Sıra neferi bir kaptan: Namık Tarancı

Sıra neferi bir kaptan: Namık Tarancı

Gerçek gazetesi Diyarbakır temsilcisi ve şair Namık Tarancı’yı daha yakından tanımak için mücadele arkadaşı Haşim Demir ile bir röportaj yaptık.

Gerçek gazetesi Diyarbakır temsilcisi ve şair Namık Tarancı’yı daha yakından tanımak için mücadele arkadaşı Haşim Demir ile bir röportaj yaptık.

Namık Tarancı’yı tanıyarak başlayalım.
Namık Tarancı Diyarbakırlı ve Cahit Sıtkı Tarancı’nın yeğeni. Ailesi Diyarbakır halkı tarafından bilinen orta halli bir aile. Namık Tarancı aydın, yazar, şair bir kökenden geliyor. Çok erken yaşlarda babasını kaybetti. Babası 2 evlilik yaptığı için Namık ikinci evliliğinden olan çocuklarından birisi. 6 kardeşlerdi.

Ailesiyle ilişkileri nasıldı?
Kardeşler aralarında hiçbir ayrım yapmazlardı. Son derece saygılı bir gençti. İnsanlara karşı çok sevecen yaklaşırdı. Çevresi tarafından çok sevilirdi. Aynı zamanda Faruk Abi’nin daha büyük olmasına rağmen ailenin büyüğü sanki Namık’mış gibi hissedilirdi. Onun söylediği her şey ailede etkili olurdu. Çok titiz olan, misafir bile kabul etmeyen en büyük abisinin eşi Namık söyleyince evini açardı, anahtarı bile verirdi. 

Gençlik mücadelesi içinde nasıl yer aldı?
Ortaokul ve  lise yıllarında devrimci fikirleri öğrenme, aydın olma, okuma araştırma ve mücadelenin içine dahil olma yönünde ciddi bir çabası vardı. Alparslan Türkeş Diyarbakır’a geldiği zaman şehire sokulmadı, konuşturulmadı ve geldiği gibi terketmek zorunda kaldı. Binlerce emekçi o gün tabiri caizse bir ayaklanma refleksi gösterdi. Namık da bu eylemde yerini aldığı için polis tarafından yakalandı. Ciddi işkencelere maruz kaldı. 
Okulda gösterdiği başarının üzerinde Tokat Eğitim Enstitüsü’nü kazandı. Pek çok eğitim enstitüsünde olduğu gibi orası da faşistlerin işgali altındaydı. Dolayısıyla öğrenim özgürlüğü ve can güvenliği en önemli taleplerden birisiydi. Namık, Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği Federasyonu başkanlığını yapıyordu aynı zamanda. Her gün devamlılık mecburiyeti yoktu eğitim enstitüsüne ama Namık dernekte ciddi sorumlulukları olmasına rağmen okulu hiç terk etmedi, orada talepleri için mücadele etti. 
Diyarbakır’daki gençlik çalışmasında birçok sorumluluk alıyordu. İşçi gençlerin yoğunluklu olduğu organize sanayi bölgelerinin öncelikli çalışma alanı olması için çokça çaba sarfetti. O sırada Türkiye Kalkınma Bankası’nın süt fabrikasında çalışıyordu. İşçilere fabrika tarafından verilen sütü her gün Gençlik Derneğine getirip eşit şekilde bölüştürürdü. Çalıştığı fabrikada Namık’tan 15 yaş büyük işçiler vardı ama Namık’ın her sözünü her kelimesini her önerisini dikkatle dinlerlerdi. Çalıştığı yerdeki herkes onu çok severdi. Çünkü insanlarla ilişkileri çok güçlüydü. Onları bir fikre kazanırken bu özelliklerinin çok etkisi olmuştur. Her çağrısı ya da önerisi karşılık bulurdu işçiler arasında. Biz onu fabrikada ziyarete gittiğimizde bütün işçiler toplanır gelirdi “Namık’ın arkadaşları gelmiş” diye. Herkes sırayla gelir tanışırdı.
Gazetecilik yaptığını da biliyoruz. Çalıştığı dönemlerde özgür basın üzerinde ne gibi engellemeler vardı? Bu konuda gazetelerde nasıl çalışmalar yürütülüyordu?
Namık’ın gazetecilik yaptığı dönem Kürt özgürlük hareketine, sendikal harekete ve sosyalist harekete karşı topyekün bir mücadelenin başladığı koşullardı. Namık’ın gazeteciliği gerçek anlamda Babuşkin’in yaptığı gazetecilikten bir farkı yoktu. Emekçiler açısından doğrudan onların yaşamlarının içinden çıkmış bir örnekti. Çok ağır, çok riskli bir dönemde her gün tehditlerle karşı karşıya gelmenin yükü altında gazetecilik yaptı. Kontrgerilla cinayetlerinin, faili belli faili meçhul cinayetlerin, köy boşaltma, yakma olaylarının, aydınların hedef haline getirildiği koşullarda çalıştı. Gazetecilik yaptığı gibi, derginin de tüm bölge çapında dağıtımını üstleniyordu.
Gazete halkın gerçekleri görmesi için önemli bir araçtı. On binlere ulaştırılması için bir dağıtım ağının olması şarttı. Namık’ın da bu ağın örülmesinde emeği vardı. Ona bölgeyi geçici bir süre terk etmesi ve kendi güvenliğini sağlamasına yönelik bir öneri gelmişti ama o bunu reddetti. Çok kararlı ve iyi bir geleceğe dair çok inançlıydı. O bunu yaparken de kendisi gibi gazeteci olan tüm basın emekçilerini örgütleme, gazeteciler cemiyetinde birleştirme konusunda da çalışıyordu. Gazetenin niteliğini arttırmak için teknik donanımını da arttırmaya çalışıyordu.
Bugün de aslında gerek gazetemize yönelik tehditler, Cumhuriyet’e yapılan tutuklamalar açık monarşik saltanat özlemli bir diktatörlük yönünde atılan adımlara karşı direnme eğilimi ve mücadele etme eğilimi ve  Namık gibi arkadaşlaımızın Metin Göktepe’den Hasan Tahsin’e kadar sahip olduğu muhalif gazetecilik tutumu önemlidir. Bizim gazeteciliğimiz de hangi gazetecilik tipinin baz alınması gerektiği yönünde somut bir örnektir. 

“BİLİNCİMİZ DUYGULARIMIZI YÖNETİYORSA NE MUTLU BİZE.”
Namık Tarancı mücadelede ya da çevresinde hangi yanlarıyla öne çıkardı? 

78’in sonbaharında tanıştık biz onunla. İlk tanıştığım insanlardan birisiydi Diyarbakır’da. İlk tanışmamda yaklaşımı ve sıcaklığı beni çok etkiledi. Dernekteki arkadaşlar bana “birazdan kaptan gelecek.” demişlerdi. Kaptan, Namık’ın lakabıydı. Namık’ı tanıdıktan sonra bu adı ona boşuna vermediklerini anladım. Gemisini iyi yürütebilen iyi kumanda edebilen bir kaptandı.
Namık gençlik mücadelesinin çokça yükseldiği ve binlerce üyesi olan bir derneğin başkanlığını yapıyordu bu süreçte ve böylesi bir derneğin sorumluluğunu taşımasından kaynaklı her davranışında her hareketinde çok özenli davranırdı. 
Cezaevinden çıktıktan sonra evlendi. Bizim Derman Tarancı’ya arkadaşlık teklif ettiği zaman onun cevabını beklerken Derman’ın gönderdiği haber üzerine şöyle bir mesaj göndermişti: “Bilincimiz duygularımızı yönetiyorsa ne mutlu bize.” demişti. Bunu Derman’a söylemesinin sebebi bir devrimcinin yaşamında evlilik hiçbir koşulda mücadeleyi engellemeyecek ve dolayısıyla burjuva mülkiyet ilişkileri üzerinden bir ilişki olmamalıdır. Burada siyasal bilincin kendi duygularımızı yönetmesi gerektiğini ifade etmişti. Böylesi bir yaklaşım da bizi çok etkilemişti.
Sevdiğimiz ya da bizi seven arkadaşlarımıza zaman ayırma ya da onlarla arkadaş olma fikrini bile öteleyen dışlayan bir yaklaşımımız vardı bizim. Bunlar o günkü baskı ve atmosferden kaynaklıydı tabii ki. Namık bunları eleştirirdi. Duyguları bastırmak, ötelemek, birini severken bunu ifade etmemenin bir devrimcide inanılmaz bir tahribat yaratabileceğini ve o devrimcinin peşinen zaafa uğrayabileceğini söylüyordu. 
Namık iyi bir ajitatördü aynı zamanda. 27 Kasım 1979’da işsizliği, yoksulluğu, hayat pahalılığını protestosunda 400-500 kişi vardı. Yol kapatıldı ve Namık çıktı. Üzerinde büyük uzun bir paltosu vardı. 5 dakika konuştu ama çok etkileyici, açık ve yalın konuştu. Polis bile protestoyu dağıtamadı. Namık’ın övündüğü gururla bahsettiği şeylerden birisi de Stalin’in yüzüncü yıl döneminde uluslararası komünist hareket o yılı Stalin yılı ilan etmesi ve her yerde yapılan Stalin’i anma, kavrama etkinlikleri oldu. Diyarbakır’da da 200 kişinin katıldığı bir etkinlik yapıldı. Herkes “burada konuşacaksa Namık konuşacak” demişti. O da çok iyi bir konuşma hazırlamıştı. Bitince, “Bu benim bıyıklara layık oldu mu, olmadı mı? Olduysa herkese benden yemek.” dedi. Diyarbakır’ın tatlısı meşhurdur. Tatlı ısmarladı herkese.
“HER YERDEYDİ O”
Aynı zamanda şairdi Namık Tarancı...

Namık , şüphesiz amcasından da etkilenerek, Diyarbakır’da Saraykapı Mahallesi’nde yaşamasının da etkisiyle daha küçük yaştayken ufak tefek şeyler yazmaya başladı. Yaşadığı her şeyi şiire dökme ve onu edebi bir şekilde yansıtmaya çalışıyordu. Birebir yaşadığı duygular üzerine yazardı. Şiirlerinde de bunu görmek mümkün. Güzin ana da(annesi), “Namık şiirin yok mu?” diyordu, okurdu, mest olurdu, “Oğlum sanki beni yazmışsın” derdi. Annesi bile şiirinde kendisini görürdü. Mutlaka kültür sanat yönümüzün gelişmesi gerektiğini söylerdi. Çevresini yazmaya teşvik ederdi. Sonuçta aileden gelen, bilinen sevilen bir şair vardı, övgüyle tüm büyük şairlerden bahsederdi. “Diyarbakır’dan çok şair çıkar.” diyordu. “Ben olur muyum olmaz mıyım bilmem ama ben yazacağım.” diyordu.
Aklınızda kalan bir şiiri ya da bir dizesi var mı bizimle paylaşabileceğiniz?
“Kurdoğlunda kanım aktı/
Ölümü çok sevmişim”

Bu iki satırlık dizesi onun Kurdoğlu dedikleri askeri bir bölgede yaşatılan işkenceye dair yazdığı bir dizeydi. 
Sizin hayatınıza nasıl bir etkisi oldu Tarancı’nın?
Sabır, irade, azim, kararlılık, sadakatle bağlılık… Tüm bu özellikleri bende tartışmasız çok derin bir etki bırakmıştır. Özellikle de faaliyetin kişilere bağlanmasına çok sert karşı çıkardı. Namık kişilere bakmazdı, çalışmaya nereden katılabileceğine bakardı. Namık’ı anlatacaksak tasfiyeci akıma, hizipçi girişimlere karşı bu sözünü söylemek gerekir: “Kişiler gelir gider, dün arkasından koştuğumuz insanlar bizi terk eder gider, biz buna bakmayacağız. Bizim baktığımız yer partimizin ideolojisidir.” derdi. 
Aynı zamanda zerre kibir bulunmazdı onda, tam bir sıra neferiydi. Çevresindeki herkese örnek olurdu. 
Onu bir gün tren kopartmanında görürdün, bir gün derginin bürosunda, bir gün işçilerle toplantılarda, bir gün de haber peşinde koşarken. Her yerdeydi.


“İÇTEN, AÇIK VE DOBRA DOBRAYDI”

Karakter özellikleri nasıldı?
Çok paylaşımcıydı. Günlük mücadele içinde her arkadaşıyla yatağını, yemeğini paylaşırdı. Hatta cezaevinde 65 kişi bir koğuşta kalırken bir ayda toplam 19 tane ekmek gelmişti. Ekmekleri kendi bölüştürürdü, herkese eşit bölerdi. Hasta olanlar varsa toparlanmaları için daha iyi hissedenlerle konuşup onlarınkini ve kendininkini onlara verirdi.
Çok düzenli ve titizdi. Sporunu yapar, sağlığına dikkat ederdi. Gazete bürosunda tek bir çöp kağıt bile bulamazdınız.
İçtenliği açıklığı, dobralığı onun en önemli özelliklerindendi. Hatta belki beni en çok etkileyen özelliği budur. Ne düşünüyorsa içten bir açıklıkla dile getirirdi. Söylediği yanlış bir şey olursa da aynı içtenlikle kendini eleştirirdi.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.