20 Kasım 2016 09:23

‘Bir eksik olmayacağız’ dediler, binlerce çoğaldılar

Arjantin’de başlayan ve birçok Güney Amerika ülkesine sıçrayan 'Bir Eksik Olmayacağız' gösterileri ile binlerce kadın sokağa döküldü.

Paylaş

Hilal ÜNLÜ
Jesus de la ROZA

Arjantin’de ekim ayının 8’ini 9’una bağlayan gece işlenen bir kadın cinayeti, kadınların mücadelesini sadece Arjantin’de patlama noktasına getirmekle kalmadı, Güney Amerika kıtasındaki birçok ülkede şiddetle mücadelenin ortak bir eksenle yürütülmesinin başlangıcı oldu. Buenos Aires’in 400 kilometre güneyindeki Mar del Plata kentinde, 16 yaşındaki Lucia Perez, kendisine uyuşturucu verilerek tecavüze uğradı, hayatını kaybetti. Aynı hafta sonu Arjantin’de 31. Ulusal Kadın Buluşmasında 70 bin kadın bir araya geldi ve kadınlara karşı uygulanan her türlü şiddete karşı mücadeleyi yükseltme kararı aldılar. Kadınların yaptığı gösteri ve yürüyüşlere polisin şiddetle müdahale etmesi üzerine kadın kuruluşları “Ni Una Menos” (Bir Eksik Olmayacağız) sloganı ile grev ve protesto eylemleri çağrısında bulundu. Çağrı, ülkedeki tüm kadınların (Ve kadın haklarına sahip çıkan erkeklerin) tüm ülkede saat 13.00-14.00 arasında işi bırakmalarını ve saat 17.00’den sonra protesto eylemleri düzenlemelerini talep ediyordu. Ev kadınlarına da hitap edilerek bir saatliğine çalışmayı bırakmalarını ve evlerinde pencerelerinden, balkonlarından siyah çarşaflar asmaları istendi. Çağrı ülkenin her yanında büyük yankı buldu. Bazı milletvekilleri tarafından Arjantin meclisindeki tartışmalara grev boyunca bir saatliğine ara verilmesi teklif edildi ve bu teklif 105 oya karşılık 110 oyla reddedildi. Yani meclisin yarısı grevi destekledi.

Benzer bir mücadele de Peru’da yıllardır yürütülüyordu. Ağustos ayında Peru’nun başkenti Lima’da ve diğer şehirlerde kadınlara uygulanan şiddete ve cinayetlere karşı 150 bin kişinin katıldığı eylemler düzenlendi. Yılbaşından ağustos ayına kadar 59 kadının öldürüldüğü Peru’da kadınlar, “Birimize dokunan hepimize dokunmuş demektir” sloganını yükselttiler. Birçok Latin Amerika ülkesinde de kadınlar sokaklara çıktı. Resmi verilere göre her gün ortalama 7 kadının cinayete kurban gittiği Meksika’da miting ve gösteri yürüyüşleri ile Arjantinli kadınların mücadelesine destek verildi. Kolombiya’da çeşitli şehirlerde yüzlerce kadının katıldığı gösteriler yapıldı.

Bu güçlü sesin ortaya çıkmasının arkasında ne vardı peki? Arjantinli kadınlar bu eylemleri nasıl organize etti? Yoksulluk ve eşitsizlikle perçinlenen şiddet sorununu nasıl ele aldılar? Arjantin’deki “Pañuelos en Rebeldia” kadın hareketinden ve Plaza de Mayo Anneleri Üniversitesi kurucularından Claudia Korol kadınların mücadelesini aktarırken 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ne doğru Türkiyeli kadınlara çok önemli deneyimler de sunuyor.

Arjantin’de geçtiğimiz ay kadınlar “Bir Eksik Olmayacağız” sloganıyla kitlesel bir şekilde sokağa çıktılar. Kadınlar ne istiyor?

Aslında bu bir patlamaydı ve birikimin sonucuydu. Adım adım gelindi bu noktaya. “Bir kişi eksik olmayacağız” geçen yıl ilk defa alanlara çıktı ve bu eyleme beklediğimizin çok üstünde bir katılım oldu. Bu durum kadınların “canlarına tak etme” noktasına geldiğinin göstergesiydi. Kadına uygulanan şiddet biçimlerinden yalnızca biri olan kadın cinayetlerinin artması karşısında toplumsal bir yorgunluğa işaret ediyordu. Kız çocukları vahşice katledilmişti ve bu sarsıcı bir etki yarattı. Biz feministlerin ve farklı kadın kolektiflerinin yıllardır şikayetçi olduğumuz konuyu görünür kıldı ve genel bir bilinç sarsıntısı yarattı.

Geçen yıl gerçekleştirilen kitlesel “Bir Eksik Olmayacağız” eylemi bu yıl olağanüstü bir kitlesellikle 3 Haziran’da tekrarlandı. Bu dönemde hükümet değişikliği olmuştu ve büyük medya organlarının gündemini bu olay meşgul etmişti. Buna rağmen bu eyleme de katılım oldukça yüksek oldu.

Bu ikinci eylemden sonra Ulusal Kadın Buluşması adıyla bir başka büyük etkinlik gerçekleştirdik. Bu, 31 yıldan bu yana yılda bir kez gerçekleştirilen bir kadın buluşmasıydı. Bu yıl Rosario’da yaptığımız bu buluşmaya 70 binden fazla kadın katıldı. Biz kadınlar üç gün boyunca atölyelerde iş, sağlık, eğitim, şiddet, kendi yaşamımız, kendi bedenimiz hakkında kendimizin karar verme hakkı ve Latin Amerika konuları gibi farklı temaları tartıştık. Kürt kadınlarının kendi gerçekliklerini anlattığı bir masa da vardı bu buluşmada. Bu arkadaşlar Kürt halkının ve kadınlarının mücadelesinden aktarımlar yaptılar bize. Buluşmanın bir parçası olarak yaptığımız yürüyüşe 120 binin üzerinde kadın katıldı. Sürprizler art arda gelmeye başlamıştı; giderek büyüyordu kadınların tepkisi.

16 yaşındaki Lucia Perez’in tecavüz ve işkence sonucu katledilmesi bardağı taşıran son damla gibi yansıdı. Yürüyüşün bu kadar yaygın ve ses getirici olmasında bu olay ne kadar etkiliydi?

Ulusal Kadın Buluşmasından 1 hafta sonra tecavüz ve işkence edilen 16 yaşındaki Lucia Perez yaşamını kaybetti. Bunun üzerine kadınlara ülke çapında bir saatlik iş bırakma çağrısı yaptık. Kadınlar tarihte ilk defa  bu tür bir iş bırakma eylemi yapıyordu.

MACRI’YE KARŞI İLK İŞ BIRAKMA EYLEMİ KADINLARDAN

Bu eylemde kadınlar aynı zamanda iş yerlerinde toplantılar ve başka eylemler de yaptı. Böylece bu iş bırakmalar ülkenin dört bir yanında, tüm kentlerde büyük yürüyüş ve mitinglere dönüştü. Bu oldukça ilginç bir durumdu; çünkü iş başına geldiği aralık ayından bu yana, yani böyle kısa bir zamanda çalışma koşullarını güvencesizleştirerek işçi haklarını süpüren Macri Hükümeti döneminde hiçbir sendika iş bırakma eylemi yapmamıştı. İşçi sendikaları bürokratik bir yapı içinde olup mücadelede kararlı değil; dolayısıyla Macri’ye karşı ilk iş bırakma eylemini biz kadınlar yaptık.

Bu son ekimde yapılan yürüyüşün bu kadar ses getirmesinin nedeni Lucia olayı değil aslında; çünkü geçmişte de buna benzer çok sayıda vaka var. Birincisi Lucia olayı ile birlikte oldukça tanınmış bir grup tanınmış gazeteci kadın iletişim organlarından, sosyal medyadan güçlü bir şekilde bunun duyurusunu yaptı, güçlü bir kampanya yürüttüler. İkincisi ise geçmişte yaşananlar ve yaptığımız çalışmalar sonucu bir enerji birikimi oldu ve artık yeter dendi. Lucia olayı bardağı taşıran son damla oldu yani.  Bütün bu yukarıda saydığım enerji, öfke birikiminin ve kitleselliğin artmasının sonucuydu bu kampanyanın bu kadar tanınır olması.

KAMPANYA KADINLAR ARASINDAKİ AYRILIKLARI KALDIRDI

Bu protesto ve kadınların geniş katılımı neyi ortaya koymuş oldu?

Bu kız çocuğunun katledilmesinin yanı sıra şimdiye kadar görünür olmayan ya da yıllardır dile getirilmeyen çok sayıda şiddet olayı da ortaya çıktı. Kaybolan, katledilen kız çocuklarının arkadaşları, aileleri bu kızların fotoğraflarıyla oradaydılar. Kaybolan kızının, kız kardeşinin ya da annesinin fotosuyla yürüyen ailelerin ya da arkadaşlarının fotosu ile yürüyen bir sendikanın kadın üyelerinin durumu yürek yakıcıydı. Kısacası şimdiye kadar görülmeyen çok sayıda şiddet olayı görünür oldu bu sayede. Aynı zamanda şiddet uygulayanların cinayeti işleyenlerin fotoları da taşınıyordu eylemde. Bu eylemden bir gün sonra gerçekleşen bir başka durum ise yasal yoldan şikayet vakalarının artmasıydı. Şimdiye kadar hiç şikayette bulunmayan çok sayıda insan şikayet etmeye başladı. Bunun karşısında ataerkil anlayıştan sert yanıtlar almaya devam ediyoruz; son “Bir eksik olmayacağız” yürüyüşünden döndüklerinde katledilen kadın arkadaşlarımız oldu.

Geçen yıl bazı partilere mensup kadınlarla aramızda ciddi bir fikir ayrılığı vardı; bu kampanya ile birlikte aramızdaki bu ayrılık kalktı. Yani kampanya biz kadınları birleştirdi de...

YAŞAM KOŞULLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ TALEBİ ŞİDDETLE MÜCADELE TALEBİDİR

“Bir Eksik Omayacağız” kampanyasının bizim ülkemizde çok görünür olmayan ama çok önemli bir yanı daha var; kadınların yaşam koşullarının iyileştirilmesi talebiyle birleşen bir şiddete karşı mücadele ekseni. Bunu biraz açar mısınız?

Bu yürüyüşte kadınların iş talepleri de vardı; çünkü “Bir Eksik Olmayacağız” eylemi aynı zamanda beslenme, sağlık, barınma ve elimizden alınan çalışma hakkı eylemiydi. Bunların eksikliği de sistemin neden olduğu şiddeti doğuruyordu çünkü. Bu sisteme karşı bir eylemdi de... Şiddet sistemden kopuk değildi. İş bırakma çağrısı yapılan bildirinin içinde yalnızca Lucia´nın katlinin protestosu yoktu yani; aynı zamanda çalışma koşullarının kötülüğü, işten atma, kadın işçilere yönelik hak talepleri de vardı. Ekonomik yönü de vardı kadına uygulanan şiddetin altında. Dolayısıyla antikapitalist boyutta bir yanıt vermek gerekiyordu kısacası. şimdi de 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde oldukça güçlü ve kararlı bir yürüyüş planlıyoruz.

KADIN MÜCADELESİNİN SINIRI YOK

Türkiyeli kadınlara bir mesajınız?

Onlara dayanışma duygularımı yolluyorum. Biliyoruz ki Türkiye´de kadınlar mücadeleci, devrimci, bizim örnek aldığımız kadınlar. Özellikle darbe sonrası olanlardan haberdar olduğumuz gibi mevcut hükümetin politikalarının en çok da kadınları vuracağını biliyoruz. Türkiye Latin Amerika ülkelerine, bu ülkelerde yaşayan Türk, Kürt halklarından insanların sesini kısmaları için baskı yapıyor. Türkiyeli kadınlarla enternasyonal dayanışma içinde olacağız. Uluslararası örgütlerden Türkiye ile dayanışma eylemleri yapmalarını talep edeceğiz. Kadın mücadelesi sınırları olmayan bir mücadeledir. Yine biliyoruz ki Türkiye´de çok sayıda kadın cezaevlerinde. Onlara diyoruz ki “Onların mücadelesi bizim mücadelemizdir.”

MÜCADELE ETMEMİ İSTİYORSAN BENİ ŞİDDETLE GÜÇSÜZLEŞTİRME!

Claudıa Korol, Arjantin’de şiddetle mücadele için bir halk eğitimi sırasında Guatemala´dan Maya k´iche´ Yerlilerinin Önderi Lolita Chavez’in aktardığı bir olayı da paylaşıyor bizimle: “Bir gün GoldCorp maden şirketine karşı yürütülen bir mücadeleyi tartışmak üzere düzenledikleri bir toplantıda erkeklerden biri, kadınların mücadeleye yeterince güç katmadıklarını söylüyor. Orada bulunan kadınlardan biri de kendi karısı. Adamın bu sözü üzerine karısı adama, ‘daha güçlü bir şekilde mücadele etmemi istiyorsan bana evde şiddet uygulayarak gücümü azaltma’ diyor. Sonra bir bir tüm kadınlar aynını söylüyor orada bulunan kocalarına. ‘Sizin yaptığınız da maden şirketlerinin yaptığından farksız; çünkü onlar da mücadele gücümüzü alıyorlar elimizden’ diyorlar. Ev içi şiddete karşı mücadele sisteme, çok uluslu şirketlere karşı mücadeleyi zayıflatmaz aksine güçlendirir tabii. Bu, verdikleri topraklarını savunma mücadelesi, çok uluslu şirketlere karşı verdikleri mücadeleyi de güçlendiren bir mücadeledir.”

ÖNCEKİ HABER

Tartı doğru sonucu veriyor mu?

SONRAKİ HABER

Mezuniyetin maliyeti düşündürüyor: Dükkana gelen boş çıkıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa