Akışa Bırak Kendini

Akışa Bırak Kendini

"Tiyatrocu olan insan birçok kimliğe sahip olabilir ve bunun sınırı yoktur. Bir gün bakkal, bir gün astronot olur. "

Yunus ALPERGÜN

Ege Üniversitesi

“Hopluyorsunuz, zıplıyorsunuz, ortada metin yok…” gibi bir çok tepkiyle karşılaşan üniversitemizin Yaratıcı Drama ve Doğaçlama Tiyatro Topluluğu’ndaki arkadaşlarımızla hem doğaçlama tiyatroyu, hem onlar için ne anlama geldiğini konuştuğumuz bir sohbet gerçekleştirdik.

Doğaçlama tiyatro nedir?

Ece Kanber: Bir tanımımız yok. Biz zaten hiçbir zaman doğaçlama tiyatro budur, bu şekilde devam eder şeklinde konuşmadık. Tabii ki doğaçlamanın bir tanımı var. Doğaçlamak, kendini akışa bırakmaktır. Doğaçlama tiyatroda bizim kullandığımız yöntem, yaratıcı drama ve o da insanın yaşadıklarından pay biçerek, kendi yaşamını ön plana çıkarıp, bundan ilhamı alıp rol oynamasıdır. Doğaçlama tiyatronun pek çok çeşidi var. Biz süreçsel drama yapıyoruz. Bizim yaptığımız şey, başta belirlenen tema ile birlikte herkesin kendi deneyimlerini ve yaşantısının harmanını ortaya çıkarmak.

“BİR GÜN BAKKALSIN, DİĞER GÜN ASTRONOT”

Tiyatro/doğaçlama tiyatro sizin için ne ifade ediyor?

Eren Seyrek: Doğaçlama tiyatroda sizin toplumun içinde bulunduğunuz anlardaki tecrübeleriniz ve seyirci vardır. İnsan hayatı boyunca fazla kimliğe sahip olmaz, sadece kendi kimliğine sahip olur. Tiyatrocu olan insan birçok kimliğe sahip olabilir ve bunun sınırı yoktur. Bir gün bakkal, bir gün astronot olur. Hayatın boyunca belki uzaya çıkamayacaksın ama bir tiyatro sahnesinde bunu tadabiliyorsun. Ben bundan keyif alıyorum.

İmgesu Ünal: Tiyatro benim için özgürlük demek. Gerçek hayatta ne kadar özgür ruhlu biri olduğumu düşünsem de bunun mutlaka bir sınırı var. Ama o sahneye çıktığımda, kimsenin seni yargılamayacağını biliyor olmak ya da tamamen içinden geldiği gibi davranabilmek dünyanın en güzel hislerinden biri. Böyle olması tiyatroya ve sahneye olan ilgimi daha da arttırıyor.

“FARKLI BEDENLERDE YER BULABİLMEK”

Sıla Salantur: Bir annenin neden otoriter bir kadın olduğunu anlayabilmek, bir katilin zihninde neler geçerken karşısındakini öldürdüğünü anlayabilmek, aslında farklı farklı insanların ruhuna girebilmek, onların bedenlerinde yer bulabilmek benim için çok büyüleyici. Metin tiyatrosunda, hazır bir oyunu oynadığınız zaman o repliklerin nasıl çıktığını, o karakterlerin hikâyesini bilmeden oynuyorsunuz. Size verilmiş olan karakter de size bazı sınırlamalar getiriyor ve bunun dışına çıkamıyorsunuz. Ama doğaçlama, tiyatronun kendisinde var olan özgürlüğün yanında o karakteri işlemene de izin veriyor.

Tolgahan Aykın: Ben bundan 4 sene önce üniversitede EYDOT’a katılarak tiyatroya başladım. Yeni başlamama rağmen fikirlerimin saygı çerçevesinde dinlendiğini ve arkadaşlarımın fikirlerini bizzat kafamda hayal edebildiğim için doğaçlama tiyatro ilerde de yapmak istediğim şey olarak zihnimde yer etti.

“TİYATROYLA PARA KAZANAMAZSIN”

Sizce doğaçlamaya tiyatroya üniversitede ve ülkemizde bakış nasıl?

Didem Elden: Her ne kadar klasik tiyatro yavaş yavaş oturmaya başlasa da doğaçlama tiyatro henüz onu başarabilmiş değil. Bizim bir oyunumuzdan sonra, kendisiyle samimi olduğum bir arkadaşımla konuşurken aklıma takılan bir soru var diyerek; “Oyun çok güzeldi ama sanki yazılı bir metin yoktu.” dedi. Hem insanlar sizi başarılı buluyor hem de ne yaptığından haberdar değil, bence bunun oturması gerekiyor.

Ece Kanber: Türkiye’de tiyatroya çok doğru bir bakış açısı olduğunu düşünmüyorum. Ben oyuncu olmak için direttiğimde ailem, benim bu işten para kazanamayacağımı ve hayatımı devam ettiremeyeceğimi söyledi. Beni zorla bir bölüme yönlendirmeye çalıştılar ve halihazırda okulumun bu kadar uzamasının sebebi bu. İnsanlar burada para kazanamaz diyerek önleri kesiliyor.

Hasan Mert: Biz topluluk olarak, çalışma yaparken sorunlarla karşılaşıyoruz. Bizim çalışma yaptığımız drama salonunu, üniversite bize vermeden önce sanki bir sınava sokar gibi, 1 haftada bize oyun çıkartıp, o oyunu izleyip daha sonra o salonu veriyorlar. Bu da doğaçlama tiyatroya, sanki biz orda hoplayıp, zıplayıp gülmek için toplanıyoruz algısıyla yaklaşmanın sonucunda oluyor.

YABANCI

Bu dönem sahneye koyduğunuz oyundan bahseder misiniz?

Ece: Oyunun adı Yabancı. Bizi kendimizle yüzleştiren, toplumla tekrar yüzleştiğimiz bir çalışma döneminde çıktı oyun. Bizim için ağır olsa da anlatmak istediğimiz şey buydu. Bireyin, toplumun normlarını kabul etmemesi durumunda toplumun onu nasıl ittiğini, nasıl dışladığını gösteren ve bireyin bunu nasıl yaşadığını anlattığımız bir oyun.

Tolgahan: Oyunun adının ‘Yabancı’ olmasından kaynaklı sürekli olarak karşılaştığımız tepkiye buradan da cevap vermek istiyorum: Albert Camus’un Yabancısı değil arkadaşlar. Ben oyunda, insanların sevmemesini istediğimiz baba karakterini oynuyorum. Bir yerden sonra yabancılaştıracağız diye diye, biraz bizde Bertolt Brecht etkisi oluştu. Biz kendimiz yabancılaştık oyuna.

EYDOT NEDİR?

2005 yılında Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde önce tiyatro topluluğu olarak kurulan kulüp, 2012 yılına kadar Yaratıcı Drama Kulübü adıyla yaşamını sürdürürken daha sonra rektörlüğe bağlanarak son halini aldı. Bu zamana kadar 20’den fazla oyun çıkaran topluluk bugüne kadarki yaşantısında büyünün bozulmamasını bir çembere bağlıyor. Her çalışma bitiminde çember olan arkadaşlarımız, bu çemberde herkesin eşit olduğunu ve bu çemberi koruyacaklarını söylüyorlar.

www.evrensel.net