktir. Bugün açısından çıkarılacak sonuç halkların kendi kaderlerini tayin etmektir. Ayrılıkçılığı teşvik etmek anlamında, ortak kurtuluş temelinde, ademi merkeziyetçi, özerk bir yönetim.” (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net

2 yorum yapılmış

  1. Hüseyin Özlütaş 5 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 11  /  Beğenmedim 0

    ŞİİR TADINDA BİR ŞİİR
    GEZİ PARKI
    Gezi parkı direnişinin anısına

    Kendiliğinden gelme vagonlar dolusu özgürlük.
    Ama dokunamıyorum!
    Kelepçe takılmış insanlık, zorbalığın elide tutsak!
    Geçmişi olmayanların geleceği olur mu hiç?
    Yediğin içtiğin ve kötülüklerin senin olsun.
    Yılların yorgunluğuna geri ver bari!
    Burjuvazi gerçek demokrasiye ancak üç gün tahammül eti.
    Dehşete uzaktan bakmak ne garip!
    Sanki beni boğan zehirli gaz bombaları değil de, çaresiz acılar!
    Gezi parkında barikatların arkasındayım,
    Gaz fişeklerine ve kimyasallı sulara gelecek için direniyorum!
    Gezi parkı dil’e gelse de, anlatsalar zorlukları.
    Hem dünü ve hem de bugünü!
    Bir öfke patlaması yaşıyorum ve
    Anılar isyan ediyorlar beynimde.
    Ruhum gelecek kuşaklarla emanet!
    Burjuvazi gerçek demokrasiye ancak,
    Üç gün tahammül edebildi.
    Helal olsun Karıncalara, eziliyorlar ama
    Pes etmiyorlar helal olsun! ! ! ! !
    4.6.2017
    HÜSEYİN ÖZÜTAŞ
    Maden Mühendisi

  2. Hüseyin Özlütaş 5 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 12  /  Beğenmedim 0

    LENİN'İN BİR ÇOK ÖZELİĞİ VARSA DA, EN ÖNEMLİ ÖZELİKLERİNDEN BİRİ SÜPHESİZKİ MÜTHİŞ DİYEBİLECEĞİMİZ BİR ÖNGÖRÜYE SAHİP OLMASIDIR. 1917 devriminde, stokçular-kara paracılar-faizciler ve benzerleri sosyalizmi boğma ya ve nefes iz bırakmağa çalıştıklarında, o hiç düşünmeden NEP ( yeni ekonomik politika) ilan eti. Emperyalistler dahil herkes sasırdı. Bu tarihi örnek LENİN'İN KİŞİLİĞİNİ ANLATAN MÜTHİŞ BİR ÖRNEK OLARAK TARİHTEKİ YERİNİ ALDI.

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.