20 Kasım 2016 13:35

OHAL’de bakın halk ne diyor, iktidar ne yapıyor?

SAMER’in araştırmasına göre çatışmanın alabildiğine tırmandırıldığı koşullarda iktidar yeni rejim inşa ederken Bölge halkı sürece dönülmesini istiyor.

Paylaş

Yüksel GENÇ

Türkiye 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana oldukça kritik ve riskli dönüşümlere tabi tutuluyor. “Allah’ın bir lütfu” olarak görülen darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ve ardındaki gayri anayasal ve gayri hukuki sayılabilecek uygulamalara olanak sağlayan Kanun Hükmünde Kararnamelerle Türkiye’nin 96 yıllık cumhuriyet rejimi bir dizi  karakter değişimine uğruyor. Bir vakitler AKP’li vekilin dediği gibi 96 yıl bir “reklam arasına” dönüveriyor.

Sıklıkla bahsedilen ve Yenikapı mitingiyle “ruhunun”  parametreleri ilan edilen ‘Yeni Türkiye’nin tamamlanma aşaması olarak görülen darbe girişimi ve sonrasındaki gelişmeler, iç ve dış tüm tarihsel çatışma noktalarının bir ajandaya uygun olarak canlandırıldığını gösteriyor. Köklü rejim değişikliği arzulayanların işini genellikle en çok kolaylaştıran gerilim ve çatışma siyaseti, içeride ve dışarıda gayet cüretkâr biçimde canlı tutuluyor. Ajandanın başarısı için bir yandan toplum endişe, korku, ve baskı politikaları ile iktidara bağımlı kılınıp  muhafazakâr, Türk-İslam sentezine uygun biçimde yeniden  inşa edilirken, diğer yandan da dış politikada gerilim alabildiğine tırmandırılıyor.

OHAL ilanı ve KHK uygulamaları, içinde öğretmen, sağlıkçı, hakim, savcı, asker, polis gibi kamunun her alanına ait on binlerce memurun işsiz kalması, on binleri kapsayan gözaltı, yargılama ve tutuklama furyası, Kürt sorunu bağlamındaki gerilimin uç noktalara taşınarak sürdürülme çabası, iç politika ile dış politika arasındaki açının ciddi anlamda kaybolması, gerilim ve savaş siyasetine dış politikada açılan kocaman alan, tüm bu ajandanın gereği gibi görülüyor.

İktidar açısından Türkiye’de ‘Başkanlık’ ya da ‘Tek Adam İktidarı’ olarak kurgulanan bu kültürel, siyasi ve sosyal inşada son büyük fırsat olarak değerlendirilen 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasındaki gelişmeleri halkın nasıl değerlendirdiği, nasıl algıladığı ise (iktidar lehine sunulan birkaç görünüm dışında) gerçek anlamda bilinmiyor veya güvenilirliği yüksek ciddi bir saha araştırmasıyla ölçülmüyor.
Baskı politikalarının gündelik hayatı belirlemeye başladığı günümüzde, güvenli saha çalışması koşullarının ciddi anlamda sarsıldığı koşullarda, gerilim ve çatışma stratejisinin en fazla dayandırıldığı Kürt sorununun önemine haizle, Kürdistan’da bir saha araştırması yapmanın özel kıymeti nedeniyle Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin (SAMER) Ağustos sonlarında başlattığı bir haftalık saha çalışması önemli bir açığı doldurmaya aday görünüyor.

