Modern üniversitelerin temelinin atıldığı topraklarda...

Modern üniversitelerin temelinin atıldığı topraklarda...

"Ancak aradan geçen 1500 yıldan fazla zamanda üniversite ve bilimsel eğitim kavramlarının yine aynı topraklarda geldiği aşama hiç de iç açıcı değil.”

Çağla YOLAŞAN
Diyarbakır

İnsanlığın göçebeliği sona erdirip toprağa bağlı yaşamaya başladığı yerlerden bahsedeceğiz. Kuzey Mezopotamya’da, bugünkü Urfa sınırları içerisinde, 4000 yıldır adına Harran denilen bir yer var ve Harran dünyanın ilk bilim merkezlerinden biri sayılıyor. Adını Harran Okulu olarak bildiğimiz, yüksek bir medeniyetin bugüne ulaşan kalıntıları bize çok şey söylüyor.  İnsanlığın henüz bugünkü anlamda bilimsel ve teknik gelişmelerde yolun çok başında olduğu dönemlerde, bugün hala üzerinde şehirler kurulu olan topraklarda sistematik bir bilimsel faaliyet ihtiyacı doğmuştu. Din, astronomi, tıp, matematik ve felsefe disiplinleri Harran Okulu’nun başlıca çalışma alanlarıydı. İnsanlık bin yıllar önce dahi bilimsel araştırmaların geliştirilmesi; insan bedeninin, varoluşun, evrenin temel yasalarının sırrına edebilmek adına ileri bir harekette bulunmuştu. 
PEKİ YA BUGÜN?
Kurulduğu tarihi net olarak bilmeyebiliriz ama, Harran Okulu’nun ilk çağda faaliyet gösterdiğini biliyoruz. Kent yaşamındaki diğer mekanizmaların bağımsız bir örgütlenme olarak ilk modern üniversitelerden biri şimdi yaşadığımız ülkenin topraklarında. Ancak aradan geçen 1500 yıldan fazla zamanda üniversite ve bilimsel eğitim kavramlarının yine aynı topraklarda geldiği aşama hiç de iç açıcı değil. Özellikle bölge üniversitelerinde son bir buçuk yıldır dolaşan gericiliğin karanlık gölgesi bir anlamda bilimin tarihsel gelişimi karşısında yenilmeye de mahkum. 
Modern üniversitelerin temelinin atıldığı topraklarda bugün AKP hükümeti döneminde açılmış ve kısmen de tarihi daha eskilere dayanan üniversiteler var. Başlıcaları olarak Yüzüncü Yıl, Dicle, Fırat ve İnönü Üniversitelerini sayabiliriz. Ancak bugün itibariyle bu üniversitelerde bilimsel, demokratik ve özerk eğitimi bir kenara koyalım, tam karşıtı olarak cemaatlerin kadrolaştığı, itaat ettirmek üzerine kurulu ve şiddetin göstergesi olma anlamında silahların kütüphane odalarına kadar girdiği bir tabloyla karşı karşıyayız. 
Yalnızca 15 Temmuz darbe girişiminin ardından hayatımıza giren OHAL cenderesini değil, coğrafyada süren savaşında birinci derece muhatabı olarak üniversitelerde bir süredir olağanüstü koşullarda eğitim görüyoruz. Geçtiğimiz hafta çevik kuvvet polislerinin üniformalı ve bellerindeki silahlardan Dicle Üniversitesinin bahçesinde rahatlıkla tavla oynayabilmeleri, kütüphanesini kendi yaşam alanı gibi kullanabilmesi ise bu durumun geldiği son noktanın ifadesidir. Özerk, bilimsel, demokratik eğitim mücadelemizin karşısında, üniversitelere karakollar kuruluş olması, silahların üniversitelerin doğal bir dekoru haline gelmiş olması nereden baksak kabul edilebilir bir durum olarak görünmez. Şiddetin değil bilimin, demokrasinin ifadesini savunuyoruz!
BİR CEMAAT GİTTİ, DİĞERİ GELDİ
Tablonun diğer bir köşesinde yer eden  tartışmalar ise birbiri ardına yayınlanan, birer hukuk garabeti niteliğindeki kanun hükmündeki kararnamelerle ihraç edilen akademisyenler. Hükümet Üniversitelerden FETÖ’yü temizlediğini iddia ederken görüyoruz ki ihraç edilen akademisyenlerin yerine başkaca cemaatlerden kadrolaşmalar yaşanıyor. Üniversitelerin bağımsız, demokratik ve laik yapısının korunması -hatta ülkemizde bugün itibariyle belki de yeniden inşa edilebilmesi- için çözüm bir cemaatin yerine diğerinin kadrolaşması değil, tümden cemaat yapılanmalarının akademik kadroları işgal etmesinin önünü almaktır ve bizim de mücadelemizin önemli bir ayağı laik üniversiteler mücadelesidir. 
Tüm bu sarmala dönmüş kirli tablonun hemen yarın son bulacağını öngörmüyoruz. Kaldı ki bugünkü tablonun yerini tahayyül ettiğimiz düzendeki üniversitelerin alabilmesi bizim mücadelemizden geçiyor. Bunun için korkunun duvarları yıkıp bir araya gelmekten ve üniversitelere kendi sözümüzü taşımaktan başka seçeneğimiz yok.

www.evrensel.net