Fidel Para Siempre*

Fidel Para Siempre*

Özer Akdemir, Fidel Castro'yu ve Küba'yı yazdı.

Özer AKDEMİR

Fidel öldü. 2011 yılında Havana yakınlarında birlikte olduğumuz Uluslararası Julio Antnonio Mella kampından arkadaşımız Brezilyalı Telma Arauyo, “Fidel Para Siempre!” (Fidel ölümsüzdür) notuyla bir video gönderdi. Telma’nın gönderdiği videoda Fidel’in kardeşi, Küba Devlet Başkanı Raul Castro konuşuyordu. Üzgün ama kararlı bir ses tonuyla Fidel’in ölüm haberini verirken, konuşmasını mücadele arkadaşları Che Guevara’nın, Bolivya’ya gitmeden önce  Fidel’e yazdığı mektuptaki son sözleriyle tamamladı; “Hasta la Victoria Siempre - Zafere kadar, daima”.

Bir aylık Küba seyahatimiz boyunca onlarca Kübalıyla tanıştık. Devrime, sosyalizme inanmış komünistler çoğunluktaydı tanıştıklarımız arasında ama sistemi eleştiren çok sayıda gençle de tanışma olanağımız oldu. Komünist partiyi, onun hiyerarşik bulduklarını yapısını, teknolojik olanaksızlıkları, yoksulluğu vs. eleştiriyordu yeni nesil daha çok. Devletin, son derece kısıtlı olanakları ile insanlara ancak karnını doyurabilecek kadar bir yaşam ortamı sağlaması, Kapitalizmi, oraya gelen turistlerin yaşam standardından öte tanımayan gençlerin kendi sistemlerini eleştirmesi sonucunu doğuruyordu. Kapitalizmi bilmiyorlardı, yaşamamışlardı. O sömürüyü, o adaletsizliği, o baskıyı, eşitsizliği, gelecek kaygısını ve ezen ezilen ilişkisinin nasıl bir şey olduğunu tam kavrayamıyorlardı. Karınları doyuyordu, eğitim, sağlık ve diğer devlet hizmetleri ücretsizdi. Hemen herkesin işi vardı, başını sokacak bir yeri ama o kadar…

KÜBA DİYETİ

O yüzden, dünyanın gıpta ile baktığı bir sağlık sistemine sahip olan Küba’da bazı gençler doktor olmak yerine taksici olmayı yeğleyebiliyorlardı. Çünkü taksiciler, bir doktorun kazandığından on kat fazlasını kazanabiliyordu, turistlerin verdiği bahşişle. Aslında Kübalı, ABD ambargosunun ardından, insanların açlıkla baş başa kaldığı, “Küba diyeti” denen açlıkla mücadele programlarının uygulandığı süreçte açıldığı turizmin getireceği risklerin farkındaydı. O yüzden, turizmi tanımlarken kanser hastalığına uygulanan kemoterapiye benzetiyorlardı. Yan etkilerinin olacağını bildiklerini, ancak açlık ve yoksullukla baş etmenin başka olanağı olmadığını söylüyorlardı. Gençlerin, turistlere özenerek sistemi eleştirmesini, doktorluk yerine taksiciliği tercih etmesini ya da fahişeliği bu hastalığın yan etkileri arasında sayıyorlardı.

SIRÇA KÖŞKTEN KÜBA NASIL GÖRÜNÜYOR

Fidel öldükten sonra Küba’daki sistem ve Kübalının yaşam standardı dünyada olduğu gibi ülkemizde de çokça tartışıldı. AKP’lilerin başını çektiği muhafazakar kesim, Küba’daki demokrasiyi, yoksulluğu, Castro’dan devlet başkanlığını kardeşinin devralmasını, mağazalarda alışveriş yapacak çeşitliliğin bulunmamasını eleştirdi durdu. Tek adamın dudağı arasındaki bir OHAL sistemini, utanmadan ‘ileri demokrasi’ diye yutturmak isteyenler  Küba’da mahallelere kadar örgütlenmiş, siyasetle iç içe bir halk olduğunu görmediler ya da görmek istemediler. Kendi sırça köşklerinden, Samsun’da açlıktan ölen bebeği, Aladağ’da tarikat yurtlarında yanan yoksul köy çocuklarını göremeyenler Küba’yı ‘yoksul’ diye küçümsediler. Eğitim, sağlık, çocuğunun geleceği kaygısı olmayan bir halkın, AVM’lerde sanal paraları harcayamamasını, alamadığı ürünlere ağzının suyunu akıtarak bakamamasını ‘yoksulluk’ olarak gördüler, gösterdiler. Ceketin koyup vekil seçtirildiği, tüm vekillerin parti liderince belirlendiği, damadın, eş-dost akrabanın bakan, müsteşar, bürokrat yapıldığı bir ‘ileri demokrasisi’ ucubesinde yaşadığını unutanlar, Fidel’in, ömrü gerilla savaşı ve devrim mücadele içinde geçmiş, Küba’nın 4 büyük devrimci önderinden birisi sayılan kardeşinin devlet başkanı olmasını eleştirdiler.

KEMALİST FİDEL!

Ülkenin ana muhalefeti ise Fidel’i neredeyse Kemalist yaptı! Fidel’in Mustafa Kemal Atatürk için söylediği sözleri, yanına çeşitli şehir efsanelerini de katarak allayıp pulladılar. Bir zamanlar “Che öldürüldüğünde cebinde Nutuk” varmış efsanesini uyduranlar, yıllardır tekrarlanan “Küba’da heykeli dikilen tek yabancı dünya lideri Atatürk” diye gerçek dışı bilgeleri dolaşıma sokmayı sürdürdüler. Oysa Küba’da Atatürk’ün yanı sıra, dünyanın önde gelen siyaset, bilim ve sanat insanlarının birçok heykeli vardı. Bizim orada kaldığımız süre boyunca Lenin’in, Allende’nin, Bolivar’ın hatta Rum Lider Makarios’un bile heykellerinin Havananın sokaklarını, caddelerini süslerken gördük. Küba’da heykeli olmayan tek lider ise Fidel. Bizzat kendisi istememiş çünkü bunu. “Devrimi anacaksanız birçok devrimci var, Che var. Onların resmini yapın, heykelini dikin” demiş.

CHE’NİN YANI BAŞINA

Fidel’in külleri, Bolivya Dağlarından getirilerek Santa Clara’da Küba’nın bağrına gömülen Che’nin ve yoldaşlarının mezarlarının yanı başına serpilecek. Anıt mezarın açılışı sırasında kendisinin yaktığı ve o günden bu yana sönmeyen devrim ateşi artık hem Che’nin, hem Fidel’in ideallerinin simgesi olarak yanacak, “Hasta la Victoria siempre”…

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.