Bir tatlı huzur alabilir miyiz kendi imkanlarımızla?

Bir tatlı huzur alabilir miyiz kendi imkanlarımızla?

Bu yazıya bir vakit ayırın! Okuduysanız yazıyı; belki de bu akşam, sebepsiz yere dansa kaldırırsınız sevdiğinizi, banyoda ıslıkla şarkı çalarsınız...

Ayşen AKSAKAL

Her şehrinde “Huzur Sokak” bulunan memleketimizde, yeni yıldan en çok dilenen şey hâlâ huzur.

Bazı kelimeler vardır ki, sözlükteki değil, hayattaki karşılığı ile anlam kazanır.

Huzur dediğimiz gönül rahatlığı, rahatlama, dirlik evet ama hangi andır mesela?

Büyük bir huzura doğru belli ki yolumuz uzun ve sarp. O halde ufak huzur anları yaratacağız, o dakikalara sığınacağız.

Kendi imkanlarınızla, el emeği, ömürlük değil ama anlık huzurlar hazırlanır, yeter ki niyet olsun.

Yağmur sağanak indirmişken, evin sokağına ulaşmanın rahatlığı ile, ıslanma korkusunu unutup, kaldırım kenarında biriken sulara gamsızca basmak mesela.

Suyun şıpırtısı, arındırma gücü, aklınızdan siliverin dünü, bugünü yarını. Hem bu güzel bir his olmasa, neden bütün çocuklar atlamak istesin biriken yağmur sularına?

Sonra evde, el örgüsü patikleri geçirip üşümüş ayaklara, sobaya yaklaşmak ya da kalorifer peteğine dayamak. Sıcaklığın oradan yürüyüp tüm vücuda yayılmasını hissetmek.

Elimizde mis kokulu bir adaçayı, belki içinde bir dilim limon. Bardağın ısısı ile soğuktan kızaran parmakların an be an rahatlaması.

Evde meyve soyup, doğrayacak birilerinin olması, dilim elmaları bıçağın ucuna takıp uzatması.

Portakalın sulu, elmanın tatlı çıkması, mandalin kabuklarının mis gibi kokması.

Huzur; bir şeylerin kendiliğinden yolunda gitmesi.

Dün gece, uykuya dalarken elden kayıp düşen kitabı, yerden alıp kaldığın sayfayı hemen buluvermek gibi.

Otobüste giderken, elindeki poşet parmaklarını kesmeye başlamışken, önünde dikildiğin adamın tam o an inivermesi.

Taksicinin seninle aynı radyo kanalını dinliyor olması ve şansa o an en sevdiğin şarkının çalması.

Elin kolun dolu apartman önünde anahtar ararken, içeriden komşunun kapıyı açıvermesi, gece çalan telefonun ucundan gelen, kulağını çınlatmakla yetinmeyen bir eski dostun sesi.

Huzur, içinde olduğun andan başka bir an hayal etme gereği duymamak.

Kendini kaptırdığın kitaptan başını kaldırdığında, bulunduğun yüzyılı hatırlamak için bir kaç saniye beklemenin gerekmesi, yolda birinin şapkasını çıkararak selam vermesi, bir kedinin sıcak minder üzerinde yayıla yayıla esnemesi, el örgüsü kazağın tam da kar öncesi bitmesi, üstüne de tam gelmesi.

Çalan şarkıda ayağınla tempo tuttuğunu, bir cam yansımasında saçlarının ne kadar güzel göründüğünü, lafa dalıp ne kadar da uzun yürüdüğünü  fark ettiğin, bir çocuğun yanlış telaffuz ettiği kelimeye gülmemek için dudaklarını ısırdığın anlar gibi.

Huzur; istemdışı gülümsediğini fark ettiğin anlar.

Sevdiğin birinin sana sarılması ve bırakmak için hiç acele etmemesi, beklemediğin anda yanağına konan bir öpücük, bir şömineden ya da sokaktaki bir varilden gelen odun ateşinin, mutfakta pişen en sevdiğin yemeğin kokusu, otobüs camına başını yaslayıp, evlerin sarı ışıklarına bakarken çocukluğundan bir anıyı hatırlamak, kaybettiğin biriyle rüyanda kavuşmak ve kucaklaşmak, beklenmedik yerden gelen bir iltifat, kasada ortaya çıkan ekstra tenzilat.

Huzur, bir emeğin sonuç verdiği andaki rahatlama.

Onca gündür suladığın çiçeğin tomurcuk vermesi, başını okşadığın köpeğin ellerini öpmesi, gıdıkladığın çocuğun gülüvermesi, pışpışladığın bebeğin kucağında uyuyakalması, uğraşıp çantadan cepten toparladığın bozukluğun tam çıkışması, her gün selamını esirgemediğin esnafın sonunda adını hatırlaması, evi dip bucak temizlediğin gün annenin uğraması.

Bir iyilik bulmanın zor olduğu acı günlerden geçiyoruz. Tünelin ucunu görmeyi umut ediyoruz. Endişenin bizi kör etmesinden, kalbimizin kurumasından, saçlarımızın hızla ağarmasından, aklımızın bunları kaldıramamasından, kahkahalarımızın donmasından, dayanılmaz ayrılıklardan, sokaklardan, kalabalıktan korkuyoruz.

Bir çocuğun elindeki takvimi parçalaması gibi hızla ve tarumar geçiyor günler ömrümüzden.

Mutlu olalım demiyorum, çok mesnetsiz olur. Umursamayalım demiyorum, terbiyesizlik olur, çıkış yolu gösteremem haddim değil, ukalalık olur.

Ziyan olmayalım diyorum, ömrümüze bir ayıp da kendimiz etmiş olmayalım.

Evde bayat ekmek birikince, bir tencerede tereyağ eritip, ekmekleri içine ufalarım.

Kırıntılar kızarırken mis kokar, biraz da tuz katarım.

Kaşıkla yenir çayın yanında. Yoktan yere lezzet çıkar ortaya.

Tatsız tutsuz, bayat ekmek gibi günlerden karın doyuran bir öğün çıkar mı sizce de?

Okuduysanız belki de bu akşam, sebepsiz yere dansa kaldırırsınız sevdiğinizi, banyoda ıslıkla şarkı çalarsınız, memleketteki akrabaları ararsınız, kıyamadığınız çeyizlik takımlarla bir sofra kurarsınız, küstüğünüz birine bir mesaj atar, bakarsın barışırsınız.

Belki de kalkıp bir kek hamuru çırpar, evi vanilya kokusuyla kaplarsınız.

Şu satırlar üç beş dakika da olsa sizi oyalar, bir damla da olsa huzur bulursanız, çok sevinirim.

www.evrensel.net
ETİKETLER Ayşen Aksakal

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.