Metin Göktepe’nin kalemi bizim elimizde

Metin Göktepe’nin kalemi bizim elimizde

“Metin Göktepe gazeteciliği”ni ve o günden bugüne basının maruz kaldığı baskıları Evrensel gazetesi genel yayın yönetmeni Fatih Polat ile konuştuk.

Gül DEMİRCİ
İstanbul

Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe’nin haber takibi sırasında gözaltına alınarak öldürülmesinin üzerinden 21 yıl geçti. “Metin Göktepe gazeteciliği”ni ve o günden bugüne basının maruz kaldığı baskıları Evrensel gazetesi genel yayın yönetmeni Fatih Polat ile konuştuk.

 

Metin Göktepe’nin haber takibi yaptığı sırada katledilmesinin ardından 21 sene geçti. Bizler hep duyarız “Metin Göktepe gazeteciliği”ni. Nedir Metin Göktepe gazeteciliği?

Metin, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğrenim gördüğü yıllarda demokratik üniversite mücadelesi başta olmak üzere 12 Eylül darbesinin yarattığı koşullara karşı, ülkenin demokratikleştirilmesi, bağımsız sosyalist bir Türkiye özlemiyle mücadele eden gençlerden bir tanesiydi. Öğrencilik yıllarında Gerçek Dergisi’nde gazeteciliğe başladı. İlk önce gençlik haberleri yaptı. Sokak haberlerine çok düşkün bir gazeteciydi Metin. Çok enerjik ve çok esprili bir insandı. Sürekli çalışma arkadaşlarına takılırdı. 8 Ocak 1996’da Ümraniye cezaevinde öldürülmüş iki tutuklunun cenazesi vardı Alibeyköy’de. O cenazeleri izlerken polis engel oldu. Gazetecilerin önüne bir barikat koyulmuştu. Metin için gazetecilik o barikatın arkasındaki gerçeğe ulaşma faaliyetiydi. Metin Göktepe gazeteciliği dediğimiz zaman aslında bunu söylemiş oluyoruz. Orada dönüp gidenler oldu. Ama Metin barikatın arkasındaki o habere ulaşmak için ısrarcı davrandı. Gözaltına alındı. Dövülerek öldürüldü.

Metin dediğimizde halka bağlı bir habercilikten, gerçeğin peşinde koşan gerçeğin açığa çıkarılması için mücadele eden bir gazeteciden söz ediyoruz. Metin’in sonuna kadar takip ilkesine bağlı bir gazeteci olduğuna dikkat çekilebilir. Yani bir konuyu not edip daha sonra o konuyla ilgili takip haberleri yapan bir gazeteciydi. Metin öldürüldükten sonra onun ajandasına bakıldığında görülen buydu. Onun gazeteciliğini açığa vuran bir nokta bu.

“ONA İNDİRİLEN COPLARI HERKES KENDİ VÜCUDUNDA HİSSETTİ”

Metin Göktepe’ye bu kadar sahip çıkılmasında en önemli etkenler nelerdi?

Metin Göktepe’nin öldürülmesinin bir Metin Göktepe olayı haline gelmesinde de hem dönemin özellikleri hem de Metin’in gazeteciliğinin etkisi var. Şöyle; bugün Cumartesi Anneleri’ne müdahale yapıldı. OHAL koşullarında gerçekleştirilen ve Türkiye’nin yüz akı olan çok uzun süredir devam eden bir eylemden söz ediyoruz. Orada bugün Metin’e de selam gönderildi. “Metin sesimizi duy.” dediler. Çünkü Metin onların sesiydi. Cumartesi Anneleri’ni sürekli takip ederdi. Cumartesi Anneleri, işçiler, emekçiler, basın meslek örgütleri onun davasını izledi.

O dönem hak arama mücadelesinde olan pek çok kesime dokunmuştu Metin. Onların haberlerini yapmıştı. Metin katledilirken ona indirilen copları, haberini yaptığı bütün kesimler kendi vücutlarında hissettiler.

İlden ile sürülen bir davadan söz ediyoruz Metin Göktepe davası dediğimizde.

Aydın, Afyon ve dünyanın etrafında bir buçuk tur atan bir davadır takip açısından. Dolayısıyla Metin’in dokunduğu bütün kesimler davayı takip etti. O yüzden Metin Göktepe davası aynı zamanda bir basın özgürlüğü davası ve aynı zamanda halkın haber alma hakkı davasıdır.

 

Metin Göktepe’den bugüne gazetecilik açısından değişen ne oldu?

O zamanlar da devletin basın üzerinde baskısı vardı. Örneğin 90’lı yıllarda çok sayıda gazeteci faili meçhul cinayete kurban gitti. Bunlar aydınlatılamadı. Bugün de gazeteciliğin öldürülmek istendiği bir süreçten geçiyoruz. Sokakta haber takibi yapan gazetecinin heyecanlı tavırları suç teşkil ediyor. Oysa ki gazetecilik zaten heyecana dayalı bir iştir. Heyecanınız bitmişse gazeteciliğiniz de bitmiştir. Heyecanlı tavırlar gerekçe gösterilerek gazetecilerin tutuklandığı bir dönemdeyiz.

Tüm bunlar aslında muhalif basının susturulmasına yönelik olarak işletiliyor. OHAL sürecindeyiz. KHK’lerle televizyonlar, muhalif yayın organları, dergiler, dernekler kapatıldı. Özgür Gündem gazetesi basıldı, kapatıldı. Bu süreçte tüm bunlara rağmen Özgür Gündem’le dayanışma nöbeti başlatıldı. Birer günlük dayanışma nöbeti olarak nöbetçi yayın yönetmenliği yapan yüz isimden bahsediyoruz. Ben de onlardan bir tanesiyim. Pek çoğuna dava açıldı. Özgür Gündem’in yayın danışma kurulu üyesi oldukları için Nezmiye Alpay ve Aslı Erdoğan tutuklanmıştı. Baktığımızda koyu bir baskı görüyoruz. Gazeteciliğin öldürülmek istendiği bir dönem ama aynı zamanda gazetecilerin direndikleri bir dönem. Gazeteciler duruşma salonlarını basın özgürlüğünün savunulduğu mevziler, kürsüler haline getirdiler. Bu son derece önemli. Türkiye başkanlık ve tek adam diktatörlüğüne zorlanıyor. Buna boyun eğmeyen gazeteciler cezalandırılıyor. Burada gazeteciler açısından çok onurlu bir duruştan söz edebiliriz.

 

Gazeteciler neden susturulmak isteniyor?

Örneğin iktidarın büyük yolsuzluk süreçleri gündeme geldi. Bunların yazılması istenmedi, yazan yayın organları hedef haline getirildi. Türkiye’de eleştirilmeye tahammül edemeyen bir Cumhurbaşkanı var.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanına hakaret davaları bakımından eşi benzeri olmayan bir ülkeyiz biz. Bugün de toplumun OHAL sürecinde pek çok mücadele olanaklarının baskılandığı bir süreçteyiz. İşçi grevlerinin engellenmesinden gazetelerin kapatılmasına kadar giden sürecin nedeni iktidarın politikaları, başkanlığa giden yolda gösterilen tepkilerin görünmez hale getirilmesi, püskürtülmesi. OHAL döneminin başına doğru gidersek Cumhurbaşkanı “Çözüm süreci buzdolabına kaldırılmıştır.” dedikten sonra Cizre, Silopi gibi sokağa çıkma yasakları uygulanan bölgelerin haberlerini yapan gazeteciler ciddi baskılar gördü. En az yarım milyon insanın bulundukları yerden göçe zorlandıkları dönemde bunun haberini yapan gazetecilere de kurşun sıkıldı.

Bu bize iktidarın gerçekten ne kadar korktuğunu gösteriyor. Bugün Türkiye’yi tek adam yönetimine mahkum etmek isteyenler, bunun aslında ne kadar demokrasi kırıntısını bile ortada bırakmayacak bir gerçeklik olduğuna işaret eden gazeteciler üzerinde ağır bir baskı kuruyor. Bunu alkışlayan öne çıkaran yayın organları devlet tarafından ödüllendiriliyor. Devletten çok büyük teşvik alıyorlar.

 

Gazetecilik bölümünde okuyacak arkadaşlarımızda yapacakları mesleğe dair karamsar bir tutum olduğunu görüyoruz. Öyle ki gazetecilik yapacağını söyleyen arkadaşlarımızın bir kısmı 5-10 senesini gözden çıkardığını söylüyor. Geleceğin gazetecilerini bu karamsarlığa sürükleyen nedenlerden biraz bahsedelim...

Ağır devlet baskısı dışında medyadaki tekelleşme, işsizliğin medya sektöründe de çok yoğun olması gelecek kaygısı bakımından iletişim fakültesi öğrencilerini karamsarlığa itiyor. Hatta iletişim fakültesini seçmeye aday öğrencilere bile baştan böyle düşündürüyor. Bu çok anlaşılabilir bir şey. Ama şöyle bir örnek vereceğim. Örneğin JİNHA muhabiri Zehra Doğan 2015 yılında Metin Göktepe Gazetecilik ödülü aldı. Ödül törenini izleyenlerin gözlerini dolduran bir konuşma yapmıştı. 90’lı yıllarda Diyarbakır’ın göç almış yerlerinde doğan bir gazeteci Zehra Doğan. Annesi sobanın yanında onun ayaklarını ısıtmaya çalışırken Metin Göktepe’yi duyuyor annesinden. Annesi diyor ki “Kızım bak dışarı çıkma. Bu ülkede gazetecileri bile öldürüyorlar.” Zehra Doğan diyor ki “Kara kaşlı bir gazeteci öldürülmüştü ve annemin Metin Göktepe’den söz ederken ‘bile’ diyerek söz etmesi benim gözümde onu kahraman haline getirdi. Annem bana dışarı çıkma diyor. Demek ki Metin bir kahramandı ve o yüzden çıkmıştı dışarı. Ben de o nedenle oradan etkilenerek gazeteciliği seçtim.”

Ama gerçeğin açığa çıkarılması tutkusu bütün bu karamsarlığa rağmen gazeteciliği en değerli mesleklerden biri haline getiriyor bence. Demokrasi mücadelesinden, yeni bir dünyadan söz edilecekse gerçeğin peşinde koşan, yani kötü gerçeğin değiştirilmesi mücadelesinde gazetecilerin yeri son derece önemli. Asla ölmeyecek bir meslekten söz ediyoruz gazetecilik derken. Karşılaşılan devlet baskısı, tekelci baskı karşısında kendi içindeki gazeteciyi öldürmesiyle mümkün olabilir gazeteciliğin bitmesi. Yani devlet ne kadar güçlü olursa olsun tüm saldırıların karşısında gazeteci eğer kendi içindeki gazeteciliği eğilmez kılmayı başarırsa karamsar olmasına gerek yok.

“GAZETECİLİĞE UMUTLA BAKIN”

Ben genç meslektaşlarıma, mesleğimize umutla bakmalarını öneririm. Gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz ama gazetecilik şahane bir meslek. Dünyada pek çok darbeci lanetlerle anılır. Ya da çok büyük paralar kazanmış iş adamları, patronlar yakın çevreleri dışındaki insanlar tarafından tanınmazlar. Ama 21 yıl sonra yine öldürüldüğü gün Metin Göktepe’yi mezarı başında anmak için onu tanıyan meslektaşları, onunla birlikte çalışmış arkadaşları orada olacak. 21 yıldır bunu düzenli yapıyor olmak sadece onun çalışma arkadaşlarının, oraya gelenlerin sebatkarlığıyla ilgili bir şey değil. Onun gazeteciliğinin yaşamasıyla ilgili. Yani gazeteciliğin aslında dövülerek öldürülemeyeceğini gösteren bir şeydir Metin Göktepe örneği. Ben tam burada genç meslektaşlarımın dik durdukları ölçüde çok değerli bir işe aday olduklarını düşünüyorum. Gerçek tutkusu, halka bağlı gazetecilik tutkusu mutlaka gazeteciyi mesleğinde iyi bir yere getirecektir. İyi bir yerden kastım çok para kazanmak değil, önemli bir gazeteci olarak bıraktıklarıyla ilgili.

Genelde muhalif basın organlarında olmak gazetecilere gerçekleri yazmak konusunda bir rahatlık sağlar belki ama gazetecilik sadece buralarda yapılabilir gibi bir şey doğru değil. Merkez medyada belki baskılanmadan söz ediyoruz ama her yerde gazeteci gerçeğin ortaya çıkarılmasını zorlamalıdır. O yüzden karamsar bakmamak lazım. Bunu değiştirmeye aday olmak gerekiyor. Bizim için gazetecilik Marx’ın 11. tezi gibidir. “Filozoflar bugüne kadar dünyayı yorumlamakla yetindiler aslolan onu değiştirmektir.” Sözünde ifadesini bulduğu gibi bir değiştirme eylemine bağlayan bir gazetecilik... Dolayısıyla bence gazeteciliğin kendisidir 11. tez. Bu teze bağlı bir mesleki duruşta olmamak bence gazeteciliği inkar etmek anlamına gelir. Böyle bakmak gazeteci adaylarını da daha iyimser kılacaktır diye düşünüyorum.

Bir de çok okumak lazım... Okumayan gazeteci adayı didaktik, kuru Anadolu Ajansı dilini aşamaz. Bu da bence çok temel not edilmesi gereken bir gerçeklik.

 

 

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE SAHİP ÇIKMAK SADECE GAZETECİLERİN İŞİ DEĞİL

“Bugün 145 gazeteci cezaevinde. 6 gazeteci son derece adaletsiz bir biçimde 14 gündür gözaltında. Bugün çeşitli halk kesimlerinin, haber alma hakkına, basın özgürlüğüne sahip çıkmasının sadece gazetecilerin işi olmadığını bilerek davranması çok büyük bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor. O dönem ki mücadele içinde Metin’in temas ettiği kesimlerin Metin’in davasına sahip çıkarken aynı zamanda halkın haber alma hakkına sahip çıkmaları da bu açıdan önemli ve günümüz açısından da örnek oluşturan yegane çok önemli bir süreç oluşturuyor.”

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.