HALK İKTİDAR POLİTİKALARINI ONAYLAMIYOR

“15 Temmuz darbe girişimi, Suriye’ye askeri müdahale ve çatışmalı duruma ilişkin algı, beklenti ve eğilimleri” ölçen SAMER’in gündem anketi, 31 ağustos-7 eylül tarihleri arasında, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı iki bölgedeki 16 kent merkezinde, 852 hanede gerçekleşti.
OHAL koşullarının güçlükleri içerisinde gerçekleştirilen; 15 Temmuz ve sonrasındaki gelişmelere Bölge halkının yaklaşımını anlamaya katkı sunan araştırma, üzerinde düşünülmesi gereken, dikkate değer sonuçlara ulaştı. Örneğin, gerilim ve çatışmanın alabildiğine tırmandırıldığı koşullarda iktidar yeni rejim inşa ederken, Bölge halkının yüzde 85,3 gibi ezici çoğunluğu barış sürecine dönülmesini istiyor, yüzde 83’lük bir kesim Türkiye’nin geleceğinden endişe duyuyor. Türk-İslam sentezinin dışında siyaset yürüten HDP’nin darbe girişimi sonrasındaki liderler zirvesine ve yeniden başlayan anayasa çalışmalarına davet edilmemesini desteklemeyenlerin oranı yüzde 68. Yine anketin yapıldığı süreçte yeni başlayan Suriye’ye askeri müdahaleyi desteklemeyenlerin oranı da yüzde 60.

15 Temmuz darbe girişiminin etkilerinin henüz çok taze olduğu, iktidar çevrelerinin ikinci darbe girişimi riskinin yüksekliğini sıklıkla dillendirdiği koşullarda dahi Bölge halkının yarısı OHAL ilanını onaylamıyor. İlanı gerekli gören üçte birlik kesimin çoğunluğu ise OHAL’in “devletin kendisine ilan edilmiş” boyutunu olumluyor. Bu sonuçların ülke adına, halk adına karar veren siyasi aktörlere, muhalefete, sivil toplum örgütü ve demokratik kitle örgütlerine çok şey söylediği, kimi sorumluluklar yüklediği açık değil mi!

İKTİDAR ‘YENİ REJİM’, HALK BARIŞ İSTİYOR

Peki ne diyor, bölgenin 16 kent merkezinde gerçekleşen son gündem anketimizin sonuçları? Maddelersek:
1)    Elâzığ’ı, Urfa’sı, Diyarbakır’ı, Adıyaman’ı, Van’ı, Kars’ı ile Bölge halkının yüzde 85,3’ü Kürt sorununda çözüm sürecine dönülmesini istiyor. Çok yıkıcı ve insanlığa karşı suçların da işlendiği son bir yılın sonunda her şeye rağmen, siyasi eğilimi ne olursa olsun halkın ezici çoğunluğunun çözüm sürecine dönülmesi arzusu kadar kıymetli bir sonuç olamaz sanıyorum. Zira bu çalışmadan 6 ay önce, Sur, Cizre, Silopi gibi kent ablukalarının acı sonuçlarının henüz alındığı dönemde yaptığımız saha çalışmasına göre birlikte yaşam umudunun tamamen yok olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 18,8 idi; birlikte yaşam umudunun zayıfladığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 35,6 idi. Aynı saha çalışmasına göre Bölge’de çözüm sürecinin bir daha hiç başlamayacağını düşünenler çoğunlukta olup oranı yüzde 29,3’tü. Çözüm sürecinin 6 ay içinde yeniden başlayabileceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 16,9’du. Yani kısa sürede barış süreci başlamazsa orta ve uzun vadede çözüme dair bir ufuk göremiyordu insanlar!

Toplamda yüzde 53’lük bir oranın birlikte yaşam umudunun ciddi anlamda zayıfladığı koşullardan altı ay sonra, siyasi eğilimi ne olursa olsun yüzde 85.3’lük bir kesimin çözüm sürecine dönülmesi isteğini beyan etmesi titizlikle değerendirilmeyi hak ediyor.

Bu sonucun kuşkusuz farklı bağlamlarla değerlendirilmesi mümkün. Öte yandan halkın olası daha kötü durumu önleme isteği, uyarısı ve müdahalesi olarak okumanın da mümkün olduğu kanaatindeyim. Zira ankete bütünlüklü bakıldığında bölge halkının önemli bir kesiminin, Suriye’ye müdahale de dahil, iktidarın son dönemdeki politikalarının ekseninde Kürtlerle çatışma stratejisi olduğunu düşündüğünü, bunun da geri dönülmez ve onulmaz sonuçları olacağına dair kaygı yarattığını görmek pekala mümkün.
Ancak anket çalışmasının akabinde kayyum atamaları, öğretmenlerin görevden alınması, gözaltıların artması, gündelik hayatın neredeyse militerleşmesine yol açan güvenlik uygulamaları, DAİŞ için girildiği ilan edilen Suriye’de asıl hedefin YPG olduğunu gösteren saldırı ve söylemler, halkın ‘çözüm’ diyerek neye müdahale etmeye çalıştığının da ipuçlarını veriyor kanımca.

HALK GELECEKTEN ENDİŞELİ

2)    Yine benzer biçimde, siyasi eğilimi ister AKP, HDP, ister MHP ya da CHP’den yana olsun, bölge halkının yüzde 83 gibi ezici bir çoğunluğu Türkiye’nin geleceğinden endişe duyuyor. Bu denli yoğun bir kesimi kapsayan endişeliliğin;  toplumsal huzursuzluğu, mutsuzluğu, çatışma ve gerilim zeminlerini besleyeceği akıldan çıkarılmamalıdır.

Öte yandan endişe alanlarını kaşıyarak güç ve iktidar kazanılabileceğini 1 Kasım seçimleriyle bu ülkenin deneyimlediğini de hatırlatmakta fayda var. Fakat bu politikalarla iktidar devşireceğini düşünenler, şiddet yolunun sahip olunanın kaybedilmesiyle sonuçlanabildiğini de hatırlamalılar. En çok neden endişeli oldukları sorusuna ise sırasıyla, katılımcıların yüzde 57,7’sinin iç savaştan/Kürt sorunundan, yüzde 14,1’inin Suriye’deki savaşa eklemlenmekten, yüzde 11,2’sinin ekonomik gidişattan, yüzde 10,3’ünün toplumsal kutuplaşmadan en çok endişe duyduğunun altını da bu vesileyle çizmiş olalım.

3) Sahadan ortaya çıkan ve karar vericilerin dikkate alması gereken bir diğer sonuç; darbe sonrası iktidar uygulamalarının halkın onayına sahip olmadığına dair verilerdir. Örneğin, Bölge halkı darbe girişimi sonrasında gerçekleşen liderler zirvesine ve anayasa çalışmalarına HDP’nin davet edilmemesini, OHAL’i, Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesini onaylamıyor. Daha açık bir deyimle iktidarın son üç aylık politika ve uygulamalarını desteklemiyor. Anket yapıldığından bu yana geçen bir buçuk  ayda hâlâ HDP’nin sürece dahil edilmediği, OHAL’in ikinci defa uzatıldığı, Suriye’deki askeri müdahalenin hedefinin Rojava, PYD ve YPG’ye yönelerek derinleştiği düşünülürse, iktidar için Bölge halkının ne düşündüğü değil uygulamaya koyduğu ajanda  önemlidir diyebiliriz. Öte yandan halka rağmen halkın kaderini etkileyen politikaların kocaman bir meşruluk problemi ile karşı karşıya olduğunu da söyleyebiliriz.

4) Çalışmada iktidar başta olmak üzere kamuoyunda bazı çevrelerce hakim kılınmak istenen kimi yargıların Bölge halkında yeterince karşılık bulmadığına, inandırıcı bulunmadığına dair kimi tespitlere de ulaşıldı. Örneğin hakim olan görüşün aksine “Darbe girişiminin bir oyun olduğu” düşüncesinde olan yüzde 21,7 gibi hatırı sayılır bir kesimle karşılaşıyoruz. Yine Türkiye’nin IŞİD (DAİŞ) ile yeterince mücadele etmediğini düşünen yüzde 53,8’lik büyük bir kesim var. Üstelik Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesinin nedeni olarak öncelikli adres olarak  IŞİD değil YPG’nin ilerlemesini durdurma amacı gösteriliyor (yüzde 33,6). Yine yüzde 19,6’sı Türkiye’nin müdahalesini kantonların birleşmesini önleme çabası olarak niteliyor. Yani toplamda yüzde 53,2’lik bir kesim Suriye’ye askeri müdahaleyi öncelikli olarak Kürtlerle ilişkilendiriyor. Bu kaygı bugün iktidarın YPG’yi hedeflediklerini duyurmasıyla onaylanmış oluyor, somutluk kazanmış bulunuyor!

5) HDP’nin anayasa çalışmalarına davet edilmemesinin, IŞİD  ve Suriye’ye askeri müdahalenin nedenlerine ilişkin verilen yanıtlara bakıldığında Bölge halkının, iktidar politikalarında Kürtlük meselesinin ayrıştırıcı, dışlayıcı bulunduğu anlaşılıyor. Zira araştırma grubumuzun “IŞİD Türkiye’de en çok Kürtleri ve Kürtlerle dayanışma içinde olan kesimleri hedefliyor” görüşünde olan yüzde 59,2’lik kesime, neden hedeflemiş olduğunu düşündüğünü sorduğumuzda; yüzde 30.7’si iç savaş çıkarmak,  yüzde 27,1’i Kürt sorunundan kaynaklı yaşanan şiddette hükümeti desteklediğini göstermek biçiminde yanıtlar veriyor.
Bu yaklaşımı güçlendiren bir diğer sonuca göre; katılımcıların yüzde 47,4’lük kesimi Türkiye’nin en büyük sorunu olarak Kürt sorununa ilk sırada işaret ederken, yüzde 22,1’lik kesim ise  çatışma ve şiddet ortamına işaret ediyor.

SİYASİ EĞİLİMLER, MÜŞTEREKLER VE AYRIŞMALAR

6) Siyasi eğilimlerle kıyaslanan pek çok yanıtta ayrışma ve farklılaşmalara rastlanmış olsa da: Çözüm süreci, gelecekten endişe duyma, HDP’nin süreçten dışlanması gibi bir grup temel soruya yanıtlarda Meclis’teki dört siyasi parti taraftarlarının müşterekliğinin arttığı görülüyor. Öte yandan darbenin kime karşı yapıldığını düşündüklerinden, OHAL’e ve ülkenin temel sorunlarının ne olduğuna dair bir kısım soruya verilen yanıtların oydaşlık durumuyla kıyaslandığında, ciddi ayrışmalara rastlandığının, AKP ve MHP seçmeninin birçok soruda eğilim yakınlığı taşıdığının, HDP ve CHP seçmeninin de benzer biçimde yakınlaşarak ayrıştığının altını çizmek gerekiyor.

7) Çalışmada bunca zor bir süreç içerisinde katılımcılar nezdinde Bölge’nin siyasi eğilimleri de ölçülmeye çalışıldı. Çıkan sonuçlarda çok ciddi farklılıklar görülmese de; bugün seçim olsa AKP’ye oy vereceklerin oranında görülen  yüzde 2,7’lik erime  dikkat çekicidir. Tedirginlik ve güvensizliğin yoğun olduğu çatışmalı coğrafyalarda seçmenin genellikle iktidar partisine dönük eğilimi dillendirmenin daha risksiz olduğu kanaatiyle oyunun adresi olarak iktidar partisine işaret etmesi olağan sayılacaksa, gizli oy oranında artış beklenecekse de, bu erime reel olarak çok daha fazla demektir. Diğer partilerin durumu stabil görülürken AKP’deki erime, son 3 aylık iktidar politikalarının Bölge halkınca onaylanmadığı, desteklenmediği görüşüyle tutarlıdır. Öte yandan bu koşullarda saha çalışmalarını yanıltabilecek gizli oyların varlığındaki artışa ve  sandığa gitmek istemediğini beyan edenlerdeki kısmi bir artışa da işaret etmek faydalı olacaktır.

Özetle, ayrıntısına ssamer.com adresinden ulaşabileceğiniz gündem raporunun sonuçları halkın riskleri ne denli net gördüğüne işaret ettiği gibi, demokratik Türkiye için fırsatların neler olabildiğine de işaret etmektedir. Darbe girişimi sonrasında Cumhurbaşkanı ve Hükümetin “Halk ne derse o olur” düsturu hâlâ geçerli ise ilk yapılacak şey; gerilim, şiddet ve çatışmaya dayalı tüm politik kulvarların terk edilmesiyle işe başlanmalı, geç olmadan rejim değişikliği değil, barış ihtiyacı politikaların odağına konmalıdır.
Yazı, KHK’yle kapatılan Tîroj dergisinden alınmıştır.

ÖNCEKİ HABER

Saçlarına kızıl güller takayım

SONRAKİ HABER

Metrobüste yer tartışması yaşadıkları kişiyi bıçaklayıp kaçtılar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa