Börklüce Mustafa’nın izinde

Börklüce Mustafa’nın izinde

Evrensel Basım Yayın'dan çıkan 'Börklüce' kitabı bir tarihsel sosyoloji kitabı. (Fotoğraf: Karaburun’da bulunan Börklüce heykeli.)

Arif KOŞAR
İstanbul

Bilge Umar’ın yazdığı ve Evrensel Basım Yayın’dan çıkan “Börklüce” kitabı hem bir tarihsel roman hem de yazarın adeta parantez içi açarak Aleviliğe, Bektaşiliğe ve Sünniliğe ilişkin önemli bilgiler verdiği bir tarihsel sosyoloji kitabı.Kitabın konusu Börklüce Mustafa’nın Karaburun’da öncülüğünü yaptığı komünün kuruluş ve Osmanlı ordusu tarafından yıkılış süreci.

Müridi, yakını, halifesi olduğu Şeyh Bedrettin’den herhangi bir talimat, hatta bir telkin bile gelmeden Börklüce, Karaburun’da bir kardeşlik komünü kurar. Tanrı ona üç savaştan zaferle çıkmayı vadetmiştir. Rüyasında öyle görmüştür. Halka zulmeden kale komutanını ve bilcümle ortaklarını “dara çekince” vergiler, adaletsizlik ve keyfiyetle perişan edilen halk üzerinde Bedreddinci propagandanın etkisi daha da artmıştı. 

Börklüce’nin kurduğu paylaşımcı kardeşlik düzeni çevrede yaşayan yoksul, mülksüz köylülerin birer ikişer göçünü başlatmış, Osmanlı ordusuna karşı kazanılan ilk zaferden sonra daha da hızlanmıştı. Dede Sultan (Börklüce) müritlerinin benimsedikleri toplumsal düzen sadece her şeyin bölüşülmesi ilkesine değil, onun kadar hatta daha çok vurgulanmış olarak yoksulluk ilkesine dayanıyordu. Bu yüzden Börklüce Mustafa, başka dervişlerin tersine hep başı açık ve ayağı çıplak geziyordu. Komünde sadece Müslümanlar değil Hristiyanlar ve Yahudiler de bulunuyor, kardeşliği vadeden hakka tevekkül ediliyordu. Börklüce kızıl sancağı göndere çekmişti artık:

Kalksın kement, zencir, halka
Geliyoruz dalga dalga
Malın mülkün hepsi halk’a
Kızıl sancak kalktı hey hey!
Ne saltanat ne padişah
Tevekkül tü teal Allah

İki Osmanlı ordusunu türlü türlü oyunlarla perişan eden Börklüce’nin müritleri üçüncüsüne güçlerini yettiremedi. Börklüce’nin üç savaşta zafer vadeden rüyası da tutmadı. Ama neredeyse bin yıl öncesinden “ne saltanat ne padişah” haykırışı göğe yükselirken ordunun başındaki Bayazid Paşa’yı soğuk soğuk titretti. Hepsi bir cümle idam edildi edilmesine de, onun din farkı gözetmeyen, “yarin yanağından gayri paylaşmak için her şeyi” diyen kardeşlik komünü bize miras kaldı.

BÖRKLÜCE İSLAMA DÖNMEYİ REDDETTİ

Şeyh Bedreddin ile Börklüce arasındaki ilişki bilinir. Ancak romanda ikili arasında önemli farklılıkların da bulunduğu iddia ediliyor. Bunlardan birisi de şu:  Son savaşta yenilgi üzerine düşülen tutsaklıkta, Börklüce ile müritlerine “İslam’a dönmeleri için” korkunç işkenceler yapılmış iken onlar, kendi inançlarına bağlı kalmış, işkenceye katlanmış, İslam’a dönme çağrısına uymamışlardı. Umar’a göre Bedrettin’in İslamlık dışı bir dinsel inanca bağlanmışlığı kabul etmesi gibi bir hal asla olmadı. Hatta böyle bir suçlama ile karşılaşmadı. Tersine o İslam’ın kurallarına karşı geldiği suçlamasını kabul etti ve ortadaki durumun Kur’an hükümlerine dayanılarak değerlendirilmesini doğru buldu. O değerlendirme sonucunda Kur’an’a göre kendisinin katli gerektiğini kabullendi.

DÜM TEK, DÜM TEK, DEM DEM DEM

Börklüce kimdi? 
“Bir fatih, hatta bir ordu komutanı, hatta bir devlet yöneticisi değildi.” 
Peki kimdi?
“İkide bir cezbeye düşen, Tanrı ile gönül yolundan ilişki, bağlantı kurduğu ve (Diğer ermişler, babalar, dedeler gibi Tanrı’nın sevdiği, seçkin kıldığı, kayırdığı, Tanrı’ya sözü ve hatrı geçen) bir peygam-ber, haber-veren, Tanrı sözcüsü olduğu, hatta zaman zaman Tanrı ile bütünleştiği, bir ve aynı varlık olduğu inancına içtenlikle kapılmış bir meczup derviş idi.”
“Meczup” ağır bir ifade gibi gelebilir. Ama Umar, Börklüce’nin giderek Bedrettin’i öğretiden kopararak kendini önce peygamber sonra da tanrı yerine koymaya başladığını ifade ediyor.
Osmanlı ordusunu ve başındaki Bayazid Paşa’yı karşılayan Börklüce yiğitleri yüzlerce ağızdan;
Düm tek, düm tek, dem dem dem
Resûlullah Sultan Dedem 
diyordu.
Üçüncü savaşı da kazanacakları müjdelenen Dede Sultan’ın yiğitleri Osmanlı’ya karşı coşku ile dövüşürken hep bir ağızdan, bu sefer;
Hak eyvallah Hude Hude
Yektir Allah Sultan Dede
diyor.
Derin Bektaşi felsefesinden esinlenmiş Börklüce öğretisinde Tanrı evrenin bütününden oluşur. İnsan da onun bir parçası olduğu gibi Dede Sultan onun en seçkin unsurudur. Umar’a göre, Börklüce öğretisinde insan soyunu temsilen Dede Sultan Tanrı’ya eşittir.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